chp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
chp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2012 Salı

Kemal Kılıçdaroğlu'nun 16. olağanüstü Kurultay açılış konuşması 26.02.2012

Cumhuriyet Halk Partisi 16. olağanüstü Kurultayı " Büyük Demokrasi Şöleni" CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kurultayın açılış konuşmasını  26.02.2012

22 Şubat 2012 Çarşamba

Kılıçdaroğlu'nun grup toplantısı konuşması 21 Şubat 2012

Kılıçdaroğlu'nun grup toplantısı konuşması 21 Şubat 2012

10 Ocak 2012 Salı

Kılıçdaroğlu'nun grup toplantısı konuşması 10- Ocak -2012


CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN; 10.01.2012 TARİHİNDE GRUP GENEL KURUL TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA

CHP Genel Başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU – Hiç meraklanmayın, dinlemeseler de dinleteceğiz onlara. (Alkışlar) Demokrasi nedir, özgürlük nedir, hukuk nedir, hukukun üstünlüğü nedir bunu öğreteceğiz. Önce onlara öğreteceğiz. Bu ülkede herkesin demokrasiyi isteme hakkı var. Herkesin özgürlük isteme hakkı var. Herkesin arzu ettiği gibi düşünme hakkı var. (Alkışlar) Onlara demokrasiyi ve özgürlüğü öğreteceğiz.

Değerli arkadaşlarım, saygıdeğer basın mensupları, televizyonları başında bizi izleyen saygıdeğer yurttaşlarım; hatırlarsınız, geçen hafta koşulsuz asgari ücretin altına imza atan Türk-İş’i eleştirmiştim. Neden bunu yapıyorsunuz? İşçinin hakkına, emekçinin hakkına neden sahip çıkmıyorsunuz diye eleştirmiştim. Eleştirdiğim gün Türk-İş bana bir mektup göndermiş. Mektubun birinci bölümünün bir paragrafında diyor ki: “Efendim, CHP Genel Başkanı bu eleştiriyi yaparak Türk-İş bizim arka bahçemiz olsun diyor.” Bu kadar sığ, bu kadar kısır, demokrasiden nasibini almamış böyle bir anlayışı şiddetle reddediyorum. Sadece bir meslek kuruluşu, bir sivil toplum örgütü, bir işçi sendikası değil, hangi kuruluş olursa olsun hiçbir kuruluşun hiçbir siyasal partinin arka bahçesi hâline dönüşmesini istemiyoruz, her ortamda da bunu şiddetle reddederiz. (Alkışlar) Ama burada ciddi bir itiraf var. Bu itiraf, nasıl oldu da gözlerden kaçtı, ben gerçekten şaşırıyorum. Ya korku imparatorluğunun bir sonucudur bu gözden kaçıyor, yazılmıyor ve bunu yapan Türk-İş’in de hangi gerekçeyle bunu yazdığını da, bana gönderilen mektupta bunu yazdığını da kamuoyuna açıklamasını istiyorum. Cümleyi aynen okuyorum: “Türk-İş, alınan zam oranının yetersiz olduğunu vurgulamış, ancak işçileri daha düşük bir zamma mahkûm etmemek için söz konusu orana onay verdiğini de açıklamıştır.” Bir dakika, çok önemli bir itiraf. Diyor ki “Biz muhalefet şerhi yazsaydık daha düşük bir fiyat verilecekti. Ama muhalefet yazmadık, daha yukarıda bir asgari ücret rakamı belirlendi. Sen Türk-İş olarak Seyfi Demirsoy’un mirasını, Halil Tunçların mirasını nasıl korku imparatorluğuna teslim edersin. Senin görevin korkuya direnmektir, ayağa kalkmaktır, asgari ücret düşükse bunu haykırmaktır ve söylemektir. (Alkışlar) Ve bir Türk-İş düşünün korku imparatorluğuna teslim oluyor, şantaja teslim oluyor. Şantaja teslim olan bir işçi sendikası olabilir mi? Ya bunu imzala dediler ya da sana küçük rakam vereceğiz dediler. O da paşa paşa gitti, altına bastı imzayı. İnsanda biraz utanma olur. Şiddetle ama şiddetle reddediyorum. Ve buradan söylüyorum: Hangi sendikaya üye olursa olsun, her işçiye, sendikalı, sendikasız işçiye ve Türkiye’deki bütün taşeron işçilere sahip çıkan tek parti vardır, onun adresi, yeri, adı Cumhuriyet Halk Partisidir. (Alkışlar)
Saygıdeğer arkadaşlarım, bugün 10 Ocak, Dünya Gazeteciler Günü. Çalışana gazeteciler günü olarak bizim 1961 yılında kabul ettiğimiz bir gün. Gönül isterdi ki bugünü bir bayram günü olarak kutlayalım. Gönül isterdi ki bugünü özgür bir basının var olduğu, basın emekçilerinin özgür olduğu, demokratik bir ülkenin özgürlük bayramı olarak kutlayalım. Ne yazık ki içinde bulunduğumuz şartlar bize bu imkânı vermiyor. Ağzını her açtığında “Demokrasi bir kurumlar ve kurallar rejimidir” diyenlerin şu soruyu kendilerine sormalarını isterim: Özgür basını temel bir kurum olarak içinde barındıramayan bir rejime demokrasi denebilir mi? Basının özgürlüğünü yitirdiği bir ülkede demokrasi varlığını sürdürebilir mi? Özgür basının demokrasi olmazsa olmaz bir kurumu olduğunu herkesten çok medyanın, sivil toplumun, yurttaşların, aydınların, akademisyenlerin bilmesi gerekiyor. Demokrasi, kanaatlerin esir alınmamış vicdanlı bireylerin rejimidir. Demokrasi, düşüncelere, fikirlere fırsat eşitliğinin verildiği bir rejimdir. Demokrasi, vatandaşların gerçek bilgiye, hakikate serbestçe ulaşabildikleri rejimin adıdır. Demokrasi, her vatandaşın bilgiye yani malumata özgürce ulaşabildiği ve bundan dolayı kendi kanaatine oluştururken seçenek sahibi olduğunu bildiği rejimin adıdır. Eğer bir ülkede basın özgür değilse, o ülkenin sivil toplum kuruluşlarının sesi duyulmaz. O ülkede gerçekte olup bitenlerden vatandaşın haberi olmaz. O ülkede farklı fikirleri insanların ruhu bile duymaz. O ülkede gerçekler karartılır, hakikat perdelenir. Onun içindir ki “medya demokrasiyle vardır” sözüne hiç inanmayın. Bu söz doğru bir söz değildir. Medya, demokrasinin esamisinin olmadığı dönemlerde de vardı. Medya, hâlâ diktatörlükle yönetilen ülkelerde çok daha güçlü olarak var. Medya bu tür rejimlerde iktidarın elinin altındaki borazan gibidir, onun sopası gibidir ve öyle çalışır. Önemli olan, özgür medyadır, hür medyadır. Medya, demokrasiyle var değildir, demokrasi özgür medya ile vardır. Medyanın sesini kısmak demokrasinin sesini kesmektir. O ses hepimizin sesidir. O ses, sivil toplumun sesidir. O ses, esilenin, mazlumun sesidir. O ses, İzmir’de karakolda dayak yiyen kadının sesidir. (Alkışlar) O ses, kendi uçağı tarafından bombalanarak can veren 35 yurttaşımızın sesidir. (Alkışlar) Onun için diyorum ki medyanın sesini kesmek aynı zamanda hepimizin dilini kesmek demektir. Dilsiz demokrasiyse örtülü diktatörlüktür. Onun için basın özgürlüğü sadece gazetecilerin değil hepimizin özgürlüğüdür. Gazetecileri hapse atarak onları sadece susturmuş olmuyorsunuz, toplumun vicdanını da susturmuş oluyorsunuz. Türkiye Gazeteciler Sendikasının rakamları var, onları bilginize sunmak isterim. 2009’un Nisanında 29, Ağustosunda 35, Aralık ayında da 44 gazeteci; 2010’un sonunda 58 gazeteci; 2011’in Şubatında 61, Martında da 68 gazeteci; bugün itibarıyla da 97 gazeteci hapiste tutuluyor, bunun 18’i kadın. Böyle bir rejim 12 Eylül sıkıyönetim döneminde bile yaşanmayan bir tablonun oluşmasını sağladı. Hiçbir gazeteci geleceğinden emin değil, yazdığından emin değil. Halkın özgür haber alma hakkı elinden alınmış demektir. Böyle bir demokrasi anlayışı olabilir mi?
Değerli arkadaşlarım, 97 gazetecimiz hapiste, seçimlerden sonra hapse giren gazeteci sayısında büyük bir artış var. Şimdi çıkıp halkın desteğiyle biz 97 gazeteciyi hapse attık desinler bakalım. Halk size böyle bir yetki vermedi. (Alkışlar) İçeriye atılan gazeteci, aslında topluma yöneltilen bir tehdittir. Dışarıdaki basın mensuplarına da aba altından sopa göstermektir. Bak ha, yarın senin de başına gelebilir. Değerli arkadaşlarım, eğer bir ülkede hapishanedeki gazeteci sayısının azlığı ve fazlalığıyla demokrasi ölçülüyorsa bizim ülkemizde demokrasi yoktur, kimse birbirini kandırmasın. (Alkışlar) AKP Hükümeti döneminde bu konuda dünya çapında bir rekora imza attık. Hapisteki gazeteci sayısı açısından dünya ikincisiyiz. AKP ne kadar övünse azdır. Her hâlde diyecekler ki “Bu birinci kim? Niçin biz birinci değiliz?” Atın, 97’i 187’ye çıkarın, 500’e çıkarın. Ama bine dâhi çıkarsanız Cumhuriyet Halk Partisini susturamayacaksınız, konuşacağız onların özgürlüğü için. (Alkışlar)
Şimdi, gazeteci arkadaşlarıma gerçekten sormak istiyorum: İçinizden doğruları yazarken hiçbir baskıyla karşılaşamayacağınızı acaba düşünüyor musunuz? Bu rahatlık içinde mesleğinizi icra edebiliyor musunuz? Telefonlarınızın dinlenmediğinden emin misiniz? Yarın gün doğmadan polisin kapınızı çalacağını biliyorsunuz. Böyle bir tablo her an başınıza gelebilir, bunu da çok iyi biliyorsunuz. Akla, hayale gelmeyen suçlamalarla aylarca hapiste tutuklu kalacağınızın da farkındasınız. Bundan emin olmayın, hayır, ben özgür bir toplumda yaşıyorum, başıma hiçbir şey gelmez, Anayasa, basın hürdür, sansür edilemez dedi, ben de özgür bir toplumda yaşıyorum ve istediğimi yazıyorum diyen acaba kaç gazeteci var Türkiye’de?
Değerli arkadaşlarım, herkes kendi psikolojisini gözden geçirsin. Kendi vicdanına sorsun, ülkedeki demokrasi seviyesiyle ilgili kararı kendisi versin. Bugünü, yani 10 Ocak günü çalışan gazeteciler bayramı yapan, elli yıl önceki meslektaşlarının kahramanca direnişini bugünkü gazeteci arkadaşlarıma hatırlatmak isterim. Onların mücadelesi bunu sağladı. (Alkışlar) Ben, 10 Ocak 1961’de kahramanca mücadele eden, bütün baskılara karşı direnen o gazetecilerin önünde saygıyla ve hürmetle eğiliyorum. (Alkışlar) 21’inci Yüzyıldayız ve utanarak itiraf ediyorum.2012’nin Türkiye’sinde basın özgürlüğü açısından 10 Ocak 1961’in gerisindeyiz. Bu ayıbı bu toplum kaldıramaz. Bu ayıp, 21’inci Yüzyılın Türkiye’sine yakışan bir ayıp değildir. Bu ayıbı kendi tarihinizden silip atmak zorundayız. Görev hepimize düşüyor. Önce medyaya, önce gazetecilere, önce onların yıpranma haklarını ellerinden aldılar, sonra baskılar kurdular, sendikalarını ellerinden aldılar. Şimdi işlerini ellerinden alıyorlar. Biraz yazdın mı, konuştun mu, hükümet aleyhine yazdın mı doğru Silivri’ye. Bu konuda mücadelenin ana eksinin Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu hiçbir gazeteci arkadaşım unutmasın. Sizin yanınızdayız, bizi eleştirseniz dahi yanınızdayız. Sizi savunacağız, sonuna kadar savunacağız. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, televizyonları başında bizi dinleyen saygıdeğer yurttaşlarım; hatırlarsınız, “ben bu davanın savcısıyım” diyen bir sayın başbakan vardı. Ben, şimdi o Başbakana açıkça soruyorum: Bir insanın şiir okuduğu için hapse atılmasıyla kitap yazdığı için hapse atılması arasında ne fark var? Siz, halkın iradesiyle seçilmiş milletvekillerini, aradan bu kadar süre geçmiş olmamasına rağmen, milli iradeye rağmen, Anayasa’nın 90’ıncı maddesine rağmen hangi gerekçeyle, hangi yasal dayanağa dayanarak içeride tutuyorsunuz? Siz bu şiiri okudunuz diye sizin milletvekili seçilme hakkınız elinizden alınmıştı. Yüzde 34 vatandaş size oy vermişti. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, demokrasinin savunucusu Cumhuriyet Halk Partisi olarak, özgürlüğü savunan Cumhuriyet Halk Partisi olarak dedik ki yüzde 34 oy veren vatandaşın iradesine saygı duyuyoruz, milli iradeye saygı duyuyoruz, bu ayıbı kaldıracağız, sana da seçme, seçilme hakkını getireceğiz. Destek verdik, geldin. Şimdi, niçin sen bu tabloyu yaratıyorsun bu Türkiye’de? Bir tek fark var arkadaşlar. Dünün mazlumu bugünün zalimi oldu, fark budur. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, her şeyi düşünürdük de ama bir şey hiç aklımıza gelmezdi. En sonunda o da oldu. Artık bizim de bir terörist Genelkurmay Başkanımız var. Her şeyimiz vardı, bir tek bu eksikti. (Alkışlar) Ben samimi söylüyorum. Özel yetkili mahkemelerin savcılarının daha yaratıcı olduğunu düşünüyorum. Biraz düşünmeli, daha iyi espriler bulurlar, daha farklı konulardan da insanları içeri alabilirler. Şimdi bir espri bekliyorum arkadaşlar, yeni bir espri. Bir ülkenin Genelkurmay Başkanı terörist olursa, o ülkenin Başbakanı ne olur? (Alkışlar) Herhâlde bunun cevabını bekliyoruz. (Alkışlar) Bizim bir güzel lafımız var, onu da söylemekten kendimi alamıyorum. Allah size akıl, fikir, izan versin, nereden çıktı bu? (Alkışlar) Bu iddianamelerin ciddiyetinin ne olduğunu artık daha iyi öğrendik. Bunların ne kadar büyük palavraların eseri olduğunu daha iyi öğrendik. İnsaf denen bir şey var. Onlara ciddiyete davet edelim diyorum ama yine içimden geldi söylememekten kendimi alamıyorum. Mizah dergilerine havale ediyorum, sanıyorum güzel espriler bulurlar. (Alkışlar)
Bakınız, bir konuda tümünüzün dikkatini çekmek isterim. Sayın İlker Başbuğ, bu Hükümetin onayıyla orgeneralliğe terfi etti. Bu hükümetin onayıyla Genelkurmay İkinci Başkanlığına getirildi. Bu hükümetin onayıyla Ordu Komutanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı yapıldı. Bu hükümetin onayıyla Genelkurmay Başkanlığı yaptı ve bu hükümetle uyum içinde çalıştı, zamanı geldi emekli oldu. Değerli arkadaşlar, peki nasıl oluyor da bütün bunlardan sonra böyle bir tabloyla karşılaşmak istiyoruz. Burada iki ihtimal var. İhtimallerden birisi şu: Sayın Başbakan, İlker Başbuğ’un terör örgütü yönettiğini biliyordu fakat işlem yapmadı. Bu açıkça bir suçtur. Siz, terör örgütü kuran bir teröristle, Genelkurmay Başkanıyla nasıl çalışıyorsunuz? Devletin bütün bilgilerini nasıl paylaşıyorsunuz?
İkinci ihtimal şu: Sayın Başbakan, İlker Başbuğ’un bir terör örgütünü yönettiğini bilmiyordu. Bu daha büyük bir ayıp ve daha büyük bir gaflet. Nasıl olur siz, böyle bir şeyi bilmezsiniz? İstihbarat örgütleriniz var, çalışmalarınız var, MİT var, size bilgi veren pek çok çevre var, Batı’nın egemen güçleri var senin danışmanlığını yapan, sana yol gösteren, sana ufuk açan insanlarınız var. (Alkışlar) Tabii bir ihtimal daha var. O da, ben bunu biliyordum, terör örgütünün başındaydı ama gücüm yetmediği için sesimi çıkarmadım. Şimdi gücüm yetiyor, şimdi sesimi çıkarıyorum. (Alkışlar) O zaman sormak gerekiyor: Demek ki bütün mahkemeler senin emrinde. Ne zaman istiyorsan davayı o zaman açıyorlar. Şimdi bir daha Sayın Başbakana soruyorum: Sayın Başbakan, siz bu davanın hâlâ savcısı mısınız, değil misiniz çıkıp bir anlatın? (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, insanların özgürlüklerinin, şeref ve haysiyetlerinin söz konusunun söz konusu olduğu bu kadar önemli bir konuda herkesi sorumlu davranmaya, demokrasi, hukuk ve adalet ilkelerine bağlı kalmaya davet ediyorum. Bu, Cumhuriyet Halk Partisinin yürekten bir davetidir. İnsan sevgisi üzerine kuruludur bu davet. Bu davet, hukukun üstünlüğü üzerine dile getirilen bir davettir. Bu davet, çocuklarımızın geleceği için çok önemlidir. (Alkışlar) Hukuka inanacağız, hukukun üstünlüğüne inanacağız, kamu vicdanına inanacağız, halkımıza inanacağız ve bizim bu davetimize toplumun her kesiminin kulak vermesini isteriz. Demokratik, hukuk devletinde vatandaşlar, hukuk ve adalet karşısında unvanlarına göre, kariyerlerine göre, bulunduğu mevkilere göre veya rütbelerine göre imtiyaz sahibi olmazlar. Anayasa çok açık, okuyorum: “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.” Bu birinci gerçektir. İkinci gerçeğimiz şudur; Baştan beri söylediğimiz gibi, demokratik, hukuk devletlerinde devlet güvenlik mahkemeleri, özel yetkili mahkemeler gibi garabetler olmaz. Normal, doğal yargı sistemi vardır ve o sistem içinde her şey çözülür. Özel yetkili mahkemelerin iktidarın elindeki bir sopa olduğunu, özgürlükleri kısıtlamak için, insan hakkı ihlallerini meşrulaştırmak için elinde bulundurduğu bir sopa olduğunu da hepimizin bilmesi gerekir. Demokrasilerde bu tür uygulamalara yer yoktur. Ve burada önemli olan tutuklanan kişinin eski bir Genelkurmay Başkanı olması değildir, daha önce çok sayıda gazeteci, yazar, düşünür, akademisyen, avukat, doktor, öğrenci pek çok kişi hukuksuz yere, hukuk çiğnenerek, adaletsiz bir ortamda tutuklandılar. Burada bizim savunmamız gereken şey hukuktur. Çiğnetmememiz gereken şey hukuktur. Ben herkesi, kişileri değil, önce hukuku savunmaya çağırıyorum. Kişiler şudur budur hiç önemli değil ama bu ülkede adalet bozulursa, hukuk çiğnenirse tuz kokmuş demektir. Tuzu kokutmamak, bu ülkedeki 74 milyon insanın hakkıdır ve görevidir, herkesi göreve davet ediyorum. (Alkışlar)
Burada dikkatimi çeken bir şey daha var değerli arkadaşlarım. Bu haber basına şöyle yansıdı. “İlk kez bir Genelkurmay Başkanı sivil bir savcı tarafından tutuklandı.” Yani ben merak ediyorum. Basında bu haberi yazan arkadaşlar için de benim merakım var. Özel yetkili mahkemeleri nasıl bir sivil bir mahkeme olarak adlandırırsınız? Orada görev yapan savcıyı nasıl sivil bir savcı diye tanımlarsınız. (Alkışlar) Siyasi otorite karar verecek, gereğini bunlar yapacak. Siz bunlara yargı mı diyorsunuz? Yine söylüyorum: Silivri’de bir çadır tiyatrosu kurulmuş, orada sözde adalet dağıtıyorlar. Adalet dağıtmıyorlar orada. (Alkışlar) Eğer sivillik emir komuta sisteminin dışında bir yapıyı ifade ediyorsa, özel yetkili mahkemeler ve onların savcılarına sivil demek en hafif deyimiyle bir hukuk ayıbıdır. Onlar sivil falan değillerdir. Onlar, askerî mahkemeler ve devlet güvenlik mahkemelerinden çok daha ağır, çok daha taraflı ve açık söylemek gerekirse, o mahkemeler bu özel yetkili mahkemelerden daha sivildi. Onun için kimse bize, bunlar sivil mahkemelerde yargılanıyor demesin. Orası bir toplama kampıdır, Almanya’nın toplama kampının 21’inci Yüzyıl versiyonudur. (Alkışlar)
Orada, o toplama kampında sadece bizim ülkemizin insanlarını değil, demokrasiden yana olan, özgürlüklerden yana olan, hukukun üstünlüğünden yana olan, düşünce özgürlüğünden yana olan dünyadaki bütün kuruluşları Silivri’ye davet ediyorum. Gelin, tiyatroyu orada görün bakalım. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, tabii meselenin bir de başka bir yönü var, zamanlaması. Her şey duruyor, AKP sıkışmış bir köşede, göndermişsiniz uçakları bombalamışsın 35 yurttaşımız ölmüş –ki bunlardan birisi gazi çocuğu- sen kalkmışsın çekmeceden bir dosya çıkarıyorsun, hemen ertesi gün işleme koyuyorsun, eski Genelkurmay Başkanını terörist diye tutukluyorsun. Şimdi, bu ilk olay değil yalnız, söyleyeyim. Ne zaman AKP sıkışsa çekmeceden bir dosya çıkıyor. Dosyayı çıkaran kim? Özel yetkili mahkemeler. O özel yetkili mahkemeler, bence AKP Genel Merkezinde bir kat ayırsınlar, belki ilişkiler daha rahat sürdürülmüş olur. (Alkışlar) Bir şeyin bütün halkımız tarafından çok iyi bilinmesini isterim.
Cumhuriyet Halk Partisi darbecilere sonuna kadar karşıdır. Cumhuriyet Halk Partisi demokrasi düşmanlarına sonuna kadar karşıdır. Cumhuriyet Halk Partisi hukuk devleti düşmanlarına sonuna kadar karşıdır. Cumhuriyet Halk Partisi askerî cuntalara da sonuna kadar karşıdır. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi, bugün oluşturulmak istenen sivil diktatörlüğün de sonuna kadar karşıdır. (Alkışlar) Karşısında olmaya devam edecektir. Halkımızın bilmesini isterim. Bizi demokrasi yolundan hiçbir güç alıkoyamaz. Hedefimiz budur, gönlümüz bundan yanardır. Hiçbir baskıya, hiçbir korkuya, hiçbir şantaja boyun eğmek bizim kitabımızda yoktur. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, şunu da herkesin çok iyi bilmesini isterim: Ben, bireysel olarak hiç kimsenin avukatı değilim, kişileri savunmak benim meselem değil. Ben, ilkelerle ilgiliyim, ben demokrasinin avukatıyım. Ben hukuk devletinin avukatıyım. Ben, milletimin avukatıyım. Ben, yaşayan çocukların avukatıyım. Ben çöpte kâğıt toplayan insanların avukatıyım. (Alkışlar) Ben herkesin evrensel hukuk içinde yargılanmasını savunan birisiyim. Bireylere yöneltilen suç ne olursa olsun, altını çiziyorum bireylere yöneltilen suç ne olursa olsun onların, hukukun üstünlüğü kuralları çerçevesinde yargılanmasından yanayım. Öyle birilerinin talimatıyla “At içeri”, birilerinin talimatıyla “Gözünün üstünde kaşın var, tutun bunu.” Bu kişi kim olursa olsun biz onun destekçisi olacağız. Hukukun üstünlüğünü savunacağız, bu bizim temel normumuzdur. Çünkü ben, adalet arıyorum. Mahkeme kararları hukuka uygun olmalı, yargılamanın kendisi hukuka uygun olmalı, suçlama da hukuka ve toplum vicdanına uygun olmalı, bizim aradığımız mesele budur, hukukun üstünlüğüdür. Hukukun üstünlüğünün olduğu yerde boynumuz kıldan incedir. Gider orada adam gibi yargılanırız. Hiçbir sorunumuz yoktur. (Alkışlar) Ama kan davasına dönüşen bir yargılama süreci, ne Türkiye’ye ne topluma asla güven vermez. Biz güvenmiyoruz. Bu yargılama düzenine de, bu hukuk düzenine de asla ve asla toplu iğne kadar güvenmiyorum, oradan adalet çıkmaz. (Alkışlar)
Bakınız değerli arkadaşlarım, bu ülkenin halen görev yapan mevcut Genelkurmay Başkanı terör örgütünün kandırdığı gençler için şunu söylüyor: “Terörist demeye dilim varmıyor çünkü onlar da bu ülkenin çocukları.” deme inceliğini gösteriyor. Bu devletin savcısı, bir önceki Genelkurmay Başkanına da “Terörist” suçlamasında bulunabiliyorsa açıkça söylüyorum, bu ülkenin çivisi çıkmıştır, geldiğimiz nokta budur. (Alkışlar) Bazıları buna “Normalleşme” diyor. Böyle normalleşme olmaz arkadaşlar. Normalleşme, birinin diğerinden intikam alması demek değildir. Normal demokratik kuralların işlediği bir sistemdir normalleşme. Onun kuralları, kurumlarıdır, güçler ayrılığıdır, yargı bağımsızlığıdır. Normal olan özgür basındır. Bir ülkede suç işlediğine inanılan kişileri linç etmek normalleşme sayılmaz. Bunca asırlık devlet geleneğine, bunca yıllık demokrasi birikimine sahip olan bir ülkede yargının bir siyasi kan davasına dönüşmesini normalleşme olarak kabul edemeyiz. Yargının gündem saptıracak bir piar aracına dönüştürülmesi ayıptır. Buna meydan vermeyeceğiz ve bunun her yerde her zaman karşısında olacağız. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, Uludere’de öldürülen 35 vatandaşımızın nasıl ve neden öldürüldüğünü sormaya devam edeceğiz. Herkesi şu konuda düşünmeye davet ediyorum: Önce nereden geldiği hâlâ açıklanamayan bir istihbarat üzerine Uludere’de 35 vatandaşımız öldürülüyor. Hemen arkasından emekli bir Genelkurmay Başkanı hakkında terörist suçlaması yapılıyor ve tutuklanıyor, onun arkasından da ana muhalefet liderinin dokunulmazlığının kaldırılması isteniyor. Hepsi 12 güne sığdırılıyor. Yarın ne olacağını kimse kestiremiyor. Bu nasıl bir tezgâhtır? Kim ne yapmak istiyor? Uludere olayı yanlış istihbarat diyerek geçiştirilecek bir olay değildir. Gülyazı köyündeki alay komutanını açığa alarak da bu olayı örtemezsiniz. Türkiye, bu olayın sorumlularını en kısa zamanda yargı karşısına çıkaramazsa başımıza gelecekleri düşünmek istemiyorum. Ve bu konuda ilk gün sorduğum soruyu tekrarlıyorum: Siz bu istihbaratı nereden aldınız? (Alkışlar) MİT Müsteşarı diyor ki “Biz vermedik.” Bir değil, birkaç kez açıklama yaptı. Genelkurmay Başkanı “Bize istihbarat geldi, biz de gereğini yaptık” diyor. İkisinden birisi ya doğruyu söylüyor ya da söylemiyor ya da halktan gizlenen başka bir şey var.
Değerli arkadaşlarım, açıkça sormamız gerekiyor: Bu istihbaratı heronlardan mı aldınız, yoksa bu istihbaratı İncirlik’e konuşlanmış insansız hava araçlarından mı aldınız? (Alkışlar) Yani açıkça söylüyorum, İsrail’den mi aldınız, Amerika’dan mı aldınız? (Alkışlar) Niye gerçeği açıklamıyorsunuz? Neden gerçeği açıklamıyorsunuz? Oysa bütün bu organlar biliyorlar gerçeği, istihbaratın nereden geldiğini de biliyorlar. Neden gizliyorsunuz halktan? Neden gizliyorsunuz? Yoksa bunu açıkladığınızda, ülkenin güvenliğinin ihale edildiği odakların halk tarafından öğrenileceğinden mi korkuyorsunuz? (Alkışlar) Kendi güvenliğini başkalarının istihbaratına emanet edenlerin sonu işte geldikleri bu noktadır. (Alkışlar) Bir yandan soruşturma açtık, soruşturma gizli gidiyor. Sen bırak soruşturmayı, istihbaratı nereden aldın açıkla, zaten biz biliriz onu. Bu kadar zor bir şey değil o. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, bir düşünün, bu olay İngiltere’de olsaydı, Almanya’da olsaydı, Fransa’da olsaydı, Japonya’da olsaydı ne olurdu? Ben söyleyeyim. Hemen o yetkililer görevden alınır, sorumlu olan Milli Savunma Bakanı da görevden istifa ederdi. Bizde istifa edebilir mi? İstifa edebilmesi için demokrasiyi bilmesi lazım, demokrasiyi içselleştirmesi lazım, halkına saygı duyması lazım ve en önemlisi ar damarının çatlamamış olması lazım. (Alkışlar) Dile kolay, gazi çocuğunun da olduğu 35 yurttaşımız öldürülüyor. Efendim neymiş? Yok çadıra gitmiş de, yok bunu yapmış da… Sen bırak o martavalları, açıkça söyle bana, kim bu istihbaratı verdi arkadaş? Niye gizliyorsun sen bunu? Yerine gelince efendim ben belge açıklarım, şunu açıklarım diyorsun. Sana basit bir soru sorduk, vereceğim tek cümle, sana bu istihbaratı kim verdi arkadaş? Korkudan açıklamıyorsun, cesaretin yok, açıklayamıyorsun. Çünkü ülkenin istihbaratını başka güçlere teslim ettin sen. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, dokunulmazlığımın kaldırılması için fezleke düzenlenmiş. Suçum? Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmekmiş. Bunların adil yargısı, basılmamış kitabı toplatan yargıdır. Bunların adil yargısı “Parasız eğitim istiyoruz” diyen üniversite öğrencilerini aylarca hapiste tutan adil yargıdır. (Alkışlar) Eski bir Genelkurmay Başkanını “Terörist” diye tutuklamayı akıl etmek yine ilk kez bu adil yargılama yapan arkadaşlara nasip olmuştur. Biz bunların adil yargılamalarının ne olduğunu çok iyi biliriz. Önümüzde Deniz Feneri davası varken, siz adil yargılamadan mı söz edeceksiniz? (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, benim dokunulmazlığa ihtiyacım yok. Dilekçem burada, grup toplantısından sonra göndereceğim. (Alkışlar) Ben korkuyla siyaset yapanlardan değilim. Halkı için yola çıkanların kitabında korku yoktur, böyle bir şey olamaz zaten. (Alkışlar) CHP Genel Başkanıyla hesaplaşmak mı istiyorsunuz, kaldırın dokunulmazlığımı, evet kaldırın dokunulmazlığımı. (Alkışlar) Ben yola çıkarken dokunulmazlığa güvenerek yola çıkan birisi değilim. Ben bu oyunun nerelerde kurgulandığını da çok iyi biliyorum. Egemen güçlere taşeronluk yapanların tehditlerine boyun eğmem ben. (Alkışlar) Ben sizin özel yetkili mahkemelerinizden korkmam. Beni, özel yetkili mahkemelerinizle yıldıramazsınız, onların savcılarıyla yıldıramazsınız. Siz kim oluyorsunuz? Siz, kime diz çöktürmek istiyorsunuz? (Alkışlar) Ben sizden çekinmem. Ben sizin ağababalarınızdan da çekinmem. (Alkışlar) Ben yalnızca kendi ulusumun emrindeyim. (Alkışlar) Ben sadece kendi milletimin önünde eğilirim. (Alkışlar) Beni hapse atmak değil, darağacına da çıkarsanız söyleyeceğim budur. (Alkışlar)

18 Aralık 2011 Pazar

Kılıçdaroğlu,nun CHP’li İl Genel Meclisi üyeleri toplantısı konuşması

Kılıçdaroğlu,nun CHP’li İl Genel Meclisi üyeleri toplantısı konuşması

10 Aralık 2011 Cumartesi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,nun 2012 Bütçe Konuşması

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,nun Bütçe Konuşması

1.Bölüm


2.Bölüm



3.Bölüm

8 Aralık 2011 Perşembe

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun TÜRK-İŞ konuşması...



“Ben Türk-İş’in Genel Kurulunda 4/C’li işçilerin haklarının alındığını ve teslim edildiğini duymak isterdim. Tıpkı  Taksim meydanının alındığı gibi. Bedel ödenmeden hak alınmaz”


İletişim Koordinatörlüğü ( Ankara ) – Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu TÜRK-İŞ Genel Kurulu’nda  konuştu. “Ben daha güçlü, sesi daha gür çıkan, işçinin hakkını arayan, ülkenin sorunlarına sahip çıkan  ve  sorunlarını daha güçlü haykıran bir Türk-İş istiyorum” diyen Kılıçdaroğlu’nun konuşması şöyle;


“Sayın Başkan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetimizin saygıdeğer Başbakanı, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin Başkanvekili, Sayın Bakanlar, siyasal partilerimizin değerli yöneticileri, sivil toplum kuruluşlarının, işçi, işveren, esnaf kuruluşlarının değerli başkanları, Türk-İş’in 21. Olağan Genel Kuruluna katılmaktan büyük bir onur duyuyorum. Bu onuru bana verdiğiniz içinde hepinize yürekten teşekkür ediyorum.
Kısa konuşacağım, ama kusura bakmayın birazda iğneleyeceğim. Bunu bileceğiz. Çünkü siyasete atılırken söz verdim her yerde bildiğim doğruları söyleyeceğim diye.
Birincisi şu; sizin güzel bir sloganınız var, burada dağıtıldı. Susma sustukça sıra sana gelecek. Güzel, slogan çok güzel. Meydanlarda zaman zaman atıldı. Sayın Başkan az önce konuşurken özelleştirmelerden şikayet etti. Bütün dünya özelleştirme yapıyor. Ama Allah aşkına insanı yok sayan bir özelleştirme anlayışı olabilir mi? İşçiyi yok sayan bir özelleştirme anlayışı olabilir mi? Ne oldu? Özelleştirme yapıldı, özelleştirme yapılmayan kuruluştaki arkadaşlarımız seslerini çıkarmadılar. Öbürleri bağırdı, çağırdı, bir süre sonra yok oldu. Sıra öbürlerine geldi baktılar ki, ya öbürü gitti sıra bizde. Önümüzdeki süreç içinde göreceksiniz hep beraber ihalelere de çıkılıyor sıra Şeker-İş’e geldi. Hadi gözünüz aydın.
Eğer demokrasi istiyorsak, özgürlük istiyorsak, demokrasi ve özgürlüğün bir tek varlık nedeni vardır insan. İnsan özgür yaşamak ister. Özgürlüğün temelinde kişinin ekonomik güvencesi vardır. Benim güvencem olmalı, benim gelirim olmalı ki ben özgürlüğümün tadına varayım. Özgürlük nedir? Seyahat etmektir. Özgürlük gazete okumaktır. Özgürlük sinemaya, tiyatroya gitmektir. Özgürlük komşusuna gitmektir. Özgürlük kurban bayramında imkan olursa kurban kesmektir. Özgürlük ekonomik güvencedir. Ekonomik güvenceniz yok, işsizsiniz hangi özgürlükten söz edeceksiniz? Aç adama, karnı doymayan bir adama özgürlüğü nasıl anlatacaksınız? O halde yapmamız gereken, düşünmemiz gereken şudur; şikayet böyle salonlarda yapılmamalı. Siz işçisiniz üretimden gelen bir gücünüz var. Gücünüzü salonlarda kullanırsanız kusura bakmayın yarın gazetelerde haber bile olamazsınız. Gücünüz meydanlarda olmalı, meydanlarda göstermelisiniz gücünüzü.
Anayasamızda hüküm var sendika kurma özgürlüğü. E güzel. Hatta birde referandum yaptık biliyorsunuz. Belki arkadaşlarımızın çoğu da evet kullanmıştır. Efendim bir sendika yetmez, işçi isterse ikinci sendikaya da üye olacak. Buyurun gidelim bir işyerine sendikası olmayan bir işyerine. Bakalım bir işçi sendikaya üye olsun başına ne geliyor? Ne özgürlüğünden bahsediyorsunuz siz? Anayasal güvencesi olmayan bir sendikacılıktan mı söz edeceğiz biz? Ben gidiyorum sendikaya üye olacağım beni kapının önüne koyacaklar. Ve anayasa diyecek ki, herkes sendika kurabilir, sendikaya üye olma özgürlüğü vardır. O özgürlüğü siz benim külahıma anlatın. Kusura bakmayın hayat öyle değil. Hayatı bileceksiniz.
Taşeron işçilikten şikayet ettik. Güzel. E ben size bir soru soruyum en büyük taşeron işveren kim? Devletin kendisi. 1 milyon taşeron işçi çalışıyor devletin kendisinde. Anayasasında sendikal özgürlük olan bir ülkede eğer bir devlet, bir hükümet 1 milyona yakın taşeron işçi çalıştırıyorsa sormayacak mısınız kendinize bu taşeron işçileri bu devlet niye çalıştırıyor? Ben size söyleyeyim yanıtı basit. Sendikadan korkuyor da onun için. Sendika olmasın. Ne demek sendika? İş güvencesiymiş. Ne demek iş güvencesi? İşçi sağlığıymış. Ne demek işçi sağlığı? Taşeron 21. yüzyılın kölelik rejimidir bunu asla unutmayın. Siz taşeron işçi olan arkadaşlarımız var mı bilmiyorum. Benim hem arkadaşlarım, hem akrabalarım var. Öyle 8 saat falan hikaye. Ne 8 saati, 18 saat çalıştırırlar. Öyle izin falan. Yok öyle bir şey. Çalışacaksın. Şimdi diyoruz ki taşeron işçilere efendim haklarınıza sahip çıkın. Buyurun bir taşeron işçi gitsin bir yerde ben sendikalı olayım desin. Ertesi gün kapının önündedir.
Türk-İş’e bir sözüm var. Bir sözüm var benim bütün işçi arkadaşlarıma. Taşeron işçilerin haklarına sendikalı işçiler sahip çıkacaktır. Eğer Türk-İş sendikalı işçiler işçinin hakkına sahip çıkmazsa taşeron işçinin hakkına da sahip çıkmaz. O taşeron işçilerin haklarına sahip çıkın onların haklarını seslendirin ki, onlar yarın sendikalı olarak sizin aranızda yer alsınlar. Onlara saygı göstereceğiz. Ama bugün onlar konuşamazlar. Onlar eylem yapamazlar, onlar sokağa çıkamazlar. Çünkü çıktıkları zaman aldıkları asgari ücrette ellerinden alınır. Onları çok iyi biliyorlar.
Ve size bir şey daha söyleyeyim. Öyle bir yüzkarası olaylar var ki, aldığı asgari ücret, asgari ücretin bir kısmını dahi geri alıyorlar. Gidin sorun bir kısmını dahi ellerinden geri alıyor. Çocuğuna mı bakacak, yoksa bu haksızlığa karşı sessiz mi kalacak? Yüreğine taş basıyor bu haksızlığa sessiz kalıyor. İşte onların sesi siz olacaksınız. Siyasette biz oluyoruz. Vadimiz var. O vadimizin arkasındayız. CHP iktidarında taşeron işçiliği Türkiye’de tarihe gömeceğiz. Herkes sendikalı, herkes toplu sözleşmeli, herkes grevli hakkına sahip olacak. Sanıyorsunuz ki bu ülkede grevler oluyor. Geçiniz onları. Sanıyorsunuz ki bu ülkede işçiler haklarını alıyor. Geçiniz onları kusura bakmayın. Hakem heyeti var değil mi? Oturdunuz pazarlığa hakem heyeti bir karar verecek. O karar için siz mahkemeye gidebiliyor musunuz? Ya bu karar haksızdır diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsunuz çünkü kesin. E nerede hak aramak? Niye birbirimizi kandırıyoruz? Birbirimizi kandırmayalım. Kayıt dışı çalışma. Ülkede çalışanların yarısı kayıt dışı. Bunu ben söylemiyorum bütün resmi bilgiler öyle. Yarısı kayıt dışı. Kayıt dışı nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Bir insanın eşinin ve çocuklarının geleceğini elinden almak demektir. Sigortasız, sağlık güvencesiz, emeklisiniz, kıdem tazminatsız ve bu insan bu toplumda yaşayacak? Nasıl? Kayıt dışı yaşayacak.  Buna itiraz etmeyecek misiniz?
Örgütlü toplum hak arayan toplumdur. Yoksa örgütlülüğün hiçbir anlamı yoktur. Hak aranacak ki sizler örgütleniyorsunuz. Kendi haklarınızı arıyorsunuz siz. Sizin haklarınıza sahip çıkmak bizim görevimizdir. Biz öyle uygulanamaz, altı üstü, sınırları olmayan bir hakkın peşinde değiliz. Bizim savunduğumuz uygar dünyanın kabul ettiği Uluslararası Çalışma Örgütünün kabul ettiği normlardır. Hem uygar ülke diyorsun, hem o normları getirmiyorsun. Buna evet mi diyeceğiz? Hayır. Eğer uygar dünyaysak OECD’de yer alıyorsak, İLO’da yer alıyorsak, pek çok uluslararası kuruluşta yer alıyorsak, o kuruluşların gereğini yapıyorsak, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesine saygılıysak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin altına imza atmışsak o zaman İLO normlarının Türkiye’ye gelmesi lazım. Bunu normlar emeğin, alın terinin korunması ve onların özgürce hak arama normlarıdır. Bu normların olmadığı bir ülkede demokrasi her zaman tartışmalıdır. Her zaman demokrasi tartışılacak. Az önce söylediniz 1 Mayıs’ta eylem yaptık Taksim’i açtık. Bedel ödenmeden hak alınmaz arkadaşlar. Bedel ödemeyi göze alacaksınız. Bedel ödeyeceksiniz ki, birileri size hakkınızı versin. Oturduğunuz yerde kimse size hak vermez. Ağlamayan çocuğa kimse mama vermez. Kusura bakmayın doğruları söyleyeceğiz. Doğruların peşinde gideceğiz hakkımızı demokratik yollardan, yasalara uygun olarak, yasaların verdiği hakları sonuna kadar kullanarak arayacağız. Özgürlük hak aramayla geçer. Budur bu işin özü.
Tekel işçilerinin dramı. Ne oldu tekel işçileri? Ankara’da kışın soğuğunda havuza atıldılar, coplandılar. Haklarını alabildiler mi? Alamadılar. Ben Türk-İş’in Genel Kurulunda 4/C’li işçilerin haklarının alındığını ve teslim edildiğini duymak isterdim. Alındığını ve teslim edildiğini. Tıpkı Taksim meydanının alındığı gibi. O işçiler sizin arkadaşlarınız. Onlar sendikalıydı. Ve onlara o kadar ağır suçlamalar yapıldı ki, toplu sözleşmeyle aldıkları haklar için dahi siz kul hakkı yiyorsunuz dediler. Onlar yolsuzluk mu yaptı? Onlar devletimi dolandırdı? Onlar fakir fukarayı dolandırıp aldıkları paralarla gemiler mi aldılar? Onlar alın teri döktüler, emeklerinin hakkıydı. Bu ağır suçlama karşısında dahi eğer onlara hakkını teslim edememişsek bu sorun hepimizin sorunudur. Bunu kabul etmemiz lazım.
İşsizlik, önünüzdeki en büyük tehlike o arkadaşlar. En büyük tehlike işsizlik. Toplu sözleşmemi yapacaksınız şu söyleri size. Kardeşim dışarıda binlerce adam var. Asgari ücretin altında dahi çalışmaya razı. Sen bu paraya otur kalk dua et. Peki hiç düşündünüz mü nasıl oluyor da bu işsizlik bu ülkede kronik hale geliyor? Nasıl oluyor da Türkiye çağ atlıyor, büyüyor %10’lar, 15’ler, 20’ler. Bu işsizlik niye azalmıyor? Hiç sormadınız mı kendinize ya bu ülke büyüyorsa bu işsizlik niye artıyor? Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. İşsizlik meydanda. Gidin ulusa, gidin işsiz kahvelerine, genç işsizlikte oranımız kaç biliyor musunuz? %22. Bütün OECD ülkelerinin en sonunda yer alıyoruz. Peki bu çocuklar ne olacak? Üreten ekonomi güçlü ekonomidir. Üreten ve istihdam yaratan ekonomi güçlü ekonomidir. Eğer bir ülkede toplumsal barış aranıyorsa herkesin karnının doyabileceği bir düzen gereklidir. Bu düzen değişmedikçe, herkesin karnı doymadıkça bu ülkede toplumsal düzeni sağlayamazsınız siz. Toplumsal barışı sağlayamazsınız siz.
İş kazaları,  meslek hastalıkları. Dünyada üçüncüyüz, Avrupa’da da birinci. Hiç sormuyor musunuz kendinize ya nasıl oluyor arkadaş işçi dünyanın her tarafında çalışıyor. Avrupa’nın her tarafında işçiler var. Orada nasıl oluyor da insanlar bizden daha az ölüyorlar. Biz niye Avrupa birincisiyiz işçi ölümlerinde, iş kazalarında, meslek hastalıklarında? Niye birinciyiz arkadaşlar? Yeraltına inersiniz, çalışırsınız, alın teri dökersiniz, grizu olur ölürsünüz gelir birisi derki güzel öldüler. Siz buna bir tepki verdiniz mi arkadaşlar? Birisi gelir, bu yeraltında çalışıyorsa zaten bunun kaderi ölmektir. Siz buna tepki verdiniz mi? Birbirimizi kandırmayacağız. Doğruları söyleyeceğiz. İşçi ölüyorsa, bir lokma için ölüyorsa, alın teri döküp o grizu olmasına karşın yerin altına o tehlikeyi bilip yerin altına iniyorsa onun yaşadığı şartları bilmemiz gerekiyor.
Ve size bir şey daha arkadaşlar. Ekonomik Sosyal Konseyiniz var hayırlı olsun. Birde yetmedi dedi ki bunu bir anayasal kurum haline getirelim. Hayırlı olsun, anayasal kurum haline de geldi. En son ne zaman toplandı Ekonomik Sosyal Konsey hiç hatırlayan var mı? Bunun belli aralıklarla toplanması lazım kanuna göre. Hiç toplanmıyor. Gerek de duyulmuyor. Ses çıkmıyor ki toplansın, isteyen yok ki toplansın. Ölü toprağı serpilmiş işçi sınıfının üstüne. Böyle bir şey olabilir mi? Ben hakkımı Başbakanın olduğu yerde, bakanların olduğu yerde söylemezsen nerede söyleyeceğim. Ekonomik Sosyal Konseyin varlık nedeni bu değil midir? İşçisi de orada olacak, işvereni de olacak, esnafı da olacak, işçi sendikası başkanı diyecek ki, arkadaş bizim işçilerin şu derdi var. Ekonomik Sosyal Konsey budur. Ekonomik Sosyal Konsey bir toplumsal uzlaşma merkezidir. Toplanmıyor. İsteyende yok zaten. Belki şunu söyleyeceksiniz umudumuz yok ki zaten oradan bir şey çıkmaz. Onu söyleyeceğiz. Orada haklısınız bakın orada bir şey demiyorum. Orada haklısınız.
Efendim şehitlerimiz var. Onlar bizim onurumuzdur diyoruz eyvallah. En yüce mertebe. Yeni bir kanun çıktı bastır 30 bin lirayı al tezkereyi. Evet bastır 30 bin lirayı al tezkereyi. Hiç askere maskere gitmeye gerek bile yok. 21 güne bile gerek yok. Kim askere gidecek? Fakir fukaranın çocuğu, sizin çocuklarınız yani. Bilmiyorum aranızda 30 bin lirayı bastırıp çocuğunu askere göndermek istemeyen kaç kişi vardır onu bilmiyorum. Göndermek isteyen. O zaman yapmamız gereken şu; eğer şehitlik mertebesiyse, şehitliği bu kadar yüceltiyorsak 30 bin liraya askerliği satın almamalıyız. Ayıptır. Ben daha güçlü, sesi daha güçlü çıkan, işçinin hakkını arayan, ülkenin sorunlarına sahip çıkan, ülkenin sorunlarını daha güçlü haykıran bir Türk-İş istiyorum. Sayın Başkanımız orada söyledi. Uzun tutukluluk sürelerinden şikayetçi, demokrasi istiyoruz. İsteyeceğiz. Özgürlük istiyoruz. İsteyeceğiz. Emeğin, alın terinin karşılığını istiyoruz.  İsteyeceğiz. Bu sizin en doğal hakkınız. Bunu yaptığınız zaman göreceksiniz ki herkes size kulak kabartacaktır. Türk-İş ne diyor diyeceklerdir. Ankara’da Türk-İş var diyeceklerdir. Bunu istiyorum ben sizden. Taşeron işçinin hakkını savunan Türk-İş istiyorum ben.
Onun için sizlere bu Genel Kurula katılmaktan ötürü onur duyduğumu ifade ettim. Her zaman söylüyorum, alın teri kutsaldır, emek kutsaldır, boğazdan aşağı inen lokmada helaldir. İşin özü budur. Kimseyi dolandırmadan, kimseyi kandırmadan, yetimin hakkına göz dikmeden, onuruyla, alın teriyle çalışıp evine ekmek götüren herkes benim başımın üstünde yeri vardır. Onların hepsine saygı duyarım kim olursa olsun.
Ve sizden bir isteğim daha. Sendikacılık ücret sendikacılığı değildir. Dedim doğruları söyleyeceğim. Aynı alanda çalışıyorsunuz işçiyle işverenler. Riskler taşıyorsunuz. O işverenin istihdam yarattığını da unutmayacağız. Ona da yeri geldiğinde sahip çıkacağız. Ben kamuda görevliyken bir gün bir sendika başkanı geldi bizim işyerimiz iflas edecek prim borçlarını erteleyin işçilerde 3 ay aylık almayacaklar. Biz burayı yaşatacağız dedi. Kalktım o sendikacıyı alnından öptüm. Önemli olan üretimdir. Önemli olan o üretimde çalışan işçilerdir. Önemli olan onların alın terinin karşılığını vermektir. Onun için ücret sendikacılığına da hayır diyeceğiz. Ülkenin sorunlarına sahip çıkan, ülkenin sorunlarının çözülmesi için mücadele eden, yeri geldiğinde eylem yapmaktan çekinmeyen bir Türk-İş.
Hepinize saygılar sunuyorum. Ben aranızdan ayrılacağım kusura bakmayın. Parlamentoda bütçe görüşmeleri var. Bu Genel Kurulun hayırlı olmasını diliyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

9 Eylül 2011 Cuma

CHP 88 Yaşında...

Emek yoğunluğu olan kentlerde parti yönetiminde, emekçilerin içinden gelen, emeğin örgütlerini iyi tanıyan, siyaset birikimi olan ve emekçilerin dinamizmini partiye taşıyacak olan insanlara görevler verilmelidir. CHP artık ormanı kucaklamak zorundadır.

1919 yılında kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin temel amacı önce bağımsızlığı sağlamak sonrasında çağdaş bir devlet kurmaktı. Bağımsızlık savaşının kazanılmasından sonra Mustafa Kemal Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin ilkelerinin kalıcı ve kurulan yeni devletin geleceğini belirleyici olabilmesi için bir siyasi parti kimliği kazanmasını istiyordu. Bu amaçla 6 Aralık 1922’de ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlarını çözmek üzere halkçılık ilkesine dayanan ve Halk Fırkası adını alacak olan bir parti kuracağını açıkladı.

9 Eylül 1923’te İçişleri Bakanlığı’na verdiği dilekçeyle kendi başkanlığında sekiz milletvekili tarafından Halk Fırkası’nın kurulduğunu bildirdi. 17 Mayıs 1931’de yapılan 3. Kurultay’da ‘Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve Devrimcilik’ partinin altı ilkesi olarak kabul edildi ve partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi oldu.

Kuruluşundan 88 yıl sonra CHP kurduğu çağdaş devletin tüm ilkelerinin yok edilmek istendiği bir sürece tanıklık etmektedir. Atatürk’ün devrimci karakterini özümsemiş, demokratik laik Cumhuriyet’in çağdaş ve insan onuruna yakışan havasını solumuş insanlar yozlaştırılan siyasete ve hukuksuzluğa dur diyecek bir çıkış yolu aramaktadırlar. Bu arayış ister istemez tek iktidar seçeneği olabilecek CHP üzerine odaklanmaktadır. CHP, AKP’nin 2023 hedefinden önce mutlaka iktidar olmak ve bir karanlık tünele sokulmak istenen ülkeye aydınlık getirmek zorundadır. CHP genel seçim sonrasında kendisinden beklenen güçlü muhalefet görevini yerine getirememektedir. CHP’nin bir yandan tüzük değişikliği çalışmaları yaparken bir yandan da özeleştiri yapması gerekir.

CHP 12 Haziran seçimlerinde istenilen, hedeflenen başarıyı yakalayamamıştır. CHP eğer gelecekte ayakları yere basan, oy tabanını genişleterek iktidar olmak isteyen sosyal demokrat bir parti kimliğini kazanmak istiyorsa mutlaka bir değişim süreci yaşamak zorundadır. Sağlıklı bir tanı ve cesur adımlarla CHP iktidar yolunu açabilir. Bu amaca ulaşmak için MYK’de ve tüzükte değişiklik yeterli değildir. CHP mutlaka aşağıdaki değişimleri gerçekleştirmek zorundadır.

1 - CHP üyeleri CHP’den ve yönetiminden kopuktur. CHP’nin hiçbir kademesinde üyelerini önemseyen, onun dilek ve eleştirilerini dile getireceği örgüt toplantıları yapılmamakta, bu yüzden kendisinin parti çalışmalarından dışlandığını düşünen üyeler taşımaları gereken parti heyecanından yoksundur. Bu heyecanı yeşertmek için örgüt toplantıları mutlaka başlatılmalıdır.

2 - CHP birçok ilde önseçim yapmayarak, partiye emek vermemiş kişileri milletvekili yaparak örgütle arasına önemli bir mesafe koyan genel merkez bu soğukluğu gidermek ve ithal milletvekilleriyle örgütü barıştırmak için bu milletvekillerinin her hafta sonu örgütle buluşması için program düzenlemelidir.

3 - CHP’nin sivil toplum örgütleriyle bağının ya çok zayıf ya da hiç olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu ilişkinin yokluğu kendini en çok işçiler ve onların sendikalarıyla kurulamayan ilişkide göstermiştir. CHP temelde emek eksenli sosyal demokrat bir parti olmak zorundadır. Bunun için 12 milyon çalışanı ve Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamında olan 60 milyona yakın insanı partinin tabanını oluşturacak hedef olarak seçmelidir. Yöneticilerin çarşafa CHP rozeti takarak ulaşmak istediği muhafazakâr kesim bu emekçi ordusunun içinde fazlasıyla vardır.

Bu kesime ulaşmak için partinin her örgüt biriminde “Emek Büroları” kurulmalı, işçiler, sendikacılar, emeğin aydın yandaşları ve emeklilerden oluşacak bu bürolar aracılığıyla CHP çalışan kesimin fabrikasına ve evine götürülmelidir.

4 - Seçim çalışmaları aşamasında CHP aile sigortası ve kısa dönem askerlik dışındahalka yeni bir projeyi sunamamıştır. Partinin var olan araştırma bürosu bu yöndeki çalışmalarını yoğunlaştırmalı ve toplumu proje yağmuruna tutmalıdır.

5 - Genel başkan tez elden “Genel Başkanlık Emek Sorunları Danışma Komitesi” kurmalı ve bu komiteye atanacak sosyal siyasetçi akademisyenler ve sendika yöneticilerinin önerileriyle oluşacak CHP’nin sosyal politikalarıyla parti ve çalışanlar arasındaki var olan güven bunalımı, ilişki zaafı giderilmelidir.

6 - Genel başkan ekonomik sorunlara çözüm üretecek ve ulusal girişimcileri korumak amaçlı “Genel Başkanlık Ekonomik Danışmanlar Kurulu” oluşturarak partinin sanayi ve hizmet kesiminde üretim yapanların nabzını tutmanın ve ülke yararına politika üretmenin adımını atmalıdır.

7 - Parti meclisi üyeleri ve tüm örgüt yöneticilerinin çoğu sosyal demokrasinin Marksizmden farkını, sosyal demokrasinin kapitalizmin zırhı olduğunu bilmezler. Bu ideolojik bilgi fukaralığını yok etmek ve parti üyelerini bilinçlendirmek için CHP acilen bir “Siyaset Okulu” açmalıdır.

Bu açılımın yapılması her şeyden önce yeni bir kadrolaşmayı gündeme getirecektir. Bunun için Emek yoğunluğu olan kentlerde parti yönetiminde, emekçilerin içinden gelen, emeğin örgütlerini iyi tanıyan, siyaset birikimi olan ve emekçilerin dinamizmini partiye taşıyacak olan insanlara görevler verilmelidir. CHP artık ormanı kucaklamak zorundadır.

Bu yolda atılacak adımlar partinin özgüven kazanmasını sağlayacak ve ilk seçimde partiye iktidar yolunu açacaktır.

Dr. Engin Ünsal

11 Mayıs 2011 Çarşamba

DİN İSTİSMARI YAPMAYAN DİNDAR: İSMET İNÖNÜ “Recep Tayyip Erdoğan, İsmet İnönü’nün Bu Yönünü Biliyor Mu?”

DİN İSTİSMARI YAPMAYAN DİNDAR: İSMET İNÖNÜ “Recep Tayyip Erdoğan, İsmet İnönü’nün Bu Yönünü Biliyor Mu?”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın seçim mitinglerindeki “buram buram din istismarı” kokan konuşmaları bana, 50 yıl kadar önce DP lideri Başbakan Adnan Menderes’in konuşmalarını anımsattı.
Dün Rahmetli Menderes’in, bugün ise -sıkça kendini Menderes’le özdeşleştiren- Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “ağır dinsel söylemleri“, yakın tarihin bir başka ismini, rahmetli İsmet İnönü’yü akla getirmektedir.
İnönü, Türk demokrasi tarihinin “dinsel söyleme başvurmayan” belki de tek politikacısı olarak, çok saygın ve özel bir yere sahiptir.
İsmet İnönü, 1960′ların sonlarında, Türk siyasetinde “dinsel söylemin” fazlaca kullanılması ve Nurcu hareketin desteklenmesinin, gelecekte “Türkiye’yi din savaşına sürükleyeceğini” belirtmiştir.
İnönü, 1966 yılında şöyle demiştir:
“En önemli olan din istismarıdır. Türk’ü Türk’e, Müslüman’ı Müslüman’a düşman eden, din istismarıdır. Bugünkü iktidar din sömürmesini daha kırıcı, daha yaygın, vatanı sarsıcı bir şekilde kullanmaktadır…”
Sonra- sanki bugünleri görür gibi- şöyle devam etmiştir:
“Şimdi dinleyin: Bu adamlar ne yapacaklar dikkat edin. Din taraftarı ama söylemiyor. Başbakan söylemiyor… Açıkça söyleyin Said-i Nursi tarikatına sapmışlardır. Bunların adına Nurcu denir. Milletimiz din savaşına sürüklenmek isteniyor.” (1)
Nurcuların “İnönü düşmanlığının” arkasında, İsmet İnönü’nün Said-i Nursi’yi alabildiğince eleştirmesi yatmaktadır.
İsmet İnönü’nün uzun politik hayatı boyunca “dinsel söyleme başvurmaması“, “din istismarı yapmaması“, seçim konuşmalarında ağzına “Allah, Kitap, Kuran” sözcüklerini almaması; kadim yobazlarımız tarafından İsmet İnönü’nün “din düşmanı” olduğu biçiminde yorumlanmıştır.
Ancak, dinle beslenen “kadim yobazlarımızın” bu iddialarının aksine İsmet İnönü, dini asla siyasete karıştırmamasına karşın, özel hayatında “oldukça dindar”dır.
Bazı kendini bilmezlerce “cami kapatan”, “din düşmanı” diye belletilen İsmet İnönü, mitinglerinde, “din istismarı olur” diye “Allah” sözünü ağzına almayan, yatak odasındaki ALLAH’IN DEDİĞİ OLUR levhasının fotoğrafının bir gazetede yayınlanmasına çok kızan, kutsal günlere özel bir önem veren, zaman zaman namaz kılan, her sabah evden çıkarken eşinin “dua etmesini” isteyen, gerçek ve samimi bir Müslüman’dır.
İnönü’nün -bugünkü bazı politikacılara örnek olması gereken- “din istismarına” karşı tavrını ve manevi dünyasının bilinmeyenlerini, İnönü’yü çok yakından tanıyanlardan dinleyelim:
Önce, İnönü’yü yakından tanıyan Ali Rıza Akbıyıkoğlu’na kulak verelim:
“İsmet Paşa, 1966 yılında kısmi seçim yapılacak illeri geziyor, konuşmalar yapıyordu. Batı Anadolu’da Denizli, Uşak, Afyon ve Kütahya illerinde kısmi seçim yapılacaktı. Paşa, Denizli’de bir konuşma yaptıktan sonra Uşak’a gelmiş, büyük gösterilerle karşılanmıştır. Mevhibe Hanımefendi de bu geziye katılmıştı.
Paşa, parti binasında bir süre dinlendikten sonra Cumhuriyet Meydanı’nda bir konuşma yapacaktı. İl parti teşkilatından bazı arkadaşlar:
‘Paşam, dediler. Nurculuk propagandası bizim dışımızdaki bütün partiler tarafından açıkça yapılmaktadır. Bizi CHP’lileri dinsizlikle suçlamaktadırlar. Lütfen siz de yapacağınız konuşmada Allah’tan biraz bahsediverseniz. Biz de bu dinsizlik suçlamasından kurtulmuş oluruz.’
İsmet Paşa hiç ses çıkarmadı. Az sonra meydanda halka hitap etti. Dini siyasete alet eden partilere ve politikacılara özellikle çattı. Konuşmasını ‘Allahaısmarladık’ sözüyle tamamladı.
Parti binasına döndüğümüz zaman, İsmet Paşa, arkadaşlara tebessümle; ‘Dediklerinizi yaptım! Beyendiniz mi?’ dedi. Arkadaşlarım birbirine baktılar. Paşa, şaşkınlık gösterenlere şöyle dedi: ‘Bana Allah’tan bahset dediniz. Ben de halka hitaben ‘Allahaısmarladık’ diye seslendim.Memnun kalmadınız mı?’
Paşa, Uşak’tan sonra Afyon ve Kütahya illerine de gitmiş, buralarda da dini siyasete alet edenlere ve millet bütünlüğünü bölmeyi amaçlayan Atatürk düşmanı Nurculara şiddetle çatmıştır.
İsmet Paşa’nın bu tutumuna karşılık birçok parti liderleri, Devlet ve hükümet sorumluları, zaman zaman dini sömürmekten çekinmemişlerdir. (…)
Yıllardır yapılan din bezirganlığına karşın İsmet Paşa laik çizgiden sapmamış, Atatürk’ün ilke ve inkılaplarından ödün vermemiş, fakat inancının gereklerini gizlice yerine getirmiştir…”[2]
İsmet İnönü’nün torunu Gülsün Bilgehan’ın yazdığı “Mevhibe” adlı kitapta, İnönü’nün bazı notları da yayınlanmıştır. O notlar içinde İsmet İnönü’nü, zaman zaman namaz kıldığından söz etmiştir.
İşte o notlardan bazı bölümler:
“Saat altı, sabah namazı vaktinden evvel Mevhibe beni uyandırdı…Kalkıp kırmızı odaya geçtik. Sabah namazını kıldım”
İşte o notlardan bir bölüm:
Mevhibe Hanım’ın notları da İsmet İnönü’nün “son derece dinadar” bir insan olduğunu kanıtlamaktadır.
“22 Nisan 1922′de Konya’ya giderken, saat 15:00′da Malatya’dan ahreket ettik… Hamdi Bey’in evinde misafir ettiler… Ramazanın ilk günü oruçlu olduğumuzdan fena halde acıkmıştık. Ertesi gün 12′de yola çıkıp Kangal’a vardık… oraya yerleştik. Yemekten sonra namazlarımızı kıldık”
“3. Mayıs 1922′de bizi otelden aldılar. Dçrt arabayla Abdülvehap Gazi’yi ziyerete gittik. Kurban götürerek orada kestik. Etini türbedara bıraktık”
İnönü’nün kızı Özden Toker de 2000 yılında Vatan gazetesine verdiği bir demeçte dedesi İnönü’nün ve İnönü aliesinin “dindarlığını” şöyle anlatmıştır:
“Annem (İnönü’ün eşi) kuran okurken başını örterdi. Evimizde ramazanlarda huzur dolu bir hava yaşanırdı. Ev halkı, başta Cevriye ve Mevhibe olmak üzre İslam dinine tümden saygılı ve bağlı kişilerdi. İsmet Paşa ve Mevhibe Hanım’ın yatak odalarındaki duvarda kocaman harflerle ‘ALLAH’IN DEDİĞİ OLUR’ yazılı bir levha asılıdır. Bu yazı hiçbir zaman yerinden kaldırılmamıştır. Mevhibe, resmi ve sosyal görevlerinin yanında dinin vecibelerini de mükemmel olarak yerine getirirdi. Alice sahura kalkılır, iftarlar neşe ile yapılırdı.”[3]
İsmet İnönü’yü iyi tanıyanlardan Ali Rıza Akbıyıkoğlu da anılarında İnönü’nün yatak odasındaki o “Allah’ın Dediği Olur” levhasından şöyle söz etmiştir.
“Hasta olan İnönü’yü ziyareti sırasında yatak odasının duvarında asılı bulunan ‘Allah’ın Dediği Olur’ yazılı levhanın resmini çekip yayımlayan Ulus foto muhabiri Hüseyin Ezer’e kırgınlığını, kendisinden beklenmeyen bir sertlikte açıklamıştır.” [4]
Gazeteci Mete Akyol da İsmet İnönü’yle ilgili yazılarında Pembe Köşk’ten söz ederken, İnönü’nün yatak odasında başucunda asılı duran Kuran’ı Kerim’den ve eski Türkçe “Allah’ın Dediği Olur” levhasından da söz etmiştir.[5]
Ali Rıza Akbıyıkoğlu, İnönü’nün “samimi dindarlığını” şöyle gözlemlemiştir:
“Milletvekilliğim sırasında Ankara’da Bahçelievler 28. sokakta otururdum. Aynı sokağın başında da aydın bir din adamı oturuyordu. Gelip geçerken selamlaşır, hal hatır sorardık. Zamanla aramızda samimi bir arkdaşlık kurulmuştu. Bir gün bana şöyle demişti:
İsmet Paşa’nın laikliğe aykırı tutumlar karşısında –diğer politikacıların aksine- açık ve dürüst bir tavur takınması, onu gözlerimizde daha fazla büyütmüş, devleştirmiştir.”[6]
‘İsmet Paşa’ya dinsiz diyorlar, deli olacağım. Ben yıllardan beri İsmet Paşa’nın evine Cuma günleri hatim inmeye giderim.’
İsmet Paşa’nın “samimi dindarlığının” bir başka tanığı da Avukat Mustafa Kaftan’dır. Son olarak Mustafa Kaftan’a kulak verelim:
“(İsmet İnönü), oruçlu günlere rastlayan toplantılarda oruçlu olanları olmayanlarla bir tutmaz, iftar ve namaz surelerinin hesabını kolayca yapardı.
Kişsel ve çok hassas bir konu olsa da, değerlendirmesini okuyucuya bırakmak koşulu ile, hatırasına saygısızlık kabul edemeyeceğim bazı olayları anlatmayı da görev sayarım.
Köşkten Meclis’e gidecektik.
Paşa hazırlandı. Paltosunu giydi. Şapkasını yavaşça başına geçirdi. Pembe köşk sakindi. Ortada kimsecikler yoktu. Kapıda makam arabası, birkaç koruma memuru ve şöför…
Küçük odadan arabaya doğru çıkmak üzereydik.
Paşa, gür ve tok bir sesle, askerlikten kalma alışkanlığıydı belki de Paşa’nın:
‘Hanımefendi’ diye seslendi.
Birkaç saniye sonra Mevhibe Hanım, yumuşak ve sakin adımlarla tahta merdivenden aşağıya doğru iniyordu.
Ben bir ara, ‘Paşam, Hanımefendiyi emretmiştiniz, geldiler’ diyecek oldum ama nedense vazgeçtim. Paşa yürüyor…
Döndüm, Hanımefendiye baktım yavaşça, acaba o mu bir şeyler söyleyecek diye.
İkisi de bir şey söylemiyor, fakat Hanımefendi, hissedilir dudak hareketleriyle Paşasının arkasından ‘dua’ ediyordu.
Neden sonra, Paşa’nın çok sevdiği ve saydığı eşini ‘Hanımefendi’ diye çağırırken, arkasından dua etmesini istediğini anlayabildim.”[7]
İsmet İnönü, “din istismarı yapmadan da Müslüman olunabileceğinin” en iyi örneklerinden biridir.
Bu İnönü, “din düşmanı?” ve “cami düşmanı?” değil; din istismarcılarının, Allah’la aldatanların “hep kazandığı” bir ülkede, kaybetmeyi göze alarak din istismarı yapmayan, Allah’la aldatmayan, dinini, bütün samimiyetiyle kendi özel dünyasında yaşayan, gerçek bir Müslüman’dır:
İsmet İnönü de tıpkı Atatürk gibi, tıpkı Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım gibi, tıpkı Atatürk’ün can dostu Fevzi Paşa gibi, tıpkı Atatürk’ün yakın dostlarından Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi gibi ve tıpkı Atatürk’ün “özel hafızı” Hafız Yaşar Okur gibi “gerçek, samimi” ve “gösterişten uzak” bir Müslümandır.
Cumhuriyeti kuranların “sade”, “samimi” ve “gösterişten” uzak” Müslümanlıklarının yerini, 1950′lerden sonra “cıvık cıvık bir din istismarı” ve “gösteriş merakı” almıştır.
Değerli gazeteci yazar Soner Yalçın’ın dediği gibi, “Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor!” doğrusu…
( Not: “İsmet İnönü camileri kapattıi; depo, ahır, vs yaptı!” iddialarına da önümüzdeki günlerde yanıt vereceğim.)
Sinan Meydan
Dipnotlar/Kaynaklar
[1] Ulus Gazetesi, 2 Haziran 1966.
(2) Ali Rıza Akbıyıkoğlu, Demokrasi ve İsmet Paşa, Ankara, 1986, s.213,214.
[3] İbrahim Ural, Bu da Bilmediklerimiz, İstanbul, 2009, s.24, 25
[4] Akbıyıkoğlu, age, s. 214.
[5] Mustafa Kaftan, İsmet Paşa’nın Yalnız Günleri, İstanbul, 1994, s.117.
[6] Akbıyıkoğlu, age, s. 214.
[7] Kaftan, age, s.117, 118.

28 Nisan 2011 Perşembe

Atatürk'ün 1935 yılındaki C.H.P kurultayda yaptığı konuşma


Cumhuriyet Halk Partisi Dördüncü Büyük Kurultayını Açarken
9 Mayıs 1935
Kurultayın Sayın Üyeleri!

Karşılarında bulunmakla sevinç duyduğum üye arkadaşlarımı selâmlarken yüce ulusumuzu saygı ile anarım.
Bu anda, bundan önceki kurultayları ve partimizi dolduran ilk Sivas Kurultayı’nı -ki dış ve iç düşmanların süngüleri altında kurulmuştur- hatırlatmak, geçen on altı yılın bütün olaylarını göz önüne getirmeği kolaylaştırır.

Uçurum kenarında yıkık bir ülke... Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar... Yıllarca süren savaş... Ondan sonra, içeride ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak için aralıksız devrimler... İşte Türk genel devriminin bir kısa deyimi...

Bayanlar, baylar!
Partimizin her kurultayı, denebilir ki, bir dönem başında toplanmıştır. 1927 Kurultayı, doğuda kopan isyanı enerek Cumhuriyet’in sarsılmaz temelde olduğunun anlaşılmasına; 1931 Kurultayı, güvenlik ve sakinliğin kesin olarak kurulmasına rasgelir. Bu kurultayınız ise, geniş ölçüde gelişim devri içinde bulunduğumuz günlerde toplanmış oluyor.

Kurultayın, yeniden alacağı ilerleme ve yükselme önlemleriyle, partimizin vatanın yüksek yönetimini erdemli ellerinde yükselteceğine ve şerefli tarihini zenginleştireceğine şüphe yoktur.

Geçen kurultaydan bugüne kadar, kültürel ve sosyal alanda başardığımız işler, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal çehresini, kesin çizgileriyle, ortaya çıkarmıştır. Yeni harfleri, ulusal tarihi, öz dili, sanatı ilimsel müzik ve teknik kurumlarıyla kadını, erkeği her hakta eşit, modern Türk sosyetesi bu son yılların eseridir.

Türk ulusu ancak varlığını derin ve sağlam kültür sınırları ile çevreledikten sonradır ki, onun yüksek kapasitesi ve erdemi, uluslar arasında tanınır. Türk milletine gerçek rengini veren bu devrimlerden her biri, çok geniş tarihsel devirlerin öğünebileceği büyük işlerden sayılsa yeridir. Bütün bu işler, partimizin programını, özenle göz önünde tutarak başarılabilmiştir.
Tüzel, sağlık, sosyal, finans, ekonomi ve bayındırlık işlerimizde, hiç durmadan aldığımız yeni önlemlerin iyi ve yerinde olduğuna inanmış bulunuyoruz.

Akdeniz’i Karadeniz’e demirle bağladık. Anadolu’da özel şirketlerin elindeki bütün yolları satın aldık. İstanbul ve İzmir’de liman ve rıhtım işleri devlet eline geçti. Diyarbakır kapısındayız. Antalya’ya, Erzurum’a kömür yurduna durmadan gidiyoruz. Devlet Demiryolları Kurumu, bugün kendi malımız olan beş yüz milyon liralık bir işi çevirmektedir.

Sayın Arkadaşlar!
Geçen dört yılın başlıca işlevi ekonomi alanında olmuştur. Birçok ülkeler, dünya buhranı karşısında sarsılmış ve umutsuzluğa düşmüşken biz, bu kapsamlı felâket önünde hiçirkilmedik. Yurdun ekonomisini yeni bir düzene yöneltmiş bulunuyoruz. Uluslararası ticareti denkleştirerek, iç pazarı harekete getirerek kendimizi korumayı başardık. Asıl önde tuttuğumuz iş, geniş bir endüstri programını gerçekleştirmeye başlamak olmuştur. Bu program, tamamı gerçekleştiği gün, şüphesiz yurtdaşın geçimi hissedilecek derecede genişleyecektir.

Tarım ve endüstri hareketlerimiz birbirini kollayan önlemlerle yapılmaktadır. Maden ürünlerimiz, son zamanlarda bir gelişim gösterdi. Umudumuz odur ki gelecek kurultay, maden işleriyle beraber deniz ekonomisinde de bugün almakta olduğumuz önlemlerin verimli sonuçlarını vermiş olarak, toplanacaktır.

Görüyorsunuz ki arkadaşlar, yepyeni bir güdümlü ekonomi düzeni kurmakla uğraşıyoruz. Partimizin ekonomik anlayışı; bu yöndeki programımızın, yurdun gereksinimlerini karşılayacak ve onu az zamanda gelişmeye ve genişliğe ulaştıracak en iyi program olduğunu gösterecektir. Yeni öğütleriniz ve direktiflerinizle, yeniden ilerleme ve yükselme önlemlerimizi kolaylaştıracağınıza kuşku yoktur.

Bayanlar, baylar!
Cumhuriyet’in dış siyasette özenle güttüğü amaç uluslararası barışı korumak ve güven içinde yaşamaktır. Komşularımızla dostluk ve iyi geçinme yolunda her gün biraz daha ilerlemekteyiz.

Sovyetlerle dostluğumuz, her zamanki gibi sağlam ve içtendir. Kara günlerimizden kalan bu dostluk bağını, Türk ulusu unutulmaz değerli bir hatıra bilir. İki memleket arasında her yönden değerler, sıklaşmakta ve genişlemektedir. Sovyetler, Cumhuriyetimizin onuncu yılında, yüksek üyeleriyle şenliklerimizde hazır bulundular.

Devletlerimiz, hükümetleriyle ve uluslarıyla, her fırsatta birbirlerine nasıl inandıklarını ve ne kadar güvendiklerini bütün dünyaya göstermektedirler. Boğazlar sorununu ortaya koyduğumuz zaman, Sovyetlerin, bizim tezimizdeki doğruluğu ve haklılığı bildirmiş olmaları, Türk ulusunda yeniden derin dostluk duyguları uyandırmıştır.
Türk-Sovyet dostluğu uluslararası barış için şimdiye kadar yalnız hayır ve fayda getirmiştir. Bundan sonra da yalnız hayırlı ve faydalı olacaktır.

Arkadaşlar!
Geçen dört yıl içinde bir önemli olay da Balkan Paktı’dır. Dört devlet, kendi güvenleri için ve Balkanlar’ın, karışma ve karıştırma konusu olmaktan çıkması için içten bir inançla birbirlerine bağlanmışlardır. Balkanlı bağlaşıklarımızla gittikçe artan bir beraberlik ve dayanışma siyaseti güdüyoruz.

Yükenlerimizin gereklerini, kesin bir bayrılıkla gözetiyoruz.

Asıl dikkate değen, Balkan Paktı’nın, daha bir yıl içinde, uluslararası barış için büyük bir etken olduğunun anlaşılmasıdır. Balkan Paktı, gittikçe. Avrupa barışının başlıca temel taşlarından biri olmak.
Geçen dört yılın şerefli olaylarından biri olmak üzere, İran Şehinşahı’nın, konuğumuz olduğunu kıvançla hatırlatırım. (Alkışlar). Bu kişisel tanışmadan, iki memleketin kazandığı faydalar pek geniş olmuştur. İki kardeş ulusun arasını açacak hiçbir sorun kalmadığı ilân edilmiş ve birbirinin mutluluğundan kuvvetli olmalarından başka dilekleri bulunmadığı anlaşılmıştır. Afgan Devleti’nin Uluslar Sosyetesi’ne (Milletler Cemiyeti) girişini selâmlamakla mutlu olduk. Bu kardeş ulus ile dostluk bağlarımız mutlu bir şekilde ilerlemektedir.

Yakın komşularımızla ve uzak devletlerle olan ilgilerimiz, genel olarak, normal ve dostçadır. Uluslararası ilgilerin gerektirdiği bütün değerleri ve konuşmaları kıvançla anıyoruz.

Türkiye Cumhuriyet’i uluslararası ailenin, ancak faydalı, çalışkan ve iyi geçimli bir unsuru olmak amacındadır. Uluslar sosyetesinde gerçek barış ve elbirliği isteğiyle çalışıyoruz.

Uluslar sosyetesinin, uluslararası güveni artıracak, geçmişten kalma hastalıkları iyileştirecek, insanî sonuçlara varabilmesi başlıca dileklerimizdendir.

Arkadaşlar!
Uluslararası durum nazik bir buhran geçirmektedir. Eski ve büyük anlaşmazlık, son çatışmalarla heyecanlı bir noktaya gelmiştir. Bugünkü yüksek insanlığın, ulusları birbirine yaklaştırma çarelerini bularak, genel güvensizliği ortadan kaldırmasını ummak isteriz.
Bununla beraber bütün dünya gidişini göz önünde tutarak dikkatli, hazırlıklı, uyanık bulunmak gereğine inanıyoruz. Gene bu inançlardır ki dostluklarımıza bağlı ve bütün ilgilerimizde iyicil bir siyaset ile elimizden geldiği kadar genel barışı kurmak istiyoruz.

Bayanlar, baylar!
Size biraz da partimizin son yıllardaki öz hayat ve kınavından söz edeyim. Geçen kurultayın parti örgütlerine vermiş olduğu çalışma yöntemi çok faydalı ve verimli olmuştur. Parti üyeleri, prensiplerimizi anlatmakta, yaymakta ve bütün yurttaşların sevgilerini, güvenlerini kazanmakta, kendilerinden beklendiği gibi hareket etmişlerdir. Parti seçimlerinin canlı ve özenli bir tarzda oluşu, siyasal hayatımızda önemli bir ilerleyiştir.

Partimizin, Halkevleriyle bütün yurttaşlara kucağını açması vatanda sosyal ve kültürel bir devrim yaptı.

Sevgili Arkadaşlar!
Cumhuriyet Halk Partisi’nin ana düşünce ve dileği, vatandaşları her türlü ayrılıktan korumak, onları kendileri ve büyük Türk Ulus’u için faydalı kılmaktır.

Programımızda iş bölümlerinin her birinde bulunan, yurttaşların özel ve genel ihtiyaçları ve rahatlıkları, ayrıcalıksız göz önünde tutulmuştur. Bu gerçeğin bütün yurttaşlarca, bilinmesi çok önemlidir. Bunu yurttaşlara anlatmak ve bu şekilde onların sevgilerini ve güvenlerini kazanmak, parti üyelerinin kutsal ödevidir.

Türk ulusu kendisine hizmet edenleri, sürekli bir şekilde, değerlemiş ve onlara öngelme vermiştir. Son milletvekili seçiminde partimizin ulusun güvenini kazanması bize, çalışmamızda yeniden büyük şevk ve kuvvet vermiştir.

Ulusal hizmet yolunda bütün varlığımızla çalışmak, parti üyelerinin bozulmaz andıdır.

11 Nisan 2011 Pazartesi

CHP Milletvekili Aday Listesi

ADANA

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (EMEKLİ BÜYÜKELÇİ)
ÜMİT ÖZGÜMÜŞ SANAYİCİ
TURGAY DEVELİ (GAZETECİ)
ALİ DEMİRÇALI (MÜTEAHHİT)
ZEYNEP CANAN BİLLOR (AVUKAT)
HÜSEYİN KESER (EMEKLİ MÜFETTİŞ)
ARİF SEZER (EMEKLİ)
RIZA METE (DOKTOR)
MÜZEYYEN ŞEVKİN (MÜHENDİS)
MEHMET SALICI (AVUKAT)
DOĞA ÇİĞDEMOĞLU (ARAŞTIRMACI)
ORHAN TOKLU (AVUKAT)
MURAT ÖZTANRIÖVER (ZİRAAT YÜKSEK MÜHENDİSİ)
SONER ANAFARTA (YÖNETİCİ)



ADIYAMAN

SALİH FIRAT (DOKTOR)
ALİ COŞKUN (AVUKAT)
ZEYNAL BAKIR (MÜHENDİS)
MURAT ERDEM (İŞ ADAMI)
MEHMET KARAHAN (SERBEST)



AFYONKARAHİSAR

AHMET TOPTAŞ (AVUKAT)
HATİCE GÖK (AVUKAT)
BEKİR KASAP (MEMUR)
ŞERİF CEYLAN (SERBEST)
MEHMET TUĞRUL AKKUŞ (EMEKLİ)

AĞRI

SEYFEDDİN ÇELİK (ÖĞRETMEN)
SELAHATTİN DAŞKAYA (TİCARET)
ŞEFİKA ÖNER (SERBEST)
KÜRŞAT KOÇ (SERBEST)



AMASYA

RAMİS TOPAL (TİCARET)
ALİ ÖZDEMİROĞLU (İŞ ADAMI)
DEVRİM ERSOY (TİCARET)



ANKARA


1. BÖLGE

SÜLEYMAN SENCER AYATA (ÖĞRETİM ÜYESİ)
MEHMET EMREHAN HALICI (MÜHENDİS)
EMİNE ÜLKER TARHAN (EMEKLİ)
AYLİN NAZLIAKA (YÖNETİCİ)
BÜLENT KUŞOĞLU (YÖNETİCİ)
LEVENT GÖK (AVUKAT)
EMRE DOĞAN (AVUKAT)
İLYAS GÜVEN EROĞLU (MÜHENDİS)
VELİ ÖZDEMİR (GAZETECİ)
BAYRAKTAR BAYRAKTAR (MÜHENDİS)
NECATİ YILMAZ (AVUKAT)
FARUK ÖZDEMİR (SENDİKACI)
AYSİN TEKTAŞ KESKİN (ŞEHİR PLANCISI)
GAMZE ŞENGEL (ECZACI)
ENGİN BALIM (YÖNETİCİ)
ÇETİN CANBAZOĞLU (EMEKLİ)

2. BÖLGE

AYŞE GÜLSÜN BİLGEHAN (ÖĞRETİM GÖREVLİSİ)
İZZET ÇETİN (MALİ MÜŞAVİR)
SİNAN AYDIN AYGÜN (MÜTEAHHİT)
GÖKHAN GÜNAYDIN (ZİRAAT MÜHENDİSİ)
SEYHAN ERDOĞDU (İKTİSATÇI)
EKREM KEREM OKTAY (SİYASET BİLİMCİ)
ALPER TAŞDELEN (ULUSLARARASI İLİŞKİLER)
ALİRIZA ERBAY (DOKTOR)
ALİ ARİF ÖZZEYBEK (DİŞ HEKİMİ)
ONUR BAYAR (İKTİSAT)
HÜSEYİN ÇELEBİ ERCAN (MALİ MÜŞAVİR)
TURHAN İÇLİ (AVUKAT)
AYKUT FINDIKÇI (İŞ ADAMI)
FARUK YILDIRIM (KİMYAGER)
CENK KÜPELİ (TİCARET)



ANTALYA

DENİZ BAYKAL (MİLLETVEKİLİ)
OSMAN KAPTAN (MİLLETVEKİLİ)
GÜRKUT ACAR (AVUKAT)
YILDIRAY SAPAN (TURİZMCİ)
ARİF BULUT (DOKTOR)
HAKAN ŞİMŞEK (VETERİNER)
SEVGİ DOĞAN (DOKTOR)
ALİCAN DEVECİ (MİMAR)
AYDIN ÖZER (MÜHENDİS)
MİHRİYE BOZBAY (DOKTOR)
OSMAN FEVZİ ORAKÇAL (MALİ MÜŞAVİR)
MEHMETALİ YILMAZ (MÜFETTİŞ)
LEVENT KILDIR (MÜHENDİS)
AHMET DALOĞLU (MÜHENDİS)

ARTVİN

UĞUR BAYRAKTUTAN (AVUKAT)
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (AVUKAT)

AYDIN

BÜLENT TEZCAN (AVUKAT)
METİN LÜTFİ BAYDAR (DOKTOR)
OSMAN AYDIN (MÜHENDİS)
FERDA ÇAĞLAR ERKUT (İŞLETMECİ)
HÜSEYİN YILDIZ (MÜTEAHHİT)
MEHMET FATİH ATAY (AVUKAT)
ÖZLEM BURCU UĞAN SEVİM (AVUKAT)

BALIKESİR

NAMIK HAVUTÇA (AVUKAT)
AYŞE NEDRET AKOVA (AVUKAT)
HALUK AHMET GÜMÜŞ (İŞLETMECİ)
AHMET AKIN (SANAYİCİ)
HASAN İŞGÜZAR (ÖĞRETİM ÜYESİ)
HÜSNÜ EROL (MALİ MÜŞAVİR)
İRFAN BARIŞ (EMEKLİ)
ÖMÜR MUSTAFA BOYUER (MÜHENDİS)

BİLECİK

YAŞAR TÜZÜN (İŞ ADAMI)
SUNGUR TURAN (DOKTOR)

BİNGÖL

ZEKİ KORKUTATA (MEMUR)
SÜLEYMAN BATGA (EMEKLİ)
MESUT KAYAOĞLU (ESNAF)

BİTLİS

HASAN DALKIRAN (MÜHENDİS)
EROL ÇİRİŞ (SERBEST)
ZÜBEYİR YAŞAR (ESNAF)

BOLU

TANJU ÖZCAN (AVUKAT)
MEHTAP ÖZCAN MISIRLIOĞLU (MİMAR)
HAKKI FİDAN (NAKLİYECİ)


BURDUR

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (VETERİNER HEKİM)
YAKUP YILDIZ (EMEKLİ)
BAYRAM TEKİN (İŞADAMI)

BURSA

SENA KALELİ (SERBEST)
TURHAN TAYAN (AVUKAT)
İLHAN DEMİRÖZ (MÜHENDİS)
AYKAN ERDEMİR (ÖĞRETİM ÜYESİ)
KEMAL EKİNCİ (MÜHENDİS)
LALE KARABIYIK (ÖĞRETİM ÜYESİ)
ALİ SEMİH ÖZSARAÇ (AVUKAT)
SALİH TOP (SANAYİCİ)
YAŞAR KARAGÖZ (EMEKLİ)
ULUN HAVVA KAYI (MÜHENDİS)
FATMA ALTAY (SERBEST)
AHMET AYDIN AKYOL (İNSAN KAYNAKLARI)
OĞUZ ALTINOK (TÜCCAR)
SEVİL PAMİROL (TEKSTİL)
METİN ÇELİK (SERBEST)
NURHAYAT ALTACA (AVUKAT)
İNAN KESER (MÜHENDİS)
NURAY ÇOHAN (MİMAR)

ÇANAKKALE

ALİ SARIBAŞ (MİMAR)
MUSTAFA SERDAR SOYDAN (MÜHENDİS)
BÜLENT ÖZ (TİCARET)
AHMET KÜÇÜK (MİLLETVEKİLİ)

ÇANKIRI

MUZAFFER CELLAT (EMEKLİ)
HASAN ÇELEN (ÖĞRETMEN)

ÇORUM

TUFAN KÖSE (AVUKAT)
MUHARREM BOZDOĞAN (ESNAF)
CENGİZ ATLAS (SERBEST)
HAYDAR KILIÇ (MÜHENDİS)

DENİZLİ

ADNAN KESKİN AVUKAT Yüksek ANKARA
MELİKE BASMACI KAYHAN MÜHENDİS Yüksek DENİZLİ
ADİL DEMİR AVUKAT Yüksek DENİZLİ
KAZIM ARSLAN AVUKAT Yüksek DENİZLİ
HURİYE ÇAĞLAYAN AVUKAT Yüksek DENİZLİ
ALİ KAVAK AVUKAT Yüksek DENİZLİ
GÜLİZAR BİÇER KARACA AVUKAT Yüksek DENİZLİ


DİYARBAKIR

SALİH SÜMER SİYASETÇİ İlk DİYARBAKIR
HAŞİM ÖZKOYUNCU SERBEST Yüksek ANKARA
DAYLAN KARADAŞ İŞADAMI Orta DİYARBAKIR
VEDAT ŞAHBAZ ECZANESİ Yüksek KAHRAMANMARAŞ
ABDULMECİT TÜT S İlk ERZİNCAN
MELİK AYKIZ ESNAF Orta DİYARBAKIR
DERYA ERDEMOĞLU MALİ MÜŞAVİR Yüksek DİYARBAKIR
ABDULSELAM TEĞİN EMEKLİ Orta DİYARBAKIR
ÖZCAN KILIÇKAP YÖNETİCİ Orta DİYARBAKIR
FEYRUZ YÜKSEKTEPE SERBEST Orta DİYARBAKIR
BAHRİ YAPRAK SERBEST İlk DİYARBAKIR

EDİRNE

RECEP GÜRKAN ÖĞRETMEN Yüksek EDİRNE
KEMAL DEĞİRMENDERELİ MÜHENDİS Yüksek İSTANBUL
ABDÜLBAKİ TOPAL EMEKLİ Yüksek EDİRNE

ELAZIĞ

ALİ ÖZCAN MÜHENDİS Yüksek İSTANBUL
MUSTAFA KEMAL ATİKELER DOKTOR Yüksek ELAZIĞ
GÖKMEN ERCAN DOKTOR Yüksek ELAZIĞ
HÜLYA ÜLKÜ YÖNETİCİ Yüksek ELAZIĞ
MUSTAFA ÜNSAL KARATEPE MÜHENDİS Yüksek ELAZIĞ

ERZİNCAN

MUHARREM IŞIK DOKTOR Yüksek ERZİNCAN
ERDOĞAN ÖZYALÇIN DOKTOR Yüksek ERZİNCAN

ERZURUM

AHMET HAMDİ PALANDÖKEN MÜTEAHHİT Orta ERZURUM
YAŞETTİN KIŞLAK TİCARET İlk ERZURUM
MEHMET SAİT ŞİMŞEK SANAYİCİ Orta ERZURUM
NURHAN BANU ÜNER GAZETECİ Orta KOCAELİ
İSMAİL NARDEMİR EMEKLİ Yüksek ERZURUM
DURSUN MURAT ÇELİKOĞLU MALİ MÜŞAVİR Yüksek ERZURUM

ESKİŞEHİR

BEDİİ SÜHEYL BATUM ÖĞRETİM ÜYESİ Yüksek İSTANBUL
KAZIM KURT AVUKAT Yüksek ESKİŞEHİR
GAYE USLUER DOKTOR Yüksek ESKİŞEHİR
AZMİ KERMAN ECZACI Yüksek ESKİŞEHİR
MUHARREM ŞENEL DOKTOR Yüksek ESKİŞEHİR
MUHARREM VARLIK PLANLAMA UZMANI Yüksek ANKARA

GAZİANTEP

MEHMET ŞEKER DOKTOR Yüksek GAZİANTEP
İRFAN KAPLAN ECZACI Yüksek GAZİANTEP
MEHMET GÖKDAĞ AVUKAT Yüksek GAZİANTEP
CENNET SÜZER TRUZİMCİ Yüksek İSTANBUL
BAYRAM YILMAZKAYA DOKTOR Yüksek ANKARA
AKİF EKİCİ SANAYİCİ Orta GAZİANTEP
MAHMUT KOZBAŞ VETERİNER Yüksek GAZİANTEP
LÜTFÜ DEMİR DİŞ HEKİMİ Yüksek GAZİANTEP
YAŞAR AĞYÜZ MÜHENDİS Yüksek ANKARA
NACİ KILIÇ SANAYİCİ Orta GAZİANTEP
FEHİME ÇİFÇİ AVUKAT Yüksek GAZİANTEP
ZİHNİ ÖZTÜRK ÖĞRETİM ÜYESİ Yüksek GAZİANTEP

GİRESUN

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU ECZACI Yüksek GİRESUN
AYKUT GEZMİŞ İNŞAAT MÜHENDİSİ Yüksek GİRESUN
BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU ECZACI Yüksek GİRESUN
NILAY PINAR AVUKAT Yüksek İSTANBUL

GÜMÜŞHANE

MUTLU GÜRLER MÜHENDİS Yüksek ANKARA
ERCAN ÖZDEMİR TEKSTİL Yüksek İSTANBUL

HAKKARİ

NECMETTİN YARDIMCI SERBEST İlk HAKKARİ
NURETTİN ÇALLI SERBEST İlk ANKARA
GÜRGİN TOMRİS SERBEST Orta VAN

HATAY

MEHMET ALİ EDİBOĞLU DOKTOR Yüksek HATAY
MEVLÜT DUDU AVUKAT Yüksek HATAY
REFİK ERYILMAZ AVUKAT Yüksek HATAY
HASAN AKGÖL ÇİFTÇİ Yüksek HATAY
NİHAD MATKAP YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİR Yüksek ANKARA
SUZAN ALHASOĞLU MALİ MÜŞAVİR Orta HATAY
HİLMİ YARAYICI MÜZİSYEN Yüksek HATAY
ALİ OĞUZ ESNAF Orta HATAY
ALİ ASLAN ECZACI Yüksek HATAY
YILMAZ ŞAHUTOĞLU DOKTOR Yüksek HATAY


ISPARTA

ALİ HAYDAR ÖNER MÜLKİ İDARE AMİRİ Yüksek ANKARA
İRFAN BAKIR MÜHENDİS Yüksek ISPARTA
TANSELİ ÇAKMAK DOKTOR Yüksek ISPARTA
NACİ YOLDAŞ MÜHENDİS Yüksek ISPARTA

MERSİN

AYTUĞ ATICI DOKTOR Yüksek MERSİN
VAHAP SEÇER MÜHENDİS Yüksek MERSİN
İSA GÖK AVUKAT Yüksek MERSİN
ALİ RIZA ÖZTÜRK MİLLETVEKİLİ Yüksek MERSİN
NECMİ DOĞAN AVUKAT Yüksek MERSİN
HÜSEYİN ÇAMAK DOKTOR Yüksek MERSİN
MUSTAFA SELÇUK DERELİ HAKEM Yüksek ANKARA
SONER YILDIRIM EMEKLİ ASKER Yüksek ANKARA
NURSEN YÜCESOY TEMİZKAN AVUKAT Yüksek MERSİN
ZEHRA ÖZYİĞİT ECZACI Yüksek MERSİN
TEOMAN YANIK VETERİNER Yüksek MERSİN



İSTANBUL
1. BÖLGE

GÜRSEL TEKİN SERBEST Orta İSTANBUL
OSMAN TANEY KORUTÜRK ESKİ BÜYÜKELÇİ Yüksek ANKARA
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ MALİYECİ Yüksek ANKARA
AYŞE ESER DANIŞOĞLU ÖĞRETİM ÜYESİ Yüksek İSTANBUL
ŞAFAK PAVEY DİPLOMAT Yüksek İSTANBUL
İHSAN ÖZKES EMEKLİ Yüksek İSTANBUL
FATMA NUR SERTER MİLLETVEKİLİ Yüksek İSTANBUL
MAHMUT TANAL AVUKAT Yüksek İSTANBUL
MÜSLİM SARI BANKACI Yüksek ANKARA
CELAL DİNÇER VALİ YARDIMCISI Yüksek ANKARA
KADİR GÖKMEN ÖĞÜT DİŞ HEKİMİ Yüksek İSTANBUL
YAKUP AKKAYA MATBAACI Orta ANKARA
AYTEN KAYALIOĞLU BANKACI Yüksek İSTANBUL
HASAN BASRİ ÖZBEK MÜHENDİS Yüksek İSTANBUL
HÜSNÜ SÜSLÜ DOKTOR Yüksek İSTANBUL
HASAN UZUNYAYLA İŞ ADAMI Orta İSTANBUL
OSMAN YAZICI YÖNETİCİ Yüksek ANKARA
HİLAL DOKUZCAN MÜHENDİS Yüksek İSTANBUL
İHSAN GÜLİZ KAPTAN ECZACI Yüksek İSTANBUL
HAKAN ERDEMİR SERBEST Yüksek İSTANBUL
MEHTAP DÜZOVA ÖĞRETMEN Yüksek İSTANBUL
ALİ KOÇ GAZETECİ Yüksek İSTANBUL
ARAS ARSLAN DİL BİLİMCİ Yüksek İSTANBUL
BAHAR ÖZAY YÖNETİCİ Yüksek İSTANBUL
DERYA ŞENTÜRK İKTİSATÇI Yüksek İSTANBUL
EMRAH KÖKSAL AVUKAT Yüksek İSTANBUL
ALİ YILDIZ TİCARET İlk İSTANBUL
MURAT GÜNEL MÜTEAHHİT Orta İSTANBUL
REŞAT ŞAHİN ÖZTÜRK EKONOMİST Yüksek İSTANBUL
MERİH TÜRE İŞLETME Yüksek İSTANBUL


2. BÖLGE

KEMAL KILIÇDAROĞLU MİLLETVEKİLİ Yüksek ANKARA
BİHLUN TAMAYLIGİL İŞLETMECİ Yüksek ANKARA
MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU AVUKAT Yüksek DİYARBAKIR
AYDIN AĞAN AYAYDIN GAZETECİ Yüksek İSTANBUL
SEDEF KÜÇÜK YÖNETİCİ Yüksek İSTANBUL
ERCAN CENGİZ EMEKLİ Yüksek İSTANBUL
HALUK EYİDOĞAN ÖĞRETİM ÜYESİ Yüksek İSTANBUL
AYKUT ERDOĞDU HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI BAŞ KONTROLÖRÜ Yüksek ANKARA
MELDA ONUR DANIŞMAN Yüksek İSTANBUL
BAHRİ SİPAHİ TEKNİSYEN Orta İSTANBUL
ÇETİN SOYSAL SERBEST Orta İSTANBUL
İRFAN HÜSEYİN YILDIZ YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİR Yüksek İSTANBUL
BÜLENT SEYHAN YÖNETİCİ Yüksek İSTANBUL
HÜSEYİN YAŞAR İŞADAMI Orta ANKARA
GÜLSEREN ONANÇ MÜHENDİS Yüksek İSTANBUL
BAYRAM GÜVEN MUHASEBECİ Orta İSTANBUL
YASEMİN ÖNEY CANKURTARAN EKONOMİST Yüksek İSTANBUL
RAİF BALKAROĞLU İŞADAMI Yüksek İSTANBUL
HAKAN ATALAY MALİ MÜŞAVİR Yüksek İSTANBUL
SEYFULLAH BEYSÜLEN MEMUR Yüksek İSTANBUL
ÖZGE ÇAĞRI TORAMAN EĞİTMEN Yüksek İSTANBUL
MARİ GORMEZANO REKLAMCI Yüksek İSTANBUL
CEM SEYMEN GAZETECİ Yüksek İSTANBUL
MÜŞERREF AKSAK EKONOMİST Yüksek İSTANBUL
BİLGE KOÇKAYA AVUKAT Yüksek İSTANBUL
CEM CENGİZ YILMAZ MÜHENDİS Yüksek İSTANBUL
KENAN MALKOÇ İŞLETMECİ Yüksek İSTANBUL


3. BÖLGE

ERDOĞAN TOPRAK İŞ ADAMI Yüksek İSTANBUL
UMUT ORAN İKTİSATÇI Yüksek İSTANBUL
SÜLEYMAN ÇELEBİ YÖNETİCİ İlk İSTANBUL
OSMAN OKTAY EKŞİ GAZETECİ Yüksek İSTANBUL
BİNNAZ TOPRAK ÖĞRETİM GÖREVLİSİ Yüksek İSTANBUL
SABAHAT AKKİRAY MÜZİSYEN İlk İSTANBUL
FAİK TUNAY YÖNETİCİ Yüksek İSTANBUL
ALİ ÖZGÜNDÜZ SAVCI Yüksek İSTANBUL
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU MİLLETVEKİLİ Yüksek İSTANBUL
MUHAMMET ÇAKMAK ÖĞRETİM ÜYESİ Yüksek ANKARA
KENAN ŞİMŞEK BANKACI Yüksek ANKARA
MEHMET ALİ ÖZPOLAT AVUKAT Yüksek İSTANBUL
KAMİL UĞURLU İŞ ADAMI Orta İSTANBUL
BÜLENT KERİMOĞLU DOKTOR Yüksek İSTANBUL
KUTSİYE BENAN BAYKAL YÖNETİCİ Orta İSTANBUL
ORHAN DURAN SANAYİCİ Orta İSTANBUL
SELAMİ ÖZDEMİR ÖĞRETMEN Yüksek İSTANBUL
BAYRAMALİ ÇEŞMECİ İŞLETMECİ Orta İSTANBUL
HÜSEYİN AYDOĞDU SERBEST Yüksek İSTANBUL
BERRİN BALCI MÜHENDİS Yüksek İSTANBUL
DERYA EKŞİ YÖNETİCİ Yüksek İSTANBUL
YEĞANE GÜLEY AVUKAT Yüksek ORDU
EMİR HÜSEYİN AKIN MİMAR Yüksek İSTANBUL
ÖZGE UTAN ULUSLARARASI FİNANS Yüksek İSTANBUL
TURAN AYDOĞAN AVUKAT Yüksek İSTANBUL
TAŞKIN KILIÇ SERBEST Yüksek İSTANBUL
CEVAHİR KILIÇ AVUKAT Yüksek İSTANBUL
TACETTİN DEVRAN ÇAKMAKÇI AVUKAT Yüksek İSTANBUL


İZMİR 1. BÖLGE

ŞÜKRAN GÜLDAL MUMCU MİLLETVEKİLİ Yüksek ANKARA
RIZA MAHMUT TÜRMEN GAZETECİ Yüksek ANKARA
OĞUZ OYAN ÖĞRETİM ÜYESİ Yüksek ANKARA
MUSA ÇAM ÖĞRETMEN Yüksek İZMİR
HÜLYA GÜVEN DOKTOR Yüksek İZMİR
ERDAL AKSÜNGER İŞ ADAMI Yüksek İZMİR
AYDIN ÖZCAN AVUKAT Yüksek İZMİR
TURGAY BOZOĞLU HESAP UZMANI Yüksek ANKARA
ADNAN ERDİL EĞİTİMCİ Yüksek İZMİR
KAZIM UMDULAR MÜHENDİS Yüksek İZMİR
SENİYE NAZİK IŞIK İKTİSATÇI Yüksek ANKARA
EBRU OKAY EMEKLİ Yüksek İZMİR
ŞENER AKDEMİR YÖNETİCİ Yüksek İZMİR


İZMİR 2.BÖLGE
ALAATTİN YÜKSEL YÖNETİCİ Yüksek İZMİR
MUSTAFA ALİ BALBAY GAZETECİ Yüksek ANKARA
MEHMET ALİ SUSAM KİMYAGER Yüksek ANKARA
RAHMİ AŞKIN TÜRELİ İKTİSATCI Yüksek ANKARA
AYTUN ÇIRAY DOKTOR Yüksek ANKARA
BİRGÜL GÜLER ÖĞRETİM ÜYESİ Yüksek ANKARA
MUSTAFA MOROĞLU İŞLETMECİ Yüksek İZMİR
LEVENT EYİPİŞİREN MÜHENDİS Yüksek İSTANBUL
ELFİN TATAROĞLU İÇ MİMAR Yüksek İZMİR
LEVENT PİRİŞTİNA İŞLETMECİ Yüksek İZMİR
ÖZCAN PURÇU EKONOMİST Yüksek İZMİR
HÜSEYİN SEZER MÜHENSİS Yüksek İZMİR
COŞKUN ÇİFLİK MÜHENDİS Yüksek İZMİR

KARS
NAİF ALİBEYOĞLU SERBEST MESLEK Yüksek KARS
CENGİZ DAŞDEMİR AVUKAT Yüksek KARS
SAFFET ÖZDEMİR ULUSLARARASI İLİŞKİLER Yüksek ANKARA

KASTAMONU
BAHRİ GÖKÇEBAY EMEKLİ Yüksek KASTAMONU
HASAN BALTACI MÜHENDİS Yüksek KASTAMONU
AYŞENUR ÖZDEN ECZACI Yüksek KASTAMONU


KAYSERİ
MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU DOKTOR Yüksek KAYSERİ
ÇETİN ARIK DOKTOR Yüksek KAYSERİ
ALİ PAŞA TAN İKTİSATÇI Yüksek KAYSERİ
TÜRKER TOK CUMHURİYET SAVCISI Yüksek ANKARA
FİGEN ALÇI ÖĞRETMEN Yüksek KAYSERİ
EMİN YILDIRIM EMEKLİ Yüksek KAYSERİ
ÖMER BAYRAK DOKTOR Yüksek KAYSERİ
İSMAİL YAVUZ ESNAF Orta KAYSERİ
ALİ KEMAL AÇILKAN HALKLA İLİŞKİLER Yüksek KAYSERİ

KIRKLARELİ
MEHMET SİYAM KESİMOĞLU İDARECİ
TURGUT DİBEK AVUKAT
TÜRABİ KAYAN MİMAR

KIRŞEHİR
CAHİT GÜRSES DOKTOR Yüksek KIRŞEHİR
YILMAZ ZENGİN ESNAF İlk KIRŞEHİR

KOCAELİ
HURŞİT GÜNEŞ EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ Yüksek İSTANBUL
MEHMET HİLAL KAPLAN DOKTOR Yüksek KOCAELİ
HAYDAR AKAR MATEMATİKÇİ Yüksek KOCAELİ
ÖMER KURTAŞ TIP DOKTOR Yüksek KOCAELİ
TUBA AYDIN AVUKAT Yüksek KOCAELİ
TURAN DUMLU ECZACI Yüksek KOCAELİ
TAHSİN TARHAN SANAYİCİ Orta DÜZCE
MAHMUT AKYOL MEMUR Yüksek KOCAELİ
EHLİNAZ TORUN ÖĞRETİM ÜYESİ Yüksek KOCAELİ
HAMİYET GÖKSU EMEKLİ Orta KOCAELİ
ÇAĞLAR ÖZDEMİR YÖNETİCİ-MÜDÜR Orta KOCAELİ

KONYA
ATİLLA KART AVUKAT Yüksek KONYA
MEHMET TOPBAŞ AVUKAT Yüksek KONYA
MAHİR DİLEK DOKTOR Yüksek ANTALYA
ORÇİN GÜNEY ÇALIK SERBEST Yüksek KONYA
NURCAN BİRGÜL ÖZTÜRK ECZACI Yüksek KONYA
DURMUŞ ALİ KARAMUT EĞİTİMCİ Yüksek ANKARA
ALİ TEKİŞ MÜHENDİS Yüksek KONYA
HÜSEYİN KAYA PSİKOLOG Yüksek KONYA
SEHER AVŞAR AVUKAT Yüksek ANKARA
ŞENİZ KURTULUŞ YÖNETİCİ Yüksek KONYA
KEMAL MUTLU EMEKLİ Yüksek ANKARA
ARSLAN ÜSTÜNDAĞ MÜHENDİS Yüksek KONYA
HÜSEYİN YAĞCI İŞLETMECİ Yüksek KONYA
KÖKSAL FİLORİNALI AVUKAT Yüksek KONYA

KÜTAHYA
ŞEREF HAN AVUKAT Yüksek KÜTAHYA
ZELİHA AKSAZ ŞAHBAZ DOKTOR Yüksek KÜTAHYA
ŞEREF DOĞAN ÖĞRETMEN Yüksek KÜTAHYA
RUHSEN KUMDALI MÜHENDİS Yüksek KÜTAHYA
FARUK BEHRAM SOYDAN ULUSLARARASI İLİŞKİN Yüksek KÜTAHYA


MALATYA
VELİ AĞBABA İŞLETME Yüksek MALATYA
ALİ DAĞDELEN EMEKLİ Yüksek MALATYA
DİLA BOZTEPE TİCARET Yüksek MALATYA
EKREM DERNEK TÜRKOLOG Yüksek ANKARA
EROL BİNGÖL ÖĞRETMEN Yüksek ANKARA
GÜZİDE YILDIRIM DİŞ HEKİMİ Yüksek MALATYA

MANİSA
HASAN ÖREN SANAYİCİ Yüksek MANİSA
ÖZGÜR ÖZEL ECZACI Yüksek MANİSA
SAKİNE ÖZ MİMAR Yüksek MANİSA
MAZLUM NURLU AVUKAT Yüksek MANİSA
HASAN CAHİT KAPLAN YÖNETİCİ Yüksek MANİSA
ŞAHİN MENGÜ AVUKAT Yüksek ANKARA
MUHARREM EKİCİ DİŞ HEKİMİ Yüksek MANİSA
MUSTAFA BAŞGÜLŞEN MÜHENDİS Yüksek MANİSA
ABDULLAH SAKA MUHASEBE Yüksek MANİSA
TUR YILDIZ BİÇER DOKTOR Yüksek MANİSA

KAHRAMANMARAŞ
DURDU ÖZBOLAT İŞ ADAMI Orta ANKARA
AYHAN ÇİFTARSLAN YÖNETİCİ Yüksek BALIKESİR
DURAN ÖZDAL SANAYİCİ Orta KAHRAMANMARAŞ
KİBAR ÖZDEMİR TEKNİSYEN Orta KAHRAMANMARAŞ
YAŞAR GÜNGÖR ECZACI Yüksek KAHRAMANMARAŞ
RAMAZAN BURHAN EMEKLİ Yüksek KAHRAMANMARAŞ
TÜRKAN ÖZBEK ÖĞRETMEN Yüksek KAHRAMANMARAŞ
MEHMET OKUÇ SERBEST İlk KAHRAMANMARAŞ

MARDİN
REŞİT KILIÇ TÜCCAR Yüksek MARDİN
MUSTAFA KEMAL TUĞMANER SERBEST Yüksek MARDİN
MUHAMMED OLĞAÇ ÖĞRETMEN Yüksek MARDİN
MEHMET BEŞER TİCARET Orta MARDİN
MEHMET ÇİFTÇİ EMEKLİ Orta MARDİN
CEMAL ŞAHİN ÇİFTÇİ Orta MARDİN


MUĞLA
TOLGA ÇANDAR MÜHENDİS Yüksek MUĞLA
NURETTİN DEMİR DOKTOR Yüksek MUĞLA
ÖMER SÜHA ALDAN CUMHURİYET SAVCISI Yüksek MUĞLA
EMRAH DOĞU TURİZM Orta MUĞLA
ALİ ARSLAN DOKTOR Yüksek MUĞLA
MUSTAFA ÖZTÜRK SERBET MALİ MÜŞAVİR Yüksek MUĞLA

MUŞ
SERKAN DEMİREL MÜHENDİS Yüksek ANKARA
ZİHNİ SAYAN EĞİTİMCİ Yüksek MUŞ
MUSTAFA FIRAT EĞİTİMCİ Yüksek ANKARA
FUAT KAYA EMEKLİ Yüksek MUŞ

NEVŞEHİR
BÜLENT YUMUŞ AVUKAT Yüksek NEVŞEHİR
ATILGAN SERT AVUKAT Yüksek NEVŞEHİR
HİLMİ BÜLENT TEKİNER EKONOMİST Yüksek ANKARA

NİĞDE
DOĞAN ŞAFAK TURİZMCİ Yüksek NİĞDE
AHMET OĞUZ ÖZMEN AVUKAT Yüksek NİĞDE
ÖMER FETHİ GÜRER MÜHENDİS Yüksek NİĞDE

ORDU
İDRİS YILDIZ MÜHENDİS
İDRİS SAMİ TANDOĞDU DOKTOR
ŞANSER EREN ECZACI
GÖKHAN KARAYEL ÖĞRETMEN
EMİNE YÜCETÜRK MİMAR
SÜLEYMAN ÇELENK ÖĞRETİM ÜYESİ

RİZE
KENAN BIYIK YÖNETİCİ
BAŞAR CUMBUR EMEKLİ
HATİCE NESRİN SARI EMEKLİ

SAKARYA
ENGİN ÖZKOÇ EĞİTİMCİ
GÜRKAN CANOL YÖNETİCİ
RAŞİT DÜNYA İŞ ADAMI
AYÇA TAŞKENT YÖNETİCİ
ECEVİT KELEŞ MÜHENDİS
ÜMİT USAL ESNAF
MELEK GÜREVİN ECZACI

SAMSUN
AHMET HALUK KOÇ DOKTOR
AHMET İHSAN KALKAVAN GEMİ ACENTELİĞİ
KEMAL ZEYBEK İŞ ADAMI
FATMA NECİLE ÇOKAY DİŞ HEKİMİ
CENGİZ SEZGİN MİMAR
OSMAN ZÜMRÜT MÜFTÜ
MEHMET ATALAY MÜHENDİS
MÜŞFİK VEYSEL ERDOĞAN MÜHENDİS
ORHAN AYKANAT DOKTOR


SİİRT
MEHMET MUHDİ KOYUNCU TİCARET
KAMİLE BALCI ANTRENÖR
ABDULLAH HEZER İŞÇİ

SİNOP
ENGİN ALTAY MİLLETVEKİLİ
ABDULLAH ŞİŞEK TİCARET

SİVAS
MALİK ECDER ÖZDEMİR MÜHENDİS
METİN KESKİN MİMAR
ETEM ERDAL ERŞAN DOKTOR
BAKİ ÇOBAN DOKTOR
BÜLENT RENDA DENİZ AVUKAT

TEKİRDAĞ
FAİK ÖZTRAK İKTİSATÇI
CANDAN YÜCEER DOKTOR
EMRE KÖPRÜLÜ AVUKAT
GÜLFERAH GÜRAL EMEKLİ
ŞERAFETTİN KURT MUHASEBECİ
AYHAN CİVAN AVUKAT

TOKAT
ORHAN DÜZGÜN DOKTOR Yüksek TOKAT
CEVAT ATILGAN SANAYİCİ İlk TOKAT
FEDAİ TOYRAN BANKACI Yüksek İSTANBUL
ESAT ERDÖNMEZ ECZACI Yüksek TOKAT
SİNAN YAVUZ YAVAŞ MÜHENDİS Yüksek TOKAT

TRABZON
MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU ÖĞRETMEN Yüksek TRABZON
ALİ TÜREN ÖZTÜRK MÜHENDİS Yüksek TRABZON
SEDAT GÖZAÇAN SERBEST Yüksek TRABZON
GÜZİDE UZUN MÜHENDİS Yüksek TRABZON
AHMET KAYA MÜHENDİS Yüksek TRABZON
ALİ KOÇ ÖĞRETMEN Yüksek TRABZON

TUNCELİ
KAMER GENÇ MİLLETVEKİLİ Yüksek ANKARA
HÜSEYİN AYGÜN AVUKAT Yüksek TUNCELİ

ŞANLIURFA
FERHAT KARATAŞ AVUKAT Yüksek ŞANLIURFA
SÜLEYMAN GÖK DOKTOR Yüksek ŞANLIURFA
İBRAHİM HATİPOĞLU DOKTOR Yüksek ŞANLIURFA
NAİLE ŞÜKRAN YALÇIN EMEKLİ Orta ŞANLIURFA
GÜLER YILMAZ YÖNETİCİ Yüksek ANKARA
AHMET TEKİNER İKTİSATÇI Yüksek ANKARA
FATMA ÖZTAY EV HANIMI Orta ŞANLIURFA
ABDÜLKERİM ÇAKMAK MÜTEAHHİT Orta ŞANLIURFA
ÖMER FARUK ATBİNİCİ MÜTEAHHİT Orta ŞANLIURFA
TÜRKAN AYAS GAZETECİ Orta İSTANBUL
MEHMET EKİNBAŞ ESNAF Orta ŞANLIURFA
MEHMET ÖZÇELİK MUHTAR İlk ŞANLIURFA

UŞAK
DİLEK AKAGÜN YILMAZ AVUKAT Yüksek UŞAK
MUSTAFA AYDIN VETERİNER HEKİM Yüksek UŞAK
EROL GİLİM DOKTOR Yüksek UŞAK

VAN
ZAHİR KANDAŞOĞLU YÖNETİCİ Orta VAN
MEHMET ACAR YÖNETİCİ Orta VAN
ABDULBARİ MELEK MÜFETTİŞ Yüksek ANKARA
SELİM KARAKUŞ SERBEST MESLEK Yüksek VAN
SABRİYE ÇABUKER MEMUR Orta VAN
ŞAHİN EFENDİOĞLU EMEKLİ Orta VAN
NURETTİN ERÖRS MÜTEAHHİT İlk ANKARA
NİYAZİ ÇINAK HALKLA İLİŞKİLER Orta VAN

YOZGAT
ALİ AYIK EKONOMİST Yüksek YOZGAT
ALİ KEVEN ESNAF Yüksek YOZGAT
BURHAN SARIARSLAN HALKLA İLİŞKİLER Orta ANKARA
ERGÜN ERSOY SERBEST Yüksek YOZGAT

ZONGULDAK
MEHMET HABERAL DOKTOR Yüksek ANKARA
ALİ İHSAN KÖKTÜRK AVUKAT Yüksek ZONGULDAK
NERİMAN POSBIYIK EMEKLİ Yüksek ZONGULDAK
EROL SARIAL MÜHENDİS Yüksek ZONGULDAK
ÜNAL DEMİRTAŞ AVUKAT Yüksek ANKARA

AKSARAY
MAHMUT ÖZTÜRK EKONOMİST Yüksek ANKARA
ÖZLEM GÜNEŞ MÜHENDİS Yüksek AKSARAY
MUAMMER DİLEK MALİ MÜŞAVİR Yüksek AKSARAY

BAYBURT
HACI DURSUN YAŞAROĞLU EKONOMİST Yüksek BAYBURT

KARAMAN
FİKRET ÜNLÜ EĞİTİMCİ Yüksek ANKARA
OSMAN NURİ KOÇAK SERBEST Yüksek KARAMAN

KIRIKKALE
YAŞAR YILMAZ ECZACI Yüksek KIRIKKALE
RAFET ULUSOY DİŞ HEKİMİ Yüksek KIRIKKALE
HACI ARAP KARADURMUŞ EMEKLİ Yüksek KIRIKKALE

BATMAN
FARİS ÖZDEMİR EMEKLİ MİLLETVEKİLİ Orta ANKARA
MEHMET CAN AVCI SERBEST Orta BATMAN
MEHMET İHSAN ERMAN SERBEST Orta BATMAN
VEHBİ AĞAYA SERBEST Orta BATMAN

ŞIRNAK
KIYDEM ÖKTEN YÖNETİCİ Orta ŞIRNAK
OSMAN YEREN ESNAF Orta ŞIRNAK
HİŞYAR BUDAK İŞÇİ Orta ŞIRNAK
SADUN SEZER ESNAF Orta ŞIRNAK

BARTIN
MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA MÜHENDİS Yüksek BARTIN
MELİHA OKUTAY EMEKLİ Orta BARTIN

ARDAHAN
ENSAR ÖĞÜT MİLLETVEKİLİ Yüksek İSTANBUL
METİN DEMİR YÖNETİCİ Yüksek ANKARA

IĞDIR
EKBER TANER SERBEST Yüksek IĞDIR
BEHMAN GÖGCE İŞ ADAMI İlk IĞDIR

YALOVA
MUHARREM İNCE ÖĞRETMEN Yüksek YALOVA
ALAATTİN FİTOZ MÜHENDİS Yüksek YALOVA

KARABÜK
MUSTAFA EREN YÖNETİCİ Yüksek KARABÜK
ERDOĞAN DİNCEL AVUKAT Yüksek KARABÜK

KİLİS
ERTUĞRUL KEKEÇ DOKTOR Yüksek KİLİS
CUMA DAĞLI EMEKLİ Yüksek KİLİS

OSMANİYE
BAHA ÜNLÜ (MÜHENDİS)
NİHAT ÇERÇİ (ÖĞRETMEN)
ÜNAL KÖKSAL (MUHASEBECİ)
İRFAN ERDEM (MUHASEBE)

DÜZCE
SELÇUK YANMAZ (SERBEST)
BASRİ KARSLIOĞLU (ECZACI)
İLKNUR BAŞAK TÜTÜNCÜ (MÜHENDİS)