şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2011 Pazar

OY MARAL GÖZLÜ ÇOCUK


Oy maral gözlü çocuk
Bilir misin, kalemim kılıç  kağıt kalkanım
Senin için üzerime ne duvarlar yıkılır
Kan kokulu ne duvarlar örülür bilir misin
Ve her gün batımında bir kalem kırılır
Yağlı urgan  boynumda,  ellerimde al kanım…
Oy çocuk, oy maral bakışlım
Son demlerinde ağlatırlar mor salkımlı baharı
Bilir misin, kaç kuşun kanadına ayrılık yazarlar
O ne utanmaz karanlıktır, yanar yürek harı
Kapkara bir delik açılır insanlığın tam ortasında
Senin için ciğerime  ne mezarlar kazarlar…
Oy maral gözlü çocuk
Bilir misin, bu akan özgürlüğün selidir önümde
Aydınlıktır, sanadır,  bir o kadar asidir ve deli
Senin için alev almış gözlerimde
Kaç sırdaşı sürükler kahpeliğin yeli bilir misin
Ve serin sabahlara eser seher yeli
Yüreğim titrer, ürkek serçeler ellerimde…
Bilir misin oy maral gözlü çocuk
Dağlarımın doruklarına az kaldı
Ve ekmek kadar aç olduğumuz aşka
Kurudukça toprak ve susadıkça fidanlar yeşerecek
Senin için ektiğim sevda tohumları başka
Darağacından uzandıkça gökyüzüne boy verecek…
Oy maral gözlü çocuk
Dinle bak, tabanı inleten ayak seslerini buluşturdum
Ne ağla artık ne de kapa gözlerini
Senin için aydınlığı çağlar öncesinden tutuşturdum
Ve benim ve bizim için ateşledim közlerini
Bilir misin…

Canan Arslan

4 Ocak 2011 Salı

ŞEHİTLER!


                                     Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
                                     mezardan çıkmanın vaktidir!
                                     Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
                                     Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'dakiler
                                     Dumlupınar'dakiler de elbet
                                     ve de Aydın'da, Antep'te vurulup düşenler,
                                     siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
                                     yatarsınız al kanlar içinde.
                                     Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
                                     siz toprak altında derin uykudayken 
                                     düşmanı çağırdılar,
                                     satıldık, uyanın!
                                     Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
                                     kalkıp uyandırın bizi!
                                     uyandırın bizi!
                                     Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
                                     mezardan çıkmanın vaktidir!

                                                                                                                                 Nazım Hikmet

2 Ocak 2011 Pazar

Saklarım Gözümde Güzelliğini Âşık Veysel

Saklarım gözümde güzelliğini,
Her neye bakarsam sen varsın orda...
Kalbimde gizlerim muhabbetini,
Koymam yabancıyı, sen varsın orda!

Aşkımın temeli, sen bir âlemsin,
Sevgi, muhabbetsin, dilde kelâmsın,
Merhabasın, dosttan gelen selâmsın...
Duyarak alırım, sen varsın orda!

Çeşitli çiçekler yeşil yapraklar,
Renklerin içinde nakşını saklar,
Karanlık geceler aydın şafaklar,
Uyanır cüml'âlem sen varsın orda...

Mevcudatta olan kudreti kuvvet,
Senden hâsıl oldu sen verdin hayat,
Yoktur senden başka ilânihayet,
İnanıp kanmışım sen varsın orda...

Hu çeker iniler çalınan sazlar,
Kükremiş dalgalar coşar denizler,
Güneş doğar perdelenir yıldızlar,
Saçar kıvılcımlar sen varsın orda...

Veysel'i söyleten sen oldun mutlak,
Gezer daldan dala yorulur ahmak,
Sen ağaç misali biz dalda yaprak,
Meyva çekirdeksin sen varsın orda...

Âşık Veysel

24 Aralık 2010 Cuma

Aşık Veysel Birlik Destanı


21 Aralık 2010 Salı

PEZEVENK


Dünya ahvâlinden haberi yoktur
Sohbeti din ile açar pezevenk
Komşusu aç iken kendisi toktur
Sanki melek olmuş uçar pezevenk!..

Karanlık işlerde zıplama ister
Evine granit kaplama ister
Dünya mektebinden diploma ister
İnsanlık dersinden kaçar pezevenk!..

Herkesin kabına çeşmesi akmaz
Erkek sinekleri hareme sokmaz
Fakir komşusunun yüzüne bakmaz
Selâmsız sabahsız geçer pezevenk!..

Sanırsın Allah'la akte oturmuş
Cennete giderken macun götürmüş
Hûriler'i dizip işi bitirmiş
Şimdi gılmanları seçer pezevenk

Aydınlığa düşman yobazın dölü
Hû çekerken şişmiş ağzında dili
Erbâbi, ülkede bunlardan dolu
Durmadan zehrini saçar pezevenk!..
Âşık ERBABİ

Tanrıya Sitem

 
Öyle sahtekar ki senin kulların
Yoldan çıkanlardan korkar oldum ben
Oruç namaz niyaz hepsi onların
Sarık takanlardan korkar oldum ben

Seni kullanarak vatan satanlar
Yazdığın kitaba yorum katanlar
Ulu önderime dil uzatanlar
Hatır yıkanlardan korkar oldum ben

Bunların namazı gösteriş olsun
Bu sayede bütün cepleri dolsun
Yaptığı hainlik yanına kalsın
Kurşun sıkanlardan korkar oldum ben

Benim kitabımda yoktur kin tutmak
Sahtekar olup da ibadet yapmak
Hem sana inanmak hem insan yakmak
İnsan yakanlardan korkar oldum ben

Benim felsefem de insan sevgisi
Sözle olur şaşanların yergisi
Haksıza isyanım tanrı vergisi
Dost’dan bıkanlardan korkar oldum ben

DÖNMEZİ yim düştüm hain eline
Sahip olmak gerek el dil beline
Üzülürüm Pir Sultan ın haline
Körce bakanlardan korkar oldum ben

Aşık DÖNMEZİ (Yusuf DÖNMEZ)

HAMDOLSUN



Besmele çekerek başladık işe
Saçlımız var kelimiz var hamdolsun
Çiğnemeden yuttuk değmedi dişe
Her tarafta elimiz var hamdolsun

Naylon faturacı bakanımda var
İnsanları diri yakanımda var
Taciz edip hapis yatanımda var
Her sektörde kolumuz var hamdolsun

Sömürü yaparak oyları aldık
Zengin olma hayallerine daldık
Deryalara gemicikleri saldık
Yüzdürecek dölümüz var hamdolsun

Yardım için kuruluşlar kurdurduk
Teşkilatı yönetime doldurduk
Cennetten tapu vererek kandırdık
Laf üreten dilimiz var hamdolsun

Kriz bizi ortadan teğet biçti
İkinci kez halkımız bizi seçti
En tepeye bizlerden biri geçti
Köşkümüzde gülümüz var hamdolsun

Dün gece rüyamda AB ye girdim
Sıkma baş dedi ki hoca sen erdin
Üç çocuğu kendimden örnek verdin
Üretecek belimiz var hamdolsun

DÖNMEZİ yazıyor benim dilimle
Bu ülkeyi ben bitirdim elimle
Şeriata gidiyoruz milimle
Yürünecek yolumuz var hamdolsun
Yusuf DÖNMEZ (Aşık DÖNMEZİ)

5 Aralık 2010 Pazar

ADAM OLMAK

Çevrende herkes şaşırsa,
bunu da senden bilse,
sen aklı başında kalabilirsen eğer,
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır,
hem kendine güvenirsen eğer,
bekleyebilirsen usanmadan,
yalanla karşılık vermezsen yalana,
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana.
Düşlere kapılmadan düş kurabilir,
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer,
ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir,
ikisine de vermeyebilirsen değer,
söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz,
kandırabilir diye safları, dert edinmezsen,
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz,
koyulabilirsen işe yeniden.
Döküp ortaya varını yoğunu,
bir yazı turada yitirsen bile,
yitirdiklerini dolamaksızın dile
baştan tutabilirsen yolunu.
Yüreğine, sinirine dayan diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da,
herkesin bırakıp gittiği noktada,
sen dayanabilirsen tek.
Herkesle düşüp kalkar, erdemli kalabilirsen,
unutmayabilirsen halkı, krallarla gezerken,
dost da düşman da incitemezse seni,
ne küçümser, ne büyültürsen çevreni
her saatin her dakikasına
emeğini katarsan hakçasına
her şeyi ile dünya önüne serilir,
üstelik oğlum, adam oldun demektir...

Rudyard Kipling( 1865-1936 ) 
Çeviri : Bülent Ecevit


HER ÇAĞDA, HER ÜLKEDE, HER ZAMAN ORTAYA ÇIKABİLDİĞİ GİBİ BİZDE DE SİNİRLERİ ZAYIF, ANLAYIŞI KIT İNSANLARLA BİRLİKTE KİŞİSEL GEÇİMİNİ VE MUTLULUĞUNU YURDUN VE ULUSUN ZARARINDA ARAYAN VATANSIZ ALÇAKLAR VARDIR. "


10 Kasım 2010 Çarşamba

Çanakkale'de Ölüm

Sen ölüm,
Evlerde pissin ama,
Daglarda igrençsin.

Sen ölüm,
Birinin adi silinir de,
Adin geçer ancak.

Sen ölüm,
Eli tutmaz olur da, gözü görmez olur da
Tutarsin, görürsün oralarda ancak.


Sen ölüm,
Ülkelerde kötüsün ya
Ülkelerarasi daha çirkinsin


Sen ölüm,
Sayriliklardan sonra gelirsin peki,
Şu dev gibi, su dipdiri gençlerle isin nedir?

 
Fazıl Hüsnü Dağlarca

Samsun'dan Ankara'ya

- Ordunun silahları alınmış
ve alınmakta

Atım acından hasta, çalmışlar kılıcımı,
Üşürüm.
İçimde silah sesleri,
Sabaha kadar, tövbe tövbe,
Gecelerle dövüşürüm.

Kabzalarım vardı parıl parıl,
Altın elmas.
Getirmiştim ta Orta Asyadan,
Ta batı Avrupa hayran olmuştu,
Kalmış ağırlıklarınca avuçlarımda yas.

Hepsi bir başka biçimdeydi,
Ama kardeşti tüfekle yay.
Onlarla yaşamam hızlanırdı,
Duyulurdu suyun ekmeğin lezzeti daha hoş,
Daha kolay.

Çalmışlar kılıcımı,
Vaktim bir ateşle kızıllaşır önce.
Sonra tarihler tarihler döğer içimizdekileri,
O kadar hafif, o kadar yalın,
Kılınç olur düşünce.


Fazıl Hüsnü Dağlarca

Mustafa Kemal'in Kağnısı

Yediyordu Elif kağnısını
Kara geceden geceden
Sanki elif elif uzuyordu inceliyordu
Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar
İnliyordu dağın ardı yasla
Herbir heceden heceden

Mustafa Kemal'in Kağnısı derdi kağnısına
Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı
Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifcik
Nam salmıştı asker içinde
Bu kez herkesten evvel almıştı yükünü
Doğrulmuştu yola, önceden önceden

Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif,
Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar
Kocabaş çok ihtiyardı çok zayıftı
Mahzundu bütün Sarıkız, yanısıra
Gecenin ulu ağırlığına karşı,
Hafiftiler, inceden inceden

İriydi Elif kuvvetliydi kağnı başında
Elma elmaydı yanakları, üzüm üzümdü gözleri
Kınalı ellerinden rüzgar geçerdi daim
Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına
Alını yeşilini kapmıştı, geçirmişti
Niceden niceden

Durdu birdenbire Kocabaş, ova bayır durdu.
Nazar mı değdi göklerden, ne?
Dah etti, yok.Dahha! dedi, gitmez.
Ta gerilerden başka kağnılar yetişti geçti gıcır gıcır
Nasıl durur Mustafa Kemal'in Kağnısı
Kahroldu Elifcik, düşünceden düşünceden

Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş,
Vur beni, öldür beni, koma yollarda beni.
Geçer, götürür ana çocuk mermisini askerciğin
Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım
Bak hele üzerimden ses seda uzaklaşır
Düşerim gerilere iyceden iyceden

Kocabaş yığıldı çamura
Büyüdü gözleri büyüdü, yürek kadar
Örtüldü gözleri örtüldü hep
Kalır mı Mustafa Kemal'in Kağnısı bacım
Kocabaşın yerine koştu kendini Elifcik
Yürüdü düşman üstüne yüceden yüceden.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

1 Kasım 2010 Pazartesi

NAZIM HİKMET RANIN KENDİ SESİNDEN ŞİİR DİNLE

31 Ekim 2010 Pazar

Be Hey Dürzü


Ne ararsin TANRI ile aramda!...
Sen kimsin ki orucumu sorarsın?
Hakikaten gözün yoksa haramda
Başı açığa niye türban sorarsın?
Rakı, şarap içiyorsam sana ne.
Yoksa sana bir zararım, içerim.
İkimiz de gelsek kıldan köprüye,
Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim

Esir iken mümkün müdür ibadet?
Yatıp kalkıp ATATÜRK'e dua et.
Senin gibi dürzülerin yüzünden,
Dininden de soğuyacak bu millet

İşgaldeki hali sakın unutma.
ATATÜRK'e dil uzatma sebepsiz.
Sen anandan yine çıkardın amma
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz.

Neyzen TEVFİK

Atila İlhanın Kendi Sesinden Şiir Dinle


Atila İlhanın Kendi Sesinden Şiir Dinleyin

ahmet arifin sesinden şiirler

Ahmet Arifin sesinden şiir dinleyin

BEN ANAMDAN YOLCU DOĞDUM-ATİLLA İLHAN(kendi sesinden)


BEN ANAMDAN YOLCU DOĞDUM

yolumdan çekil yavrum
bağlasalar duramam
demir asa demir çarık dedim
neyleyim!
yolculuk dedim
ağaçlara tünedi yine akşam kargalarla bir
rüzgar kendini yerden yere vuruyor
kırık dökük yıldızlar belirli uzaktan
telsiz mevceleri ardım sıra koşturuyor
anamdan yolcu doğmuşum
yedi dağın yolları kalbimden geçer
salkım salkım mısralar gelir içimden
dudaklarımda yağmur damlaları
alır beni yollar beni alır gider

anamdam yolcu doğmuşum
nehirlerle birlikte denizlere kavuştum
akşam dedim
şu koca dünya dedim
ağlasam dedim
yola bir düşüldü mü ömür boyunca gidilir
ekmeğin ve şarabın peşinden
turnaların peşinden
büyük şehirler büyük aşklar
çığlık çığlığa terkedilir
ben
çocuklar gibi sevdim devler gibi ıstırab çektim
damarlarımda dünyanın bütün rüzgarları
harblere açlıklara yalnızlığıma rağmen
anamdam yolcu doğmuşum
neyleyim
gurbet dedim
vatan dedim
hürriyet dedim.

ATİLLA İLHAN

30 Ekim 2010 Cumartesi

Sesleniş / Uğur Mumcu


Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız,
sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
bizler bir mum ışığında bitirdik kitaplarımızı.
Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler
takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez.
İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren
birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik,
doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız,
arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi
verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir
şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında,
yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin
acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük
yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven
gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar
erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...
Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin
elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin
ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş
kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı
gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık
sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi
dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla
kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik
kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşımızdaki kızlarımızı
öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu, omuz başından
keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak
fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında
bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki
topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki,
Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da,
paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin
için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma
bizi...
Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armağandı bize.
Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen
ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli
emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek
istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın, dedik, sokak
ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım,
unutma bizi...
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi
savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil
dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş
Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız
bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız.
Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak
istemediler.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline
değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile
almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga
vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam
sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz
titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı
gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım, unutma bizi...
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında
vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu
düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da
susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün
bile, karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri
önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına,
demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir
şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...
Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma
bizi...
Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey
halkım, unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep
birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi,
unutma bizi...