rıza zelyut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rıza zelyut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2011 Cuma

Komplonun CHP’deki ayağında kim var? -Rıza Zelyut

 Komplonun CHP’deki ayağında kim var?
Oda TV operasyonu ile, hiç ilgisi olmayan CHP devreye sokuldu.
Ana muhalefet partisi; sanki gizli bir örgütmüş gibi gösterilmeye çalışıldı.
Gündem değiştirildi.
Ergenekon soruşturmasında polisin ‘sehven‘ dediği yanlışların üstü örtüldü.
Bilinçli olarak yaratılan bu kargaşadan faydalanan hükümet; akaryakıta zam üstüne zam yaptı.
Benzin terörü aldı başını gitti.
İşsizlik, yaygınlaşan yoksulluk konuşulmaz oldu.
Amma velakin, CHP’yi yıpratacak yayınlar ortalığı kapladı.
- – -
Bunun böyle olacağını ta cuma günü Kanal 99′da söylemiştim.
Pazartesi ve salı günleri de komployu yazdım.
İklim Bayraktar adlı o sarışın kadının gazeteci kimliğinde CHP’ye kurulan komploda kullanıldığını iddia ettim.
Güneş Gazetesi’nin İklim Bayraktar üzerindeki örtüyü kaldıran yayınından sonra olay daha çok tartışılmaya başlandı.
KEMAL BEY HAFİFE ALIYOR AMA
Benim  iddiam şudur: Bu Oda TV operasyonu da seçim öncesinde CHP’yi yıpratmak için planlandı.
Yani hedefteki nokta Oda TV değil CHP’dir…
Soner Yalçın üzerinden yürütülen operasyonda CHP’nin tartışmaya açılacağı belli idi.
Zaten; operasyonla ilgili bilgilerin basına sızdırılması da bunu gösteriyor.
Savcılığın elindeki bilginin nasıl olup da yandaş basına aktarıldığını CHP takibe almayarak hata yapıyor.
İkincisi de gayet açık:
Basında yazılıp çizilen artık Oda TV değil; CHP’dir…
Operasyonun amacı da bu idi…
Amaç belli olmuyor mu: Ana muhalefeti battal ederek iktidar partisini seçeneksiz bırakmak…
- – -
Elbette bir de aynanın arka yüzü var.
Orada da CHP’deki ayak duruyor.
Ana muhalefet partisine kurulan bu tuzağın CHP’de de bir ayağı olmalı...
Yoksa CHP’yi bir kısım Ergenekoncularla bağlantılıymış gibi göstermeye yönelik bu komplo bu kadar geliştirilemezdi.
Gelişmeler  CHP’den bir yardımcı elin olduğunu gösteriyor.
Bu ayağı bulmak görevi de Sayın Kılıçdaroğlu’na kalıyor.
Onu tespit etmek de çok kolay.
Operasyonda kullanılan Sonar Yalçın ve o gazeteci kadın İklim Bayraktar ile bağlantısı olan nokta; bence CHP’deki ayaktır.
Bu operasyonda bir yandan Deniz Baykal’ın bir yandan da Kemal Kılıçdaroğlu’nun itibarsızlaştırılmak istendiği gün gibi açıktır.
Sonuçta da CHP itibarsızlaştırılmış olacak idi…
Bundan çıkarı olan dışarıdaki güç bellidir.
İçerideki mi?
Onu tahmin etmek ve gereğini yapmak da CHP’nin liderine kalıyor.
Eğer Sayın Kılıçdaroğlu bu işi hafife alırsa… Eğer, bu şaibeli noktayı bulup gereğini yapmazsa sadece CHP değil, demokrasimiz de yitiren olacaktır.
Umarım ki CHP Lideri Kılıçdaroğlu buna izin vermeyecektir.
ÖLÜM TEHDİDİ İLE SUSTURMAK
Yazılarımda hep şunu vurguladım:
Kürt ayrıdır, Kürtçü ayrıdır.
Türkiye’de Kürt kökenli milyonlarca vatandaşımız var.
Ortak bir vatan, devlet ve bayrak altında yaşamak onlar için sorun değildir.
Bir de Kürtçü vardır.
Bunlar;  akıllarınca Doğu’da ayrı bir devlet (Kürdistan) kurmak sevdasındadırlar.
PKK bu amaçla harekete geçirilmiş bir örgüttür.
İşte bu Kürtçü PKK, PKK terörüne karşı çıkan Kürt aydınları ölümle tehdide başlamış.
Mehmet Metiner, Muhsin Kızılkaya, Orhan Miroğlu gibi yazarlar ile türkü sanatçısı Şivan Perver hain ilan edilerek ölüm listesine alınmış.
Bu durum; PKK’nın güç durumda olduğunu gösteriyor.
Demekki örgütün ayağının altındaki toprak kayıyor. O yüzden ölüm tehditleri yağdırmaya başlıyor.
Bu arkadaşlardan herhangi birisinin burnunun kanaması bile PKK’ya büyük darbe olacaktır.
Adını andığım yazarların düşüncelerini ben de çoğu zaman kendime göre beğenmiyorum ama onları yok etmeye kalkmayı da aklımın ucundan bile geçiremem.
Evet ben de artık şu andan itibaren bir Şivan Perver, Mehmet Metiner, Orhan Miroğlu, Muhsin Kızılkaya’yım…

CHP’ye karşı kullanılan ajan gazeteci - Rıza Zelyut

 CHP’ye karşı kullanılan ajan gazeteci

Dün yazdım: Seçimler yaklaşırken, iktidar; adliyeyi ve polisi kullanarak CHP’ye karşı komplo peşinde.
Bunun en açık kanıtı da Oda TV’ye karşı yürütülen operasyonda ortaya çıkan bilgiler.
Dünkü iktidar gazeteleri Oda TV ile Kemal Kılıçdaroğlu arasında bağ kurmaya çalışıyorlardı.
Yine bunlar; Deniz Baykal’ı istifa ettiren Varan-1 isimli kasetin de buradan servis edildiğini söylemeye çalışıyorlardı. Elbette ki o kasetin hükümet yandaşı Vakit’in internet sitesinde yayımlandığını gizleyerek… İşin içine PKK bile katılarak, Kılıçdaroğlu-PKK-Ergenekon üzerinden CHP’ye karşı kirli propaganda yürütülüyordu.

İKLİM BAYRAKTAR OLAYI

Anlaşıldığı kadarıyla CHP’ye karşı kurulan tuzakta Oda TV’de çalışan İklim Bayraktar Kaleli isimli o sarışın kadın kullanılmış.
Bu kadın; cazibesini de kullanarak ve gazeteci kimliği arkasına saklanarak CHP’nin içine sızmaya kalkışmış.
Dünkü haberleri hatırlayalım:
Oda TV muhabiri İklim Hanım; önce Deniz Baykal’la röportaj için görüşmüş…

İddiasına göre, Deniz Baykal, İklim Hanım’a sulanmış.
İklim Bayraktar bundan sonra Gürsel Tekin’i aramış; ‘Deniz Baykal, beni taciz etti!’ diye yakınmış…
İş bununla da kalmamış…
İklim Hanım; CHP lideri Kılıçdaroğlu’nu da arayıp ondan randevu almış; görüşmüş.
Görüşmesinde; ‘Baykal, bana tacizde bulundu. Yeniden görüşüp bu taciz işini kayda alayım. Bana bir dinleme aleti verin!’ demiş.
Bu tür gizli kapaklı işlerden nefret eden CHP Lideri Kılıçdaroğlu; ‘Biz böyle bir şey yapamayız; ne yapacaksanız kendiniz yapın!’ diye onu başından savmış.
İş bu kadarla da kalmıyor.

Baykal için gizli kayıt cihazı isteyen İklim Hanım; meğer o cihazla Kılıçdaroğlu ile yaptığı bu konuşmasını da kayda almış.
Yapılan bu işin adı gazetecilik değil ajanlıktır…

Elbette ki İklim Bayraktar telefonlarının dinlenildiğini de biliyor ya; bu konuyu sağla solla konuşmaya devam etmiş.
Örneğin; eski YARSAV başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nu da arayıp durumu anlatmış. Deniz Baykal’la görüşüp onu tuzağa düşüreceğini, bunu da Kılıçdaroğlu’na götüreceğini, ama Kılıçdaroğlu’nun bunu istemediğini söylemiş. Böylece de bu konuşmaların belge haline getirilmelerini sağlamış.
Olayı Gürsel Tekin, Soner Yalçın’a bildirmiş.
O da İklim Hanım ile konuşup ‘Nedir bu iş?’ diye sormuş.

SERBEST BIRAKILDI
Bu İklim Bayraktar Kaleli’nin önceki vukuatını da bilirsiniz. Basına yansıdığına göre; CHP Milletvekili Muharrem İnce, güya içkili içkili bunun evine gelmiş; kendisine Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili gizli bir belge vermek istemiş; falan…
Kısaca özetlediğim bu haberler bir gerçeği gösteriyor:
İklim Bayraktar Kaleli; Oda TV’ye gazeteci gibi girmiş.
Amma kendi deyişi ile ‘büyük balık yakalayıp ilgilisine teslim etmek’ için çalışmış.
Bu süreçte de CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nu tuzağa düşürmek için uğraşmış.
Bunu beceremeyince de kızmış gibi görünerek sağla solla konuşmuş; komployu bu haliyle olsa bile harekete geçirmiş.
Duruma Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz de dahil olmuş.
Oda TV’deki bu ajan gazeteci, soruşturmadan sonra serbest bırakılmış.

- – -
Gazeteci diye ortalıkta dolaşan bir insana böyle suçlamalarda bulunmak istemizdim. Lakin; Türkiye’deki demokrasiyi hadım edenlerin; böyle operasyonlarla kamuoyunu kandırdıklarını görüyorum. O yüzden de İklim Bayraktar Kaleli olayının tartışılmasını istiyorum.
Sayın Kaleli eğer açıklama yaparsa bu sütun kendisine açıktır.

Bilelim ki demokrasiye karşı asıl darbe, muhalefete tuzak kurmaktır.
Bir aydın olarak bu tuzakla neye mal olursa olsun savaşmaya devam edeceğim.

Ergenekon’u Kılıçdaroğlu’na bulaştıracaklar - Rıza Zelyut

 Ergenekon’u Kılıçdaroğlu’na bulaştıracaklar

Oda TV’nin basılmasını ve sonrasındaki gelişmelerin amacını cuma günü Kanal 99′daki programımıda açıkladım. Bir kez de burada yazıyorum:
Hedefte Kılıçdaroğlu var.
Seçim öncesinde CHP’yi zayıflatabilmek için onun liderine vurmaya çalışıyorlar.
Bunu da yandaş medyadaki yayınlar gösteriyor.
İktidarın hizmetindeki Yeni Şafak’ta cuma günü çıkan ‘Baykal’a Kasetli Şantaj Planı’ başlıklı habere bakan akıllı birisi bunu hemen anlar.
Aynı haber, bu iktadırın yarattığı zenginlerden birisinin gazetesi olan Star’da da yer alıyordu.
Güya ‘Kılıçdaroğlu’na destek zorunlu. CHP’ye zarar verilmemeli.’ yazılıymış Oda TV’nin bilgisayarında.
Ne varmış bunda, demeyin; bekleyin…
Yine Halk TV’yi almak için Deniz Baykal’a, ‘Varan 2′ yazarak şantaj yapacaklarmış.
Böylece Deniz Baykal’ın istifasına sebep olan Varan-1 isimli kasetin de Oda TV işi olduğu söylenmek isteniyor.
Baykal’a şantaj yapanların da Kılıçdaroğlu’nun yanında oldukları gibi bir hava yaratılıyor.
Ayrıca Oda TV’ciler; ‘PKK’yı sıkıntıya sokmayalım!’ diyorlarmış.
Görüyorsunuz ki PKK’cılar, Ergenekoncular, CHP aynı yerde imişler gibi gösterilmekte.

- – -
Bu kurulan tuzağı yeniden anlatalım:
Becerebilirlerse… Milleti kandırabilirlerse…
Oda TV ve Soner Yalçın ile CHP Lideri’ni ilişkilendirecekler.
Böylece de hem Ergenekon hem de Deniz Baykal üzerinden Kılıçdaroğlu’nu kıstıracaklar.
PKK’yı da buraya bağlayacaklar.
Böylece halkın gözünde CHP küçük düşmüş olacak.

Alacağı oy azalacak.
AKP, tek başına iktidara gelecek…
İşte Oda TV operasyonu bu yüzden devreye sokuldu.
Nedim Şener gibi gazeteciler de bu işin sosu…
Nedim Şener AKP derin devletini afişe ettiği için cezalandırılacak.
Umuyorum ki Sayın Kılıçdaroğlu ve kurmayları da oynanan bu oyunun farkındadırlar.

BAYKAL KONUŞMALI

Oda TV’yi bu kadar büyütmeleri de planlı…
Millet onu sanki Amerikan İstihbarat Örgütü gibi bir şey sanacak.
Asker bigtti, sıra böyle ufak tefek işlere geldi.
Bu arada Deniz Baykal’ı da yeniden devreye soktular.
Güya Ergenekoncu gösterilmek istenilen Oda TV’ciler ona Varan-2 diyerek şantaj yapıyormuş.
Bak şu yandaş yalakalara…
Hani sizler Sayın Baykal’ı ‘Ergenekon’un avukatı’ diye yerden yere vurmadınız mı?

Bu rezil saldırı karşısında Deniz Baykal susamaz.
Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin kendisi kullanılarak karalanmaya çalışıldığını ben anladığıma göre o da anlamıştır.
Bu komploya karşı çıkmalı, konuşmalı…
AKP’NİN GÜNAHLARINI CEMAAT’E YIKMAYIN
Muhalefetteki yazarların ve aydınların temel bir yanılgısını da gösterme zamanı geldi:
Bütün bu derin devlet operasyonlarını alıp da Fethullah Gülen Cemaatinin işi gibi sunmak; gerçeğin üstünü örtmektir.
Cemaatin polis içinde etkili olduğu doğrudur. Lakin; bu iktidar istemeden onlar kıllarını bile kıpırdatamazlar.
İşi yaptıran AKP iktidarıdır.
Sonra da sanki hükümetin bu operasyonlarla ilişkisi yokmuş havası yaratmaya çalışan da bu iktidardır.
Bırakın Fethullah Gülen’i de en azından AKP gerçeğini görün.

TÜSİAD’IN RÜYASI

TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner bile ‘Yıllardır sayısız tutuklama ve gözaltı izliyoruz. Her seferinde yargıya güvenerek bekliyoruz; arkasından ne çıkacak diye. ‘Bakalım arkasından ne çıkacak?’ sorusunun son kullanma tarihi nedir?’ diye tepki göstermiş.
Amma Başbakan Erdoğan yakında TÜSİAD’çılara yine bir fırça atar.
‘Taraf olmayan bertaraf olur!’
TÜSİAD’çılar da bertaraf olmaktansa Başbakan’a iyi niyet elçisi yollarlar.
Varsın gazeteciler bertaraf edilsinler…
Varsın; caddelerde elindeki alkolmetresi ile şeriat polisi dolaşmaya başlasın.
Bankalar çalışıyor mu çalışıyor.
Borsa işliyor mu işliyor.
Hükümet; devlet kağıtları üzerinden zenginlere yüksek kar aktarıyor mu aktarıyor.
O zaman değme gitsin…
Yaşasın ileri demokrasi…

En tehlikeli TV - Rıza ZELYUT

 En tehlikeli TV

İntikam almak için yazıyorum: NTVSiz misiniz; 2004′te kanalınızda ‘Tahtayı Yiyen Mühendis’ hikayesini anlattığım için beni bir daha çağırmayanlar…
O gün Mehmet Barlas üstadımız nasıl da kızmıştı bana…
Siz beni yasaklı ilan ederseniz ben de sizi en tehlikeli ilan ediyorum.
İnanmıyor musunuz?
O zaman Kahramanmaraş Savcısı Uğur Koç’un hazırladığı fezlekeye bakın.
Buradaki iddiaya göre NTV’den Mirgün Cabas ile Mustafa Hoş; Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinin düşürülmesinde rol almışlar.
Nasıl mı?
Telefon ederek…

NTV’den o sıralarda Muhsin Yazıcıoğlu aranmış… Hem de defalarca… Siz bu işi haber için diye açıklayabilirsiniz.
Lakin sabotaj imiş.
Şimdilik üyeleri tespit edilememiş ama bu işi bir terör örgütü yapmışmış.
(Mutlaka Ergenekon’dur!)

Yaaa NTV’ciler gördünüz değil mi iddianamenin ne olduğunu?
Anladınız değil mi hukuk alanındaki müthiş gelişmeyi.
Size önerim, kanal olarak bir ‘Bilimkurgu Roman Yarışması’ açın.
Bu fezleke ile Ergenekon iddianameleri yarışır.
Birinciliği kim alır bilemem.
Devletimiz büyüktür
Nedim Şener tuttu, fincancı katırlarını ürküttü.
Daha toy ya; derin devletimizin ne kadar güçlü olduğunu anlayamadı.
Sandı ki o eski acemi, suyu çıkmış ve mahmuzu kırılmış derin devlet var.
Kendisine de dokunamaz…
Halbuki bizim derin; küllerinden yeniden doğar.
Hem de daha güçlü olarak.
Sen tutar; Hrant Dink’in öldürülmesinde iktidarın da parmağı olabileceği türden kuşkular yaratırsın ha…
Sana neydi be kuzum?
Bak; bundan sonra ben de yazmayacağım.
Bana ne; o işlerle Hrant’ın dostları uğraşsınlar.
Zaten o dostlar neyin ne olduğunu senden benden iyi biliyorlar.
Baksana o dostlardan Ufuk Uras ile Başbakan’ın arasından su sızmıyor.
Nedim sen de öyle yapsaydın şu an Boğaz’da balık yiyordun.
Ve önüne konulan katalogdan belki de yeni dubleks evini seçiyordun.
Hediye olarak…
Efendim; yeni derin devletimize saygılarımı sunarım…
Zulüm yapanı Allah sevmez
’1 Nolu cezaevinde gece 02.30′da idare tarafından bir odaya alındık… Dana sonra bu odaya gelen yöneticiler ile 50 kadar gardiyan Mustafa Balbay ile beni ayıracaklarını onu ve beni ayrı ayrı hücrelere koyacaklarını söylediler. Bunun; Ankara’dan gelen bir emir olduğunu; asla değişmeyeceğini, Mustafa Balbay ile Tuncay Özkan’ın ayrılacaklarını ve hücrelere konulacağını ifade ettiler. Bunu kabul etmeyince zor kullanmak üzere harekete geçtiler. (…)Fiziki şiddet kullanımı talimatı verdiler. (…) F ve B bloklardaki hücrelere konulduk. Can güvenliğimiz artık yoktur.’
Yukarıdaki satırlar Ergenekon tutuklusu gazeteci Tuncay Özkan’ın kamuoyuna hitaben yayımladığı mektubundan alındı.
Şimdi; Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e sesleniyorum: Sayın Bakan; Tuncay Özkan’ın suçsuzluğu veya suçluluğunu tartışacak değilim. Sizin inancınızı sorgulayacak kadar haddimi de aşamam. Lakin; gerçek bir Müslüman; zulmün dinimizle uyuşmadığını kabul eder.
Sayın Bakan; içeri tıkılmış insanlara bu kadar baskıya ne gerek var?
Bunlar kimi öldürdüler?
Bunlar hangi karakolları bastılar?
Bunlar hangi otobüslerde insanları diri diri yaktılar?
İnsanlar farkında olmasa bile yukarıda Allah var…
Kirli yüzlü melekler
Başlığımız; büyük ozan Attila İlhan’ın meşhur şiirlerinden birisinin adıdır…
1954′te piyasaya çıkan bu şiirin bir bölümü şöyledir:
‘vay anam vay
sen ne dersin istanbul
sen garip bir şair olsan söyle ne halt edersin
kimin gücü yeterse kahretsin parasızlığı sefalet akıyor gürül gürül sokaklardan yol üstünde bir şehvet çarşısı tıklım tıklım
yol üstünde sevda pazarlığı aşk pazarlığı
kurtulamadık gitti bu denlü kepaze hayattan
hep böyle gecelerin koynunda yaşadık
geceler serseri biz serseri
karakoldaki aynada safran gibi kirli yüzümüz
gözlerimiz hasta gözleri ellerimiz hasta elleri
kırılmış kavala dönmüşüz’
O dönemin gençlerini böyle anlatıyor işte şair.
Bir de bu dönemin gençleri var.
Eskiden yoksulluktan kirlenirken yüzler…
Şimdi varlıktan kirleniyor.
Ara sıra televizyondaki dizilere göz atıyorum..
Tümü aynı tornadan çıkmış delikanlılar.
Hepsi kirli sakallı…
Tümü de jilet kaçkını.
Kibarlığın yerini bu maske almış…
Yüzündeki ışığı kılla kapatıyor, güzelliğini saklıyor. Hay böyle modanın jileti kırılsın.
Los Angles’taki davul
Türk Hava Yolları (THY) son hattını ABD’nin doğusuna kadar uzattı. Şimdi Los Angeles’te çaldı davullar. Orada türküler söylendi.
Ünlü basketbolcu Kobe Bryant da ilk seferi karşılayanlar arasında imiş. Takmamış protestocu Ermenileri… Türkiye’nin en önemli dünya markalarından birisi:
THY’yi tebrik ediyorum.
Ve diyorum ki: Demekki iyi yönetilirse; KİT’ler de işe yarıyormuş. Anladınız mı özelleştirme tutkunları…
Bağırsaklar temizleniyordu
Bu gazeteci milleti içinde kendisini çok akıllı sanan bir kesim vardır. Önlerine ne konulursa hemen üstüne atlarlarlar.
Ergenekon operasyonu başlatılmış; bu akıllı gazeteci konuşuyor:
-Türkiye bağırsaklarını temizliyor.
Ve geldik bugüne…
Bu lafı eden gazetecinin yakın çalışma arkadaşı da çıktı o bağırsaktan… Sahi bağırsaklar mı temizleniyor yoksa birilerine öyle bir film mi izletiliyor?
Yalçın Küçük ile Oynanmaz
Ergenekon savcılarımız şaşırtmaya devam ediyor.
En inanılmazı da Yalçın Küçük gibi birisinin aklıyla oynamaya kalkışmaları.
Yalçın Küçük daha önce Ergenekoncu diye göz altına alınmadı mı?
Evi didik didik aranmadı mı?
Bu yeniden aramalar/gözaltılar ne oluyor?
Haydi onun dışarıda kalmasına tahammül edemediniz; çok konuşuyor; bizleri üzüyor; dediniz.
İyi de onun gibi zeki bir insanın evinde sizin işinize gelecek belge tutabileceğini nasıl düşünürsünüz?
Başına binbir olay gelmiş; daha önce bu işlerden tutuklanmış; evi sürekli aranmış bir insanın evinde ne bulacaksınız?
Bulursanız, ayıp olur.
Operasyonunuzun da kurmaca olduğu anlaşılır.

28 Şubatçılar dışarıda gazeteciler içeride

Bakın şu kavanoz dipli dünyanın işine…
Bu hükümetsever gazetelerimiz 28 Şubat işine saldırıp duruyorlar.
Lakin; ’28 Şubatçıları yargılayın!’ diyemiyorlar.
O süper darbeci takımı dışarıda amma iktidara muhalefet eden gazeteciler içeride.
Darbecilikten…
Yapılan darbenin hesabını sormuyorlar.
Yapılmayanı da yapılmış gibi gösterip tutuklu sayısını durmadan artırıyorlar.
Ah şu kavanoz dipli dünya, ah!

4 Mart 2011 Cuma

28 Şubat AKP için yapıldı - Rıza Zelyut

 28 Şubat AKP için yapıldı

Her yıl; 28 Şubat’ta bir yaygara kopartılır: -28 Şubat darbedir; basında, iş dünyasında, adliyede 28 Şubatçıların ortakları vardır.Bunu söylemek yetmez; devam edeceksin: ‘Hesabı sorulsun!’
Görüyorsunuz gazetecileri bile darbeci gösterip içeri tıkanlar 28 Şubatçılara dokunmuyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan da 28 Şubatçılara laf söylemiyor.
Demekki bir bildiği var. Demekki bu 28 Şubat işi ona çok yaramış.
Sonuç da öyle olmadı mı?
Refah Partisi kapatıldı. Fazilet Partisi aynı sopa ile susturuldu.
Bu tabanın içinden Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül’e yeni bir parti kurduruldu.
Bu yeni partinin programını bile ana hatlarıyla ABD’liler belirlediler.
Sözler alındı-verildi.
Ve bu işbirliği ile AKP iktidara taşındı.
- – -
Yani şu 28 Şubat var ya…
Hani bu yandaş ve yağcı taifenin kötüleyip yerden yere vurduğu müdahale. İşte o iş; Tayyip Bey’i başbakanlığa taşıyan adımlardan birisi idi.
Bunu ben demiyorum, rahmetli Necmettin Erbakan söylüyor.
Onun, AKP ile ilgili söylediklerine yeniden bakın.
Bu partiyi Siyonistlerin kurdurduğunu söylüyor.
‘İyi çocuklardır, bilseler yapmazlardı.’ diyor ama AKP’nin arkasında Amerika’nın ve İsrail’in bulunduğunu iddia ediyor.
- – -
28 Şubat’ın ekonomideki benzeri, 2001′de yapıldı.
‘Irak’ta Kürt devletini savaş sebebi sayarım!’ diyen Ecevit hükümeti de çökertildi.
Bu arada bir şiir yüzünden küçük bir ceza verilerek Tayyip Erdoğan yeni mağdur ve kahraman haline getirildi.
Evet; 28 Şubatçılar, adliyeyi bile Tayyip Erdoğan’ı iktidar yapmak için kullandılar.
İşlem tamamlandı…
Haydin gerçek demokrat iseniz ağlaşmayı bırakıp da o işleri yapanları da Zekeriya Öz savcımıza teslim edin…
Darbe yapanlara laf etmezsiniz de darbe yapamayanları Silivri’ye tıkar göz boyarsınız.
Sizi gidi Amerikancılar sizi!
BAŞBAKAN, CHP’YE MİNNETTAR
Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’de kuvvetli bir rüzgar estirdi.
O rüzgarın niçin estiğini bazı CHP’liler hala anlayabilmiş değiller.
Sanıyorlar ki aşırı laflar ederlerse bu halk uyanacak, oylar CHP’ye gidecek.
-Güvenlik kuvvetleri de PKK da silah bıraksın, diyor birisi…
Öbürü geri kalır mı, kendisini gösteriveriyor:
-Öcalan’a ev hapsi tartışılsın…
Başbakan Erdoğan bunları duyunca alaylı alaylı gülüyor:
-Sağ olsun; CHP’de böyleleri oldukça bizim sırtımız yere gelmez, diyor.

- – -
Böylece; CHP; hiç hak etmediği biçimde sanki PKK’cılarla dayanışma içindeymiş gibi gösteriliyor.
AKP’nin Habur’da yarattığı rezalet artık konuşulmaz oluyor.

BDP’li Demirtaş’ın dediği, ‘AKP; 2002 ve 2007 seçimlerinden önce PKK’dan ateşkes istedi’ sözü de saklanmış oluyor.
Başbakan’ın, ‘PKK ile devlet görüştü, görüşüyor, görüşecektir!’ demesini bile hatırlayan kalmıyor.
Dedim ki: AKP yapar süs olur; CHP yapar suç olur; aman dikkatli konuşun.
Dedim ki: Eldeki kuş, daldaki kuştan iyidir!
Ama nerede; kendini gösterecek ya hazret buyuruyor:
-Öcalan’a ev hapsi…
Başbakan Erdoğan’dan daha akıllı sanki bu zat-ı muhterem.
Seçim yaklaşınca; Tayyip Bey şahinleşip o tarafa fırça atıyor.
Tek devlet, tek millet, tek bayrak; diyor.
AKP’liler; ‘Terörle mücadeleden taviz verilmeyecektir.’ diye konuşmaya başlıyorlar.
CHP’nin çok zeki ve çok bilmiş siyasetçileri ise tersine yürüyorlar.
Ne olacak; topu topu yüzde 5 oyu olan PKK kanadı; size oy mu verecek?
Yıllardır CHP’ye sövenler; AKP ile işbirliği yapanlar; şeyhlerin, mollaların, aşiret reislerinin buyruğundaki kesimler size mi yönelecek?
- – -
Sayın Kılıçdaroğlu!
Manzara iyi değil.
‘Bu, onların görüşü!’ demeniz yetmiyor.
Bu millet dirayetli lider seviyor.
Birileri iyi niyetinizi istismar ediyor.
CHP’deki manzara çokseslilik değil çok başlılık gibi. Bu yüzden de eldeki kuşlar uçuyor.
Daldaki kuşu ise AKP çoktan yakalamış…
İçişleri’nin emriyle; ellerinde alkolmetre ile polisler, Suudilerin ‘şeriat polisi’ gibi dolaşırken…
Konuşulacak başka konu bulamıyor mu bu CHP’liler?

25 Şubat 2011 Cuma

Niksar’daki o öğretmen Atatürk’e neden düşman?- Rıza Zelyut

 Niksar’daki o öğretmen Atatürk’e neden düşman?-

N
iksar; Anadolu’da kurulan ilk Türk devletinin başkenti…
Binlerce yıllık kültürü var.
Cumhuriyet döneminin de aydınlık şehirlerinden birisi…
Doğası ile de harika bir yer.

Ama şimdi oranın insanlarını bile çürütmeye çabalıyorlar. Anadolu’yu işgale başlayan gericilik o güzelim kente de el atmış.
Burada Büyük Tokat Dershanesi isimli bir dershaneye giden bir öğrenci anlattı. Türkçe öğretmeni derste şöyle soruyor:
‘ Çocuklar; Kastamonu’da Kanlı Nehir isimli bir nehir vardır. Oraya niçin Kanlı Nehir adı verildi bileniniz var mı?’
Lise öğrencileri bunlar… Ama içlerinden hiçbirisi soruya cevap veremiyor. Türkçe öğretmeni olan bu şahıs; ‘O zaman ben açıklayayım!’ diyerek başlıyor anlatmaya: ‘Çocuklar; biliyorsunuz Atatürk şapka devrimini Kastamonu’da başlattı. O zaman halk bu Yahudi şapkasını giymek istemedi. Atatürk de emir verdi; şapkaya karşı çıkan Müslümanları öldürttü. O kadar çok adam öldürttü ki onların kanından o nehir günlerce kıpkırmızı aktı. Halk da bu sebeple o nehre Kanlı Nehir adını verdi.’
ALLAHTAN KORK EY ADAM
Bu sözler 20 kişilik sınıfa bomba gibi düşüyor. Lakin o gençler ses çıkaramıyorlar. Dışarı çıktıklarında kendi aralarında bunu tartışıyorlar. Birisi, ‘Yalan! Atatürk böyle şey yapmaz!’ diyor. Öbürü; ‘Ben de inanmıyorum ama…’ diye tereddüte düşüyor. Bir diğeri de ‘Belki de yapmıştır da bize öğretmemişlerdir…’ diye konuşuyor.
Ve o müfteri öğretmen böylece amacına ulaşıyor.
- – -
Düşünün ki bu ülkenin öğretmeni en acımasız iftiralarla bu devleti kuran büyük insan Kemal Atatürk’ü karalıyor.
Bunu da İslam adına yapıyor.
Bu şaşkın öğretmen; 1920′lerde payitaht olan İstanbul’da Müslümanların ne kadar horlandıklarını; evlerinden çıkamaz hale getirildiklerini kim anlatacak ki..
Anlatsanız da inanmaz… Çünkü özel odalarda bunun gibi aklı az, duyguları karışık gençleri alıp beyinlerini çürüterek Atatürk düşmanı haline getiriyorlar; sonra bunları okullara, dershanelere yerleştirerek Atatürk ve cumhuriyet aleyhine propaganda makinesi gibi kullanıyorlar…
Şapka devrimi için kimsenin boynu kesilmedi. Sadece İskilipli Atıf Hoca, aynen Niksar’daki o öğretmen gibi; devlete karşı halkı kışkırttığı için, İstiklal Mahkemesi’ne verildi ve idama mahkum edildi. Bilelim ki bu İskilipli Hoca, 16 Mayıs 1919′da İzmir’i işgal eden Yunan ordusunu, padişaha yardıma geldi diye alkışlayan adamdı. Bu İskilipli Atıf’ın üyesi olduğu Teali-i İslam Cemiyeti de İngilizlerle işbirliği halinde idi. Müslüman görünen ama hep Haçlılarla işbirliği içinde olan bir hain tipiyle karşı karşıyayız yani…
MİLLİ EĞİTİM BAKANI SUSACAK MI?
Niksar’daki bu Atatürk düşmanı, tek başına değil; böyle tipler; bütün Türkiye’ye hızla yayılıyor. Biliyorum ki bugün devlet adamları; hükümetten korkuları nedeniyle böyle müfterileri takip ettiremiyorlar.Bunlarla uğraşmak; Niksar Kaymakamı’nı ve hatta Tokat Valisi’ni de aşar. İş, Milli Eğitim Bakanı’na kalıyor. Acaba Bakan Nimet Çubukçu; böyle sapık fikirlilerden bunun hesabını sorabilecek mi?
Ve; bu gidişin, Türkiye’yi içeriden çökertecek zihinsel bir kanser türü olduğunu görebiliyor mu?
Sayın Bakan’ın bir açıklaması olursa bunu da sevinçle yayımlarım…
KANAL 99′DA İZLEYİN
Allah’tan korkup halktan utanarak ve vicdanımızı da cüzdanımıza satmayarak yazıyoruz, konuşuyoruz. Bizim sesimiz hakkın sesi olsun diye de titizleniyoruz.
Türkiye ve dünya ile ilgili gelişmeleri de Kanal 99′da yorumluyoruz.
Her cuma olduğu gibi bugün de saat 20.30′da sizlerle olacağız.
Bırakın yağcıları, yalakaları; dün mektebe gidip de bugün üstad olmaya kalkışan densizleri…
Bir de bizi dinleyin…
Ve diğer günlerde de Kanal 99′un bu kuşağının farkını görün…

(Kanal 99: Türksat 3 A uydusu; Frekans: 12562; Sembol 25 000; Polarizasyon: Dikey (Vertical); FEC: 5/6)

Rıza Zelyut

23 Şubat 2011 Çarşamba

AKP döneminde Türkiye nasıl soyuldu? -Rıza Zelyut

 AKP döneminde Türkiye nasıl soyuldu?

B
aşbakan Erdoğan; ikide bir ‘CHP bu ülkeye bir çivi bile çakmadı!’ diye konuşuyor.
Ama CHP zamanında kurulmuş olan kuruluşları satıyor; harcıyor.
Peki bu hükümetin sattığı yüzlerce kuruluş içinde 1 tane bile AKP tarafından yapılmış olan var mı?
-Yoook!

Adapazarı’na gidip köylerdeki bahçelere çakıl sererek bunu tesis gibi açmak; AKP’nin çaktığı çividir.
- – -
AKP hükümetleri 8 yıldır eski iktidarların kurduğu büyük tesisleri sattılar. Bunu satarken de Türkiye’yi açık açık soydurdular. Alın Tekel’in içki kısmını…
Tekel içkiyi aralarında işadamı Nihat Özdemir’in de bulunduğu gruba 2004′te 292 milyon dolara sattılar.
Bunlar aldıkları malı; 2 sene sonra Amerikalılara 810 milyon dolara sattılar…
Yüzde 250′den fazla kar…
Amerikalı şirket, bizim içkiyi şimdi İngilizlere tam 2 milyar yüz milyon dolara devretmiş…
Yani ilk satış fiyatının 7 katı…
İktidar yandaşlarını zengin etmek için senin benim malımı yağmalattılar. Peki kim soracak bu rezaletin hesabını?
Millet…
Millet bunun farkında mı?
Değil…
Çünkü; bu hükümet, ‘Asker darbe yapacak, Ergenekoncular var!’ diyerek bu milleti oyalıyor, kandırıyor; bu türlü soygunları da gözden saklıyor.
TELEKOM YAĞMASI
Tekel’in temelinde bir çivisi bulunmayan AKP; yine bir çivi bile çakmadığı Türk Telekom’u da ölmüş eşek fiyatına sattı…
Hem de Başbakan Erdoğan; ‘Ben ülkemi pazarlıyorum!’ diyerek; uçağa atlayıp giderek…
Türk Telekom’un yüzde 55′i de 6 milyar dolara Lübnanlı Öger ailesine verildi.
Bu Telekom’un üç yıllık karı ile o para kazanılıyordu zaten.
Bugün; bu kuruluşun değeri 25 milyar dolar civarında…
AKP hükümeti onu 6 milyar dolara sattı.
Şimdi bu Öger-İngiliz şirketi; Telekom’a ait arsaları da satıyor. Ama yüzde 45 hisseyi kontrol eden hükümet; bu soygunu görmezden geliyor.
Başbakan Erdoğan; şimdi geçmiş hükümetleri suçlayarak işte bunun gibi yüzlerce peşkeşin üstünü örtüyor…
- – -
Türkiye’nin limanlarını, fabrikalarını, Tekel’ini, Telekomunu, arsalarını, şeker fabrikalarını, et kombinalarını, büyük petrol tesislerini… Devlet elinde ne varsa… AKP ile bağlantılı olan kişilere neredeyse bedavaya verdiler… Buralarda çalışan on binlerce insanı da sokağa attırıp işsizler kervanına kattılar…
Bakalım bu millet önümüzdeki seçimde bunun hesabını sorabilecek mi?
DUYURU: Bugün saat 11′de Taksim’de, kadınlara tecavüzü savunan zihniyeti CHP’liler protesto edecek. Kadınlar burada olmalılar.


Rıza Zelyut

22 Şubat 2011 Salı

O adreslerden kimler yargılanıyor? -Rıza Zelyut

 O adreslerden kimler yargılanıyor?

B
aşbakan Erdoğan, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na cevap verirken dedi ki: ‘Ergenekon terör örgütünü arıyorsan Diyarbakır’a git; Çorum’a, Sivas’a, Kahramanmaraş’a, Gazi Mahallesi’ne git; Taksim Meydanı’na git, Dersim’e git.’
Doğru söze ne denilir?
Lakin soruyorum: Madem ki buralarda Ergenekon terör örgütü var idi; Başbakan Erdoğan da bunu biliyor ki söyledi; o zaman buralardan kimleri yakalatıp da mahkeme önüne çıkardı?
Soruyorum: Kanlı 1 Mayıs’ın failleri için ne yaptı? Gazi Mahallesi’ni Ergenekon kana buladı ise niye onları Zekeriya Öz’e teslim ettirmiyor? 1993′te Sivas’ta Madımak otelinde aydınları Ergenekon terör örgütü yaktırdı ise nerede bu işi yaptıran sorumlular? Başbakan yaptıranları biliyor da bunları hukuka teslim etmiyor ise suç işlemiyor mu?
- – -
Kahramanmaraş’ta hamile kadınların karınlarını deşenleri oraya yollayanlardan kimi ortaya çıkardı başbakan Erdoğan? O sıralarda Amerikan Büyükelçisi’nin Kahramanmaraş’a neden gitmiş olduğunu hiç araştırttı mı Sayın Başbakan? Peki Güneydoğu’da meydana gelen faili meçhullerde sorumluluk kimindi?
Neden Tansu Çiller’i hiç ağzına almıyor Başbakan Erdoğan?
O dönemde operasyonlardan birinci derecede sorumlu Mehmet Ağar değil miydi? Niye ona toz kondurmuyor Başbakan Erdoğan?
İşi birkaç albayın sırtına yıkıp asıl sorumluları kurtaran da bu hükümet olmuyor mu?
Böylece, devlet içinde devlet olan Özel Harp Dairesi ile bu daireyi kuran Amerika saklanmıyor mu?
LİBYA MÜSLÜMAN DEĞİL Mİ?

Libya’da tam 41 yıldır padişah gibi yaşayan bir adam var: Muammer Kaddafi.
Bu adam; Hüsnü Mübarek’ten bile acımasız, diktatör.
Libya halkı, ona karşı ayaklandı.
Bu zalim; paralı askerlerini halkın üzerine saldı, oluk oluk kan akıtıyor.
Libyalılar; ‘Bizi kurtarın!’ diye dünyaya sesleniyor.
Öldürülenler elbette ki Müslüman halk…
Peki; bizim Müslümanlar bu katliam karşısında neden susuyorlar?
Gazze için gözyaşı döken AKP’li kadın milletvekilleri Libya’da öldürülenlere niye sahip çıkmıyorlar?
Mısır halkı için demokrasi iste; Libya için bunu çok gör ve 40 yıllık diktatöre laf söyleme…
AKP demokratlığı işte bu kadar olur.
Aynı suskunluğu Bahreyn olayları konusunda da görüyoruz.
Bahreyn’deki diktatör de kendisini istemeyen halkın üstüne kurşun yağdırttı, insanları katlettirdi.
Peki; bizim Başbakan neden o zalim adama karşı bir tavır takınmadı?
Mısır söz konusu olunca halkın yanında yer alacaksın…
Libya ve Bahreyn devreye girince susacaksın…
Bu mudur demokratlık?
Bu mudur Müslüman halkların hakkını savunmak?
Başbakan Erdoğan, bir an önce Libya ve Bahreyn halklarının yanında olduğunu göstermelidir.
CHP İLE GÖRÜŞMEK SUÇ AMA…
Meşhur torba yasa gibi torba dava haline getirilen ve içine AKP’ye karşı olanların doldurulduğu Ergenekon davasının son üyesi Soner Yalçın ile iki arkadaşı oldu. Suçu da herkesin girip okuyabildiği internet sitesinde yazılar yazması…
Daha tutuklama gerekçesi açıklanmadan; Dışişleri Bakanı ile Başbakan Erdoğan; ‘Onun tutuklanması basın özgürlüğü değil; başka işler var!’ diyerek; Soner’in takip edildiğini ve bu konuda da hükümete özel bilgi verildiğini ortaya koydu.
Nasıl oluyor da savcılık yargıyı böyle siyasetin emrine veriyor; diye sormaktan usandık; onu geçelim.
Asıl önemlisi Ergenekon Savcısı Öz’ün sorduğu sorular. Sayın Savcı, Soner Yalçın’a; ‘CHP’lilerle görüştün mü; kimlerle görüştün?’ türünden sorular sormuş.
Sanki CHP; büyük bir parti değil de PKK gibi bir terör örgütü…
Veya CHP; muhalefet partisi değil Hizbullah terör örgütü…
İşte bu bile Ergenekon soruşturmasının ne anlama geldiğini göstermek için yeterlidir.
Bay Savcı; terör örgütü üyesi gibi gösterdiği bir gazeteci üzerinden CHP hakkında kötü kanaatler oluşturacak sorular soruyor.
Bu davanın siyasi olduğunu bu tutum göstermiyor mu?
Acaba şu yeni HSYK bunun için mu kuruldu?
Savcılar da hükümetin işine gelir biçimde siyasi faaliyet yürütsünler ama HSYK onlara dokunmasın demek için…


Rıza Zelyut

20 Şubat 2011 Pazar

Olmadı Vural Savaş Bey! -RızaZelyut

 Olmadı Vural Savaş Bey!

V
ural Savaş, değer verdiğim bir hukukçu idi. Gözcü Gazetesi’nde güzel yazılar yazıyordu. Yaşanan olumsuz gelişmelerden etkilenmiş ve yazı yazmayı bırakmış. Son yazısı gerçekten de insanın içini acıtıyor. Şöyle yazmış; acaba haklı mı?

‘Son yirmi yılda önemli mevkilere gelen tüm siyasiler, başta Hilmi Özkök olmak üzere Genelkurmay Başkanlarımız; Anayasa Mahkememizden kürsü hakim ve savcılarımıza kadar tüm hukukçularımız bilinçsizlikleri ve dik duruş sergileyememeleri yüzünden Cumhuriyetimiz korunamaz hale gelmiştir.

Bu yüzden pervasızca son vuruşlar yapılıyor. Kanser, tüm organlarımıza yayılmış… Artık ameliyat ve kemoterapiyle bile Türkiye Cumhuriyeti’nin eski sağlıklı günlerine dönmesine olanak yok artık. (…)Olan bitenler karşısında ruh sağlığımın giderek tehlikeye girdiğini görüyorum.
Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in bu durum karşısında derhal istifa etmesi gerekirdi… İstifayı bile beceremeyen insanlar; Türk Ordusunun onurunu, Atatürk’ün hepimize emanet ettiği Cumhuriyetimizi ve ülke bütünlüğümüzü koruyamazlar.
(…)yazarak hiçbir şeyin düzelmediğini ve düzelmeyeceğini anladım. Ben de şu satırları bitirdiğim an kalemimi kıracağım ve Sözcü’deki yazılarıma devam etmeyeceğim.’
Sayın Vural Savaş tepkisinde haklı, teslim olmakta haksızdır.
Gün tam bu gündür ve demokratik alanları kullanarak cumhuriyet değerlerini savunma günüdür.
Unutmayın ki ‘Bitmez sanılan her gecenin bir sabahı vardır.’

Trafik polisleri bunu öğrenin
Başta trafik müdürleri olmak üzere bu işle uğraşan polislerimize hatırlatıyorum:
Görevinizle ilgili en temel yönetmeliği bile bilmiyorsunuz.
Veya benim karşılaştığım trafik polisleri bilmiyor…
İçişleri Bakanlığı tarafından Resmi Gazete’de yayımlatılarak on yıl önce devreye sokulmuş olan ‘Basın Trafik Kartı’ yönetmeliği vardır.
Bu yönetmeliğe göre; basın kartı sahibi olan ve aracında ‘Basın Trafik Kartı’ bulunan gazetecilere; trafik zabıtası yardımcı olmak zorundadır.
Basın trafik kartı sahibi olup işine gidenlere; trafik polisi geçiş kolaylığı yaratır. Yine bu kartı taşıyanlara trafik zabıtası park etme kolaylığı sağlar.
Başka birçok kolaylık daha var da onlara girmeyelim.
İnanmıyorsanız 23 Mart 2001 tarihli 24351 sayılı Resmi Gazete’ye bakabilirsiniz.
Lakin; son yıllarda trafik polisleri; gazetecilerin işlerini kolaylaştırmak için değil de zorlaştırmak için çalışıyorlar gibi…
Uygun bir yere park edip, cama basın trafik kartı ve basın kartınızı bırakıyorsunuz.
Döndüğünüzde görüyorsunuz ki, diğer otomobiller duruyor; sizinkini çekmişler.
Dalga geçer gibi…
Uygunsuz park cezası 65 lira…
Çekme ücreti ise 70 TL
İstanbul’da şimdi bu işten çok iyi para kazanan ekipler var…
Kaldırımları işgal eden ve oralarda araba tamir eden gezgin kaportacılara dokunmayan zabıta; basın kartlı araçları arayıp buluyor; çekiyor.
Bunu İstanbul Bahçelievler Emniyet Müdürü de iyi biliyor.
Hacı Bey; arzu ederseniz size ve trafik zabıtanıza Resmi Gazete’yi de yollayalım.
Tabii sizi bu bakanlık yönetmelikleri bağlıyor ise…
Merdiven ile at
AKP’liler; Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüyen merdivene tersten bindirilmesini dillerine doladılar. Başbakan’a bunu hatırlattılar. ‘Konuş, konuş!’ diye kışkırtmaya kalkıştılar.
Siyasi liderlerin en büyük talihsizliği, çevresindeki bu yağcı-yalaka takımıdır.
Kılıçdaroğlu’nu ters merdivene itekleyen de CHP’deki bu hayhaycı, vayvaycı takımıdır…
Hiçbir niteliği olmayan bazı isimler; genel merkezleri bir biçimde işgal eder; liderlerin gözüne çarparak öne çıkmak için her türlü maskaralığı yaparlar…
Aynı şamatacı ve işe yaramaz ekip Başbakan Erdoğan’ı da o ata bindirmişlerdi.
‘Genel Başkanım; sen en büyük akıncısın; bu atı Allah senin binmen için yaratmıştır!’ anlamında laflar ederek.
At da Erdoğan’a değil de bu yağcılara kızıp binicisini üstünden atmıştı.
Yani suç ne merdivenin ne atın; yalakalıktan siyasi mevki çıkarmaya kalkışan o ekiplerin…
TRT Şeş’teki türküler
TRT Şeş’te, Kürtçe türkü yarışması düzenlenmiş.
İyi de olmuş…
Bakıyorum da türkülere Kürtçe söz uydurarak söyleyenler de var.
Bu da iyi…
Çünkü; Anadolu’daki müzik, herkesin ortak malıdır…
İsteyen, istediği gibi kullansın.
Neşet Ertaş; kendi türkülerini bile kamunun malıdır diye serbest bırakmadı mı?
Tek eleştirim şudur:
İyi niyetle yapılan bu işin Kürdistan propagandasına çevrilmemesi gerekir.
Bu anlamda türkü sözlerinin gözden geçirilmesinde yarar var.
Sanıyorum ki birileri bu yarışmayı bile millet içinde yeni bir millet; ülke içinde yeni bir ülke yaratmak için kullanmaya çalışıyor.
Onu önleyin; bırakın isteyen istediği türküyü, istediği dilde okusun…

Mevsimi bile değiştirdi daha ne yapsın?

Aralarında benim de bulunduğum muhalifler çok nankörüz.
AKP hükümeti daha ne yapsın?
Baktı ki doğalgaz fiyatları çok yükselmiş; garib gureba perişan olacak; halktan aldıkları yetki ile kış mevsimini bahar yaptılar.
Bakın İstanbul’daki havalara da görün…
Ve nankörlük etmeyin…
Doğu’da kış çok mu sert?
O da oradakilerin sorunu…
Günümüzün Nasrettin Hocası
Pek merak ettiniz değil mi kim olduğunu?
Aklınıza Levent Kırca geldi… Belki de Darbukator Baryam kardeşimizi Müjdat Gezen’i hatırladınız.
Zeki Alasya ile Metin Akpınar arasında da gidip geldiniz.
Hadi uzatmadan söyleyeyim: Son Nasrettin Hoca; Beşir Atalay’dır…
İçişleri Bakanımız sağ olsun; beni perşembe günü çok güldürdü.
Basına açıklama yaparken ne demişti hani: ‘Türkiye’de; en ileri demokratik ülkelerden bile daha ileri bir basın özgürlüğü vardır. Türkiye’deki basın özgürlüğü Amerika’dan daha ileridedir.’
Halbuki uluslararası ölçülere göre Türkiye; basın özgürlüğünde 178 ülke arasında 138. sırada. Yani en sonlarda yer alıyor.
Gerçek bu iken Beşir Atalay’ın gözümüzün içine baka baka, en özgür ülkeyiz demesi, beni bayağı güldürdü.
Sağ olasın sevgili iç bakanımız… Her halde basın özgürlüğü deyince, AKP’yi istediğin gibi, istediğin kadar övme özgürlüğü sanıyor.
Hakikaten de iktidar yağcılığında basınımız, ABD basınından bin kat, belki on bin kat bile ileridedir.
Onların Başbakan’ı var
Başbakan Erdoğan, soruyor:
Orhan Miroğlu ve Mehmet Metiner tehdit edildiğinde nerede idiniz?
Kimmiş bunları tehdit eden? Ergenekon mu?
PKK idiyse; PKK’yı böyle pervasız hale getiren gazeteciler midir?
Bırakın bu işleri… Kimse onlara dokunamaz; arkalarında kapı gibi hükümet var.
Bir de bize gelen tehditleri görse Başbakan’ımız…
Ama biz öyle; ‘Tehdit edilen önemli gazeteci’ havasıyla ortaya çıkmıyoruz.
Ne demişler, ısıracak it dişini göstermez…
Hiçbir gerçekçe; içeri tıkılan gazetecileri unutturamaz, unutturmamalı.
Hele bir Mehmet Metiner’e, Orhan Miroğlu’na fikirleri yüzünden bizlere açıldığı türden davalar açılsın; bakın bakalım onu da aslanlar gibi savunmuyor muyuz?
Peki onlar ne yapıyor?
KİM SÖYLEMİŞTİ:
‘Bu dünyada hiç kimse kendi bedeninden daha büyük bir yere sahip olamaz!’diye… Firdevsi mi?

RızaZelyut

18 Şubat 2011 Cuma

Tecavüzcü profesöre Başbakan niye kızmadı?-Rıza Zelyut


T
ürkiye’de Humeyni karşıdevriminin örneği ile karşı karşıyayız. Erbakan Hoca’nın ‘Kanlı mı olacak, kansız mı olacak?’ diye ifade ettiği karşıdevrim; şimdilik kansız yürütülüyor. Böylece; Türkiye’yi çağdışı insan tipi ele geçiriyor.
Örneği iyi biliyorsunuz: Adam, Konya Selçuk Üniversitesi’nde İslam Hukuku dersi veren bölümün başkanı. Kadınlara yönelik tecavüzü önleyecek yasa tasarısını eleştirirken diyor ki: ‘Sorunun odağında kadın var. Sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmaz. Tahrikten sonra şikayet etmen makul değil.’
İşte kadına tecavüzü yasal gören bu İslam hukukçusu gibi tipleri; bu iktidar yetiştirmektedir. Karşıdevrim dediğimiz budur…
DİN ADAMI YETİŞTİRİYOR
Geçen gün bana gelen tehdit dolu bir mektubu yayımlamıştım. O yaratık; benim gibi düşünenlere; ‘Sonunuz geldi, bittiniz.’ diye küfrediyordu. O yaratığın mektubu ile Orhan Çeker isimli ve profesörün fikri birbirine son derece benziyor.
Konya’daki Orhan Çeker; bana sövenden daha tehlikeli. Çünkü bu kişi; bizim din adamlarımızı yetiştiriyor. Onlara İslam hukuku konusunda ders veriyor.
Şimdi soruyorum bu kişiye: İslam hukukunun neresinde tecavüzü savunan bir hüküm var?
TORNADAN ÇIKMA PROFESÖRLER
Kaç gündür bekliyorum…
Bekliyorum ki Başbakan Erdoğan bu tecavüz yandaşı profesöre de bir fırça atsın.
Ama ağzını açmıyor; açmaz da… Çünkü AKP iktidarının yarattığı bu ortamda yetişiyor Orhan Çeker gibi tipler.
Ve bunlar sapık fikirlerini de ne acıdır ki İslam dini uzmanı görüntüsünde açığa vuruyorlar. Erkek milleti de tecavüzün dinsel bir hak olduğunu düşünmeye başlıyor. AKP tornasından çıkma profesörler tecüvüzün önünü açıyorlar.
ARAP KADININI MI SAVUNDU?
Tecavüz savunucusu din hocasına ses çıkarmayan Başbakan Erdoğan; iş CHP’ye gelince birden celalleniyor.
CHP Milletvekili Canan Arıtman, ‘Arap kadınları gibi olmak istemiyoruz.’ deyince ona hınçla vuruyor ve ‘Tornadan çıkmış hanım!’ diye aşağılıyor. Lakin; Arabistan’a bakınca; oradaki kadınların tornadan çıkmış gibi birbirlerine benzediğini görüyoruz.
Gerçek gün gibi ortada: Bütün kadınları çarşafa sokmuşlar, yüzlerine de peçe örttürerek bu dünyadan kopartmışlar.
Canan Arıtman; Arap kadını derken; işte böyle peçe altına alınıp erkeğin malı haline getirilen kadın tipini eleştiriyordu.
TÜRK KADINI MODELDİR
Diğer İslam ülkelerine bir bakınız. Öyle ki bazılarının kadınlık hakları bile kadın sünneti gibi vahşilikle ellerinden alınmaktadır. İşte bu ilkel hayat tarzından kurtulmak için Müslüman kadınlar; Türk kadınını örnek almaktadır.
Örnek alınan Türk kadın tipi de türbanlı-çarşaflı kadın değil, çağdaş yaşam tarzına uygun giyinen Türk kadınıdır.
1998 yılında; İran’dan Türkiye’ye gelen kadınların; uçak Türk hava sahasına girer girmez çarşafları atarak büyük mutlulukla başlarını açtığı bir sahneyi asla unutamam.
O zaman, Kemal Atatürk’ün Türk kadını için ne kadar büyük bir devrim yaptığını daha iyi algılamıştım.
Umarım ki AKP’ye oy veren kadınlarımız; bu partinin kendilerini eve hapsetmeye çalıştığının farkına varırlar…
İKTİDAR HAREMİNDE GAZETECİ CARİYELER
Eskiden beri dinsel duyarlılıkla yazan gazeteci kadınlar vardır. Fikirlerini beğenmesem bile bunlara saygılıyım. Yazsınlar, konuşsunlar…
Bir de mini etek giyip ithal rujla dudak boyayıp türbancılık oynayan gazeteci kadınlar var.
Onlara ben cariye ruhlu kadınlar diyorum…
Bu iktidar cariyeleri; muhalif gazetecileri karalamak gibi boylarını aşan işe de kalkışıyorlar.
Oda TV susturulmuş, gazeteciler gözaltına alınmış… İktidar haremindeki kadın gazeteci; bu baskıyı tamtam çalarak teşvik ediyor.
Ver parayı, yapsın istediğin işi…
Televizyonlarda azarlanmaya bile razı… İktidar taraftarı olsun azarlayan yeter ki…
Bir de görüntüsüne bakıyorsun…
İktidar haremine yakışıyor doğrusu…

Rıza Zelyut

15 Şubat 2011 Salı

Her şey 4 Temmuz’da başladı -RIZA ZELYUT


B
irleşik Amerika, İngiltere’den 4 Temmuz 1776 tarihinde bağımsızlığını kazanmış ve bu tarih tüm Amerika’da ortak bayram ilan edilmiştir. 4 Temmuz bağımsızlık günü genelde havai fişeklerle, törenlerle, festivallerle, barbekü partileriyle, fuarlarla, pikniklerle, konserlerle, beyzbol oyunlarıyla geçirilir.
- – -

Amerikan ordusu da 4 Temmuz’u böyle şölenlerle kutlar.
Lakin 2003 yılında Irak’taki ABD kuvvetleri bir av partisindeydiler.
Avcılar önceden planlarını yapmışlardı.
Yanlarına oradaki Kürt aşiret reisi Barzani’nin peşmergelerinden de adamlar almışlardı.
Biraz geriden de başka bir aşiret reisinin adamları geliyordu: Talabani peşmergeleri.
Amarikalı yüzbaşı; onları avcı olarak değil de seyirci olarak almıştı birliğine.
-Bakın bu avı izleyin; sonra da bütün Irak’a hatta dünyaya anlatın, diyerek.
- – -
Kalifornia’daki coni beyzbol oynarken aklına Irak’taki arkadaşı geldi.
Sandı ki o da on bin kilometre ötede oynuyordur.
Ama Irak’taki arkadaşı, savaş elbiselerini giymiş; yirmi kadar naylon çuvalı ve bir o kadar da kelepçeyi yanına almış taşıyordu.
Araçtan indiler.
İki katlı bir binanın önünde bekleyen askeri de içeri iterek buradakileri bastılar.
Basılanlar da askerdi.
Ama rütbelerinde ayyıldız vardı.
İçlerinden birileri davranıp karşı çıktılar.
Basılan birliğin başındaki ayyıldız binbaşı; üzerlerine çevrilmiş otomatik silahlara aldırmadı.
Üstünü aradı:
-Amerikalılar bastılar, teslim olmamızı istiyorlar. Direneceğiz. Çatışacağız.
Üstü; çatışmayın sakın, diye emir vedi.

- – -
Ne demekti çatışmayın?
Teslim olun, demekti bu.
Onlar da silahlarını yere indirdiler.
Amerikalı coni bunu görünce hareketlendi.
Yere çöktürdü ayyıldız armalı askerleri bir bir.
Ellerini arkaya kanırttı.
Naylon kelepçeleri vurdu.
Kelepçeyi öyle sıktılar ki kan oturttular bileklere.
Sonra da hepsinin başına o çuvalları geçirdiler.

- – -
Ve bu işi bitirdikten sonra
Çıkardılar telefonlarını.
Yere çöktürülüp elleri kelepçelenmiş, başlarına çuval geçirilmiş 11 askerin fotoğraflarını çektiler.
Dışarıda bekleyen peşmergelere de anlamlı anlamlı güldüler.
-Görüyorsunuz değil mi, diye işaret ettiler.

- – -
Haber geldi Ankara’ya.
Genelkurmay başkanı; sanki hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi yapıp;
-Allah Allah, çekti.
Sonra da ‘Düşünelim bir; Amerikalı dostlarımız niye böyle yapmışlar!’ dedi.
Başbakan’a haber verdi. O;
-Aman millet duymasın; kendi aramızda halledelim, buyurdu.

- – -
Günler geçti.
Gizli boğaya gelen, aşikare doğum yaparar ya… İş duyuldu.
-ABD’ye nota vermeyecek misiniz, diye soruldu.
Soruyu alan güldü:
-Ne notası, müzik notası mı?
Yardımcısı kızdı:
-ABD büyük devlettir, ona nota verilmez.
Genelkurmay başkanı; aynı çizgideydi…
-Aman aman, dost ve müttefik Amerika darılmasın. O Amerika, yapar… 11 askerin başına çuval geçirilmiş şurada. Ne olmuş yani? Başkaları da şehit oluyor. Bu daha mı kötü sanki?

- – -
Kervan artık yola çıkmıştı.
Belge imal etmek için kurulan ekip de hazırdı.
Genelkurmay Başkanı’nın katkılarıyla.
Başladılar asker avına.
Kurtuluş Günü’de nasıl olsa kırmıştılar rakibin haysiyetini
Durmak yok, yola devamdı artık.

- – -
Ayyıldızın başına çuval geçiren General Raymond Odierno’yu…
Daha da yüceltmek gerekiyordu…
İçişleri Bakanı ayyıldızın, davet etti bu adamı Türkiye’ye…
Ayaklarına kırmızı halı serdirtti.
-Var olasın, eline sağlık, dercesine…
‘Sustu Enadır Layf Gazinosu/Sustu şarkılar’
Genelkurmay sustu; millet sustu…
Durmak yok yola devamdı…
Geldik bugüne.

- – -
Siz misiniz ABD’ye kafa tutmaya kalkışan?
Siz misiniz, Amerika dışında bir de Avrasya var diyen?
Siz misiniz onların hükümetine yan gözle bakan?
Siz misiniz Atatürk, laiklik, çağdaşlık diyen…
Al şu belgeleri savcım.
Bizim operasyon gazetesi de sana yardımcıdır.
Bak, bavul dolusu delil.
Yetmedi mi biraz daha bulalım sana Gölcük’ten.
Belge bizden; ferman sizden.
Viva Independence Day

9 Şubat 2011 Çarşamba

Kamuoyu kandırma şirketi - Rıza Zelyut

 Kamuoyu kandırma şirketi

Önümüzdeki seçimlerin propagandası daha şimdiden ‘gizli reklam’ denilen bir teknikle yürütülmeye başlandı. Televizyonlarda ara sıra görürsünüz; ‘Bu programda gizli reklam vardır!’ diye yazarlar. Orada bir ürün gözünüze çarpar, geçer. Siz farkında olmasanız bile o marka bilinçaltınızda bir yer kaplamıştır.
Şimdiki seçim propagandaları böyle dolambaçlı yollar kullanılarak yürütülüyor. Bunun için de kamuoyu araştırma şirketleri kullanılıyor.

İKTİDARIN ANKETÇİSİ
Dün Akşam Gazetesi’nde Metropoll adlı bir araştırma şirketinin sonuçları yayımlandı. Uzun rakamlara ve renkli grafiklere boğulmuş olan bu araştırmaya göre; Türkiye’de endişe edilecek bir şey yokmuş. Ve yine bu araştırmacıların tespitine göre; CHP seçmeni hiç de demokrat değilmiş… Sıkı durun: Bunlara göre; Kılıçdaroğlu ile CHP; siyasi arenada var mı imiş yok mu imiş belli değilmiş…
Bu araştırmadaki amaç çok açık: AKP’nin uygulamalarından doğan korkuları yanlış korkular gibi göstermek… CHP’lilerin demokrat olmadığını ve Kılıçdaroğlu’nun etkisiz olduğunu söylemek… Zihinlere de AKP’yi güçlü ve doğru; muhalefeti de zayıf, kararsız gibi yerleştirmek.
MAJESTELERİN ANKETÇİLERİ

Peki bu araştırmayı kimler yönlendirmiş, yönetmiş; onları da tanıyalım: AKP’li olduğu bilinen Prof. Özer Sencar, işin başında… Bunun yol arkadaşlarından birisi malum profesör Doğu Ergil… Şu sıralarda yer aldığı yandaş medyada AKP’yi övmekle meşgul. Ver parayı imal etsin istediğin anketi. Anketçinin öbür ayağında Zaman Gazetesi yazarı İhsan Dağı bulunuyor. Bu efendinin karısını Tayyip Erdoğan milletvekili yaptı; sadece bu bile yeter Metropoll’ün kimliğini keşfetmenize…
Özetle; su katılmamış bir AKP şirketi var karşımızda… Bunlar; iktidarı savunacak rakamları; Akşam Gazetesi’ni kullanarak piyasaya sürdüler.
Çünkü; kendilerinin elindeki yandaş medyayı kimse okumuyor.
MHP SALDIRI ALTINDA
Geçenlerde yazdığım gibi; AKP tek başına iktidar olabilmek için MHP oylarını çalmaya uğraşıyor. Bunun için işte böyle sözde yoklamalar yayımlatıp MHP seçmeninin kafasını karıştırıyorlar. AKP’nin köşe yazarları da ikide bir ‘MHP’nin baraj altında kalabileceği’ türden yazılar yazıp yalancı anketlere omuz veriyorlar. Bu oyunun yanına bir de Ramiz Ongun gibi sözde ülkücüleri katıyor AKP. MHP’lilere, ülkücülere demediğini bırakmayan Başbakan Erdoğan, son olarak da 12 Eylül öncesindeki ülkücülere kan akıttıkları yönünde gönderme yapmıştı ama Ramiz Ongun türündeki AKP ülkücüleri bunu duymazdan geldiler.
SÜHEYL BATUM’UN EKSİĞİ
CHP’li Prof. Süheyl Batum; Zonguldak’ta Türk Silahlı Kuvvetleri’ni eleştirmiş ve kağıttan kaplan olduğunu söylemiş. TSK’nın bugün AKP’nin emrinde olduğunu; hatta AKP’nin iktidarda kalması için 27 Nisan 2007 bildirisinde olduğu üzere; genelkurmay başkanlarının kullanıldığını da akıl sahibi olan herkes görüyor.
Prof. Batum, konuşmasına, ‘Kimse laikliğin korunmasını bu ordudan beklemesin; çünkü laikliğin altını oyan yapıları TSK’yı yönetenler yarattılar. Biz askere değil halka güveniyoruz.’ deseydi; daha olgun bir konuşma yapmış olurdu.
ERDOĞAN, KILIÇDAROĞLU’NA YİNE HAKARET ETTİ
Başbakan Erdoğan maalesef diline hakim olamıyor. Pazar günü; CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na, ‘Şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler.’ diye vurdu.
Koca Ragıp Paşa’nın Osmanlı jargonuyla söylenmiş bu özdeyişinin açılımı şudur: Çingene yiğidi; kahramanlığını anlatmak istediğinde hırsızlığından söz eder…
Görüyorsunuz; değil mi ne Çingeneliğini bıraktı ne hırsızlığını…

7 Şubat 2011 Pazartesi

Roxalana için boğdurulan oğul - Rıza Zelyut

 Roxalana için boğdurulan oğul

Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatından kesitler sunan Muhteşem Yüzyıl dizisini cahil Osmanlıcılar yasaklatmaya çok çalıştılar. Güya atalarımıza o dizide hakaret ediliyormuş. Ne hakareti; tam aksine Sultan Süleyman orada güzelleştiriliyor… Siz; onun ne kadar gaddar bir insan olduğunu bilmiyorsanız; öz oğullarına, hatta torunlarına neler yaptığını bir de benden okuyun…
Muhteşem Süleyman diye parlatılan bu padişah, Roxalana adlı bir cariyeye tutulmuştu. Köle konumundaki cariyeyi azad edince Roxalana onunla yatağa girmedi; Süleyman’a nikah kıyma şartı getirdi. Böylece Sultan Süleyman onu Hurrem Sultan ismiyle nikahladı.

İlerleyen yıllarda; Roxalana Yeniçeri ordusunun yiğit Mustafa’yı tuttuğunu görüyor; Mustafa yaşadıkça kendi dört oğlundan birisinin padişahlık şansının olmadığını biliyordu. Bu kadın; Veziriazam Rüstem Paşa ile de işbirliği yaptı. Kanuni Sultan Süleyman’daki iktidar hırsını kışkırtan bu ikili Şehzade Mustafa’nın idam kararını babasına kabul ettirdiler. Padişah Süleyman, İran seferine çıkınca Amasya’da bulunan Şehzade Mustafa’yı da yanına çağırdı. Mustafa; hakkında kötü şeyler anlatıldığını biliyordu ama babası çağırdığına göre gidecekti ve durumunu da ona açıklayacaktı.
Gelin bundan sonrasını o dönemde İstanbul’da Avusturya elçisi olarak bulunan Ogier Ghiselin de Busbecg’in kaleminden okuyalım:
CELLATLARIN ELİNDE
‘Mustafa karargaha vardığı zaman, askerler büyük bir kaynaşma içindeydi. Onu babasının çadırına götürdüler. Çadırın önünde ne asker, ne muhafız, hiç kimse yoktu. Ancak içerde iri yarı, izbandut gibi dilsizler (cellatlar) bulunuyordu. Bunlar Mustafa’yı öldürmekle görevlendirilmişlerdi. Mustafa içeri girer girmez üzerine atılıp boynuna kemendi geçirmeye çalıştılar. Mustafa da güçlü kuvvetli bir gençti. Kendisini bu katillerin elinden kurtarmak için canla başla uğraştı, dilsizleri bir hayli uğraştırdı. Kurtulup çadırdan sağ çıkacak olursa askerlerin kendisini himaye edeceklerine güveniyordu.
Süleyman, bu sahnenin geçtiği yerden sadece bir perde ile ayrılmış olan bitişik bölmede bulunduğundan, emrin yerine getirilmesinde gecikildiğini görünce, perdeyi aralayıp dilsizlere tehditkar bir ifade ile baktı. Dilsizler bu bakışın manasını anladıklarından; son bir gayretle Mustafa’ya saldırdılar, yere yıkıldılar ve boynuna ipi geçirdiler. Boğarak öldürdükten sonra cesedini çadırın önüne çıkararak askerlere gösterdiler. Böylece, Yeniçerilerin tahta getirmek istedikleri şehzadenin artık hayatta olmadığını herkese ilan etmiş oldular.
Olayın duyulması üzerine bütün ordu mateme boğuldu. (…) Yeniçeriler o gün ağızlarına bir lokma koymadıkları gibi bazıları günlerce yemedi, içmedi.’

***
Şehzade’nin kahpece boğdurulması imparatorlukta büyük üzüntü yarattı. Dönemin ozanlarından Taşlıcalı Yahya, bu talihsiz şehzade için yazdığı ağıtta şöyle diyordu:
‘ Meded meded bu cihanın yıkıldı bir yanı/Ecel celal”leri (eşkıyası) aldı Mustafa Hanı’
Siz, işin bu kadarla bittiğini sanıyorsunuz?

TORUNLARINI BİLE BOĞDURTTU
Bundan sonrasını yine dönemin tanığı Busbecg’in kaleminden okuyalım:
Mustafa’nın ortadan kaldırılması Roxalana’yı (Dizideki Hurrem Sultan) tamamen tatmin etmemişti. Zira Mustafa’nın henüz akıl yaşına ermemiş bir oğlu vardı. Bu çocuk hayatta oldukça kendisinin ve evlatlarının emniyet ve selametini tam manasıyle temin edilmiş addetmiyordu. Bunun da çaresini çok geçmeden buldu. Süleyman’a, torunu ve Mustafa’nın oğlu olan bu çocuğun Bursa’ya gelişinde, Bursa halkının kalabalık heyetler halinde onun ziyaretine gittiklerini, ona saadetler dileyerek babasından daha uzun ömürlü olması için dualar ettiklerini söyledi. Roxolana’ya göre bu ziyaret ve temenniler, onu tahta çıkarmak ve babasının öcünü almak niyeti ve arzusuna işaretti. Böyle olursa din de korunaksız kalacaktı.
Süleyman, bu tahriklerle, torununun katline razı oldu ve İbrahim Paşa’yı, bu hükmün yerine getirilmesi için Bursa’ya gönderdi.’
İbrahim Paşa da Bursa’ya varıp çocuğun anasını kandırdı ve gezmeye götürmek yalanıyla anasından aldığı küçük çocuğu boğup öldürdü ve oradan İstanbul’a kaçtı.
İRANA CELLAT YOLLADI
Şehzade Mustafa’nın boğdurulmasından sonra bu kez de Hurrem Sultan’ın çocukları arasında saltanat mücadelesi başladı. Bunların en yiğidi olan Şehzade Bayezid; babasının Şehzade Selim’i tutması yüzünden kardeşi ile harbe kalkıştı. Sonunda ordusu bozuldu ve kendisi de İran’a sığındı. Sultan Süleyman; bu oğlunu öldürtmek için İran’daki Safevi devletine çok baskı yaptı. İran yönetimi; Bayezit’i vermedi ise de sonunda onun öldürülmesine ses çıkarmayacağını bildirdi. Orada zindanda tutulan şehzade Bayezid’i öldürmek için Sultan Süleyman mabeyinci Hasan Ağa’yı bir cellat ekibiyle yolladı. Bu cellat ekibi İran’a vardı. Sonrasını yine o günlerin tanığı Busbecg’den okuyalım:
‘Önce Beyazıt’ı ziyaret için müsaade alındı. Beyazıt’ın yüzü gözü yıkanmadan kendisini tanıyamadılar. Zindanın pisliği onu tanınmaz hale getirmişti. Saçı sakalı iyice uzamıştı. Onu çocukluğundan beri tanıyan Hasan bile ilk bakışta Beyazıt’ı teşhis edememişti. Süleyman’ın Hasan’ı bu işe memur edişinin sebebi Beyazıt’ı çok iyi tanımasındandı. (…) Nitekim Beyazıt’ın boynuna ip geçirilerek boğuldu. Ölmeden evvel, son bir defa çocuklarını görüp öpmek için ricada bulunduğu söyleniyor. Tabii bu rica yerine getirilmedi.’
Ne yazık ki Şehzade Bayezid’in dört oğluda babaları gibi dedeleri olan Muhteşem Süleyman tarafından boğduruldu.
KÜÇÜK TORUNA BİLE ACIMADI
Sultan Süleyman’ın zalimliğini merak edenler okumaya devam etsinler:
‘Beyazıt, kaçarken, evlatlarından en küçüğünü Amasya’da bırakmıştı. Büyük babası onu Bursa’ya aldırtmıştı. Beyazıt’ın ölüm haberini alan Süleyman, güvendiği hadımağalarından birini çocuğu öldürmek üzere Bursa’ya gönderdi. Yumuşak kalpli biri olan hadım, bu işi bizzat yapamayacağını düşünerek yanına cellatlık işini gayet iyi becerebilecek katı yürekli birini almıştı. Adam odaya girip çocuğun boynuna ilmiği geçirdiği zaman çocuk ona gülüp kollarını boynuna dolayarak yanaklarından öptü. Adam bütün asık suratlılığına, katı kalpliliğine rağmen bu manzaradan o kadar hislendi ki işini bitiremedi ve baygın bir halde yere düştü. Odanın dışında bekleyen hadımağası işin uzamasından meraka düşerek içeri girince adamı kendinden geçmiş yerde yatar halde gördü. Emre itaat mecburiyetinde olduğundan masum yavruyu kendi elleriyle boğarak hayatına son verdi.’
İşte muhteşem ecdadımızın bir yüzü de budur…

6 Şubat 2011 Pazar

Defne’yi Ergenekon öldürtmüştür-Rıza Zelyut

 Defne’yi Ergenekon öldürtmüştür

Defne Joy Foster’ın ani ölümü kafalarda da pekçok soruya yol açtı.
Bana göre; Defne; Ergenekon Terör Örgütü’nün kurbanı olmuştur.
Şimdi; bu da nereden çıktı, demeyin.
Efendim; Defne; o gece kiminle birlikteydi?
Ahmet Altan’ın oğlu Kerem Altan ile…

Bilenler bilir: Ahmet Altan 2007′de özel operasyonlar için kurulan Taraf isimli gazetenin başına oturtuldu.
Kendisine; casusların bile ulaşamayacağı çok gizli bilgiler ulaştırılıyor. Ahmet Altan da Kahraman Asker Şvayk pozlarında bu çok özel belgeleri yayımlıyor.
Ergenekoncu, darbeci gösterilen düzinelerce insan içeri alınıyor.
***
Her halde Ahmet Altan’ın gadrine uğrayanlar bir plan yaptılar.
Defne’yi önceden zehirlediler.
Bir takım gece kuşlarını kullanarak onu Kerem Altan ile buluşturdular.
Kerem’in evinde; kadıncağız kendisine Ergenekoncuların verdiği zehir yüzünden öldü.
Böylece; Kerem Altan suçlu gösterilmek istendi.
Sırf Ahmet Altan’a zarar vermek için…

***
Yakında zaten Ahmet Altan’ın acar muhabiri Mehmet Baransu’ya malum ‘Belge İmal Merkezi’nden; bu işin içinde Ergenekon’un olduğunu gösteren bir bavul dolusu CD gönderilir. Taraf da onu yayımlar…
Hatta Bülent Arınç da bu işte şahit gösterilebilinir.
O da gözyaşı dökerek; işi ETÖ’nün yaptığını söyleyebilir.
Millet de inanır…

FİRAVUNLAŞMAK KÖTÜDÜR

Yukarıdaki kara mizahı gerçek sanmayın…
İki genç insanın bir gecesinin felaketle bitişinin talihsizliğidir yaşanan…
Üstelik; her koyun kendi bacağından asılır… Babanın suçu oğula, oğulun suçu babaya yükletilemez. Kerem de o uğursuz gece böyle bitsin istemezdi.
Umarım ki Ahmet Altan bundan sonra Fravunlar gibi davranmayı bırakır da insanların bir anda nasıl bir çaresizlik uçurumuna düşebileceğini anlar.
Acaba Silivri’ye tıkılan o insanlar için yürüttüğü ‘Vurun, tepeleyin!’ kampanyasından vicdanı biraz olsun rahatsızlık duymaya başladı mı? Örneğin intihar eden subayların hangi derin acıyla yaşamlarına son verdiklerini; bunda kendisinin payını hiç aklına getirdi mi?
O gazetede, ipe sapa gelmez söylentileri; dedikoduları kullanarak insanları bir anda darbeci ilan etmenin dayanılmaz hafifliğini hissetti mi?
Kendisi sadece 1 korkunç gece yaşamışken o gece kadar gerçek olmayan bilgilerle insanları sürekli korkunç gecelere mahkum ettirmek için gösterdiği gayretten acaba pişmanlık duyuyor mu?
Allah’ın parmağı yok ki gözüne soksun Ahmet!
Firavunlaşma!
Tövbe et!
Umarım ki ilahi adalet senin zalimliğinin cezasını Kerem’e kesmemiştir…
BAŞKANLIĞIN SONU AYAKLANMADIR
Tunus’ta halk ayaklandı…
Peşinden Mısır halkı harekete geçti.
Kime karşı?
Başkan’a karşı…
Tunus’taki başkan Zeynelabidin bin Ali gitti.
Mısır’da Hüsnü Mübrek’in durumu ortada…
Ürdün Kralı korkudan titriyor.
Suriye’deki başkan oğul Esat aynı durumda.
Suud Kralı, halkı petrol parası ile şimdilik teskin ediyor…
Yani Ortadoğu’daki başkanlıklar yıkıldı yıkılacak.
Hal böyle iken AKP’li kurmaylar; Türkiye’ye ‘başkanlık’ sistemi istiyorlar.
Tayyip Erdoğan’dan bir Hüsnü Mübarek yaratacaklar…
Bu başkancıların başını da AKP’li Burhan Kuzu çekiyor.

Burhan hoca anayasa hukukçusu amma şimdi hukukçu yanını sandığa kilitledi; anahtarını da denize attı.
Yediği yumurtalar yetmemiş olacak ki hukuku çiğneyecek önerileri zevkle sıralıyor.
Başkanlık sisteminin Türkiye’yi uçuracağını söylüyor.
Kendisine Ortadoğu’ya bakmasını öneriyorum:
Başkanlık sistemi uçuruyor; doğru…
Ama uçurumdan aşağıya…
***
Başkanlık için Amerika örnek gösteriliyor… Orada 50 ayrı devlet var. Türkiye’de de devletler kuracaksın Burhan Hoca?
Doğu’da Kürdistan… Kuzeyde New Pontus… Güneyde Küçük Arabia… Ortalarda Türkmen… İzmir’de Yunan…
Bunların üstüne de Tayyip Bey’i yerleştireceksin…
Yoksa bu başkanlık duygularını kışkırtarak…
Tayyip Bey’e tuzak mı kuruyorsun Burhan Hoca?

3 Şubat 2011 Perşembe

Başbakan’ın uçağında Cumhuriyet düşmanı-Rıza Zelyut



Bu devletin adı Türkiye Cumhuriyeti… Bu devleti şu an Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yönetiyor. Ama Sayın Başbakan, yönettiği bu cumhuriyete düşmanlık eden gazete temsilcisini özel gezilerine çağırıyor.
Davalılardan kaçmak için ikide bir adını değiştiren bir gazete var:
Bir Vakit yapıyorlar bir Akit.
Bunlar cumhuriyete küfrederek okuyucu kazanmaya çalışıyorlar. Namuslu yurtseverleri de çetelere hedef gösteriyorlar.
Bu bozguncu-gerici gazeteyi Almanya yasakladı.
Kamu düzenine zarar veriyor diye.
Ama Almanya’da yaptığından bin kat daha fazlasını Türkiye’de yapıyor. Bunu yaptığı için de ödüllendiriliyor.
Bir Vakit olan bir Akit olan gazetenin başyazarını da Başbakan Erdoğan onurlandırıyor.
Onu gezilerine çağırarak… Uçağında gezdirerek…
O da ‘Cenab-ı Allah, Başbakan ve kurmaylarının yardımcısı olsun…’ diye övgüler diziyor.
BULMACADAKİ İHANET
Varsın övsün Başbakan’ı… Ama iş orada kalmıyor.
Bu adamlar; cumhuriyet düşmanlığı için her türlü haince fikri bu gerici gazetede yayıyorlar. Bulmacalarını bile böyle hazırlıyorlar. Son ihanetleri de Şeyh Sait isimli haini aklayan ve yücelten bulmacaları. Bu kışkırtıcılar; hain Şeyh Sait için; ‘Cumhuriyete kurban verdik!’ demişler.
Yani; bunlara göre cumhuriyet rejimi cellat… Şeyh Sait de kurbanı…
Böyle haince bir iftirayı yayanları da Başbakan Erdoğan uçağında gezdirerek ödüllendiriyor.
- – -
Sayın Başbakan! Başında bulunduğun rejime küfreden bu adamları uçağınızda ağırlayarak ne yapıyorsunuz?
Sakın ola ki, ‘O bir gazeteci!’ demeyin.

Biz neyiz?
Çiğ vurmuş patlıcan mıyız?
Uçağınızda ağırlanmadığımıza göre; suçumuz sizin başında bulunduğunuz bu devleti savunmak mı?
KİM O ŞEYH SAİT
Akitçilerin cumhuriyet tarafından katledildiğini söylemeye uğraştıkları Şeyh Sait kim biliyor musunuz?
Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923′te kurulduktan sonra o sıralarda İngilizlerin elinde bulunan Musul’u almak için harekete geçti.
Güney’de İngiliz askeri ile Türk askerleri ile yer yer çatışmalar başladı.
İşte tam bu ortamda Genç bölgesinde, 13 Şubat 1925′te bu hain Şeyh Sait isyan etti. Kısa sürede 13 vilayeti ele geçirdiler. Burada Kürdistan adı altında ve şeriatçı bir devlet kurmak niyetinde idiler.
Hükümet değişti ve İsmet İnönü’nün hızlı hareketi ve kararlı tavrıyla bu gerici-bölücü isyan bastırıldı. Ele geçirilen Şeyh Sait ile isyan elebaşıları yargılandılar ve 19 Haziran’da Diyarbakır’da asıldılar.
Bunların arkasında İngilizlerin olduğu daha sonra açıkça ortaya çıktı.
Bu isyanı; kaçak Padişah Vahdettin ile Nakşibendi şeyhleri ve Meclis’teki liman burjuvazisinin temsilcileri el altından desteklediler. Şeyh Sait’in İngilizler tarafından kullanıldığını o dönemin Komüntern belgeleri açıkça gösteriyor.
Şeyh Sait isyanını ayrıntıları ile ‘DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RIZA GERÇEĞİ’ (Kipto Yayınları) isimli kitabımızda ortaya koyduk.
Peki; böyle birisini masum; cumhuriyeti katil gibi gösteren bir zihniyeti bu ülkenin başbakanı nasıl olur da onurlandırır; ödüllendirir?
İKTİDAR KANUN DIŞINA ÇIKAMAZ
Başbakan Erdoğan; dün; Danıştay’dan, elimizi kolumuzu bağlıyor diye yakındı.
Biliniyor ki bu hükümet iktidar partisine kul olmayan müdürleri, valileri görevden alıp sürüyorlar veya kızağa çekiyorlar. Onlar da buna karşı idare mahkemesine baş vuruyor ve yapılan işlemin hukuka aykırı olduğu ortaya çıkıyor. Bu bürokratlar hukuk gereği görevlerine dönüyorlar.
Başbakan işte bu işe kızıyor…
-Biz ne yaparsak yapalım; mahkemeler yaptığımız işe karşı çıkmasın, demek istiyor.
Demokrasilerde böyle bir şey yoktur. Modern ülkelerde; çağdaş demokrasilerde Başbakan Erdoğan gibi düşünenlere demokrat değil otokrat derler.
Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi; hukuk dışına çıkan, yani güç bende diyerek sapıtan hükümetleri kanun çizgisine çekmekle görevlidirler.
Buna itiraz eden siyasetçinin demokrasiden söz etmesi ise sadece kandırmacadır.

1 Şubat 2011 Salı

Başbakan’a AKP yetmedi CHP’yi de yönetmek istiyor -Rıza Zelyut,

Başbakan’a AKP yetmedi CHP’yi de yönetmek istiyor
Başbakan Erdoğan; kendini bilimkurgu çizgi filmlere iyice kaptırmış. Her konuşması, ‘Güç bende! En büyük benim’ biçiminde özetlenebilir. Türkiye’de iki parti istediğini söylemesi bile bu duygusundan kaynaklanıyor. İşi ikiye indirecek; kendisi de başına geçtiği çoğunluk kampı ile seçimli padişahlık kuracak.Başkanlık sisteminden söz eden Sayın Erdoğan’ın isteği, demokratik kaftan giydirilmiş sultanlıktan başka bir şey değil.
Hocası nasıl yerine oğlunu ortaya çıkardı ise kendisi de yaşlanınca iki oğlundan birisini başımıza oturtmak niyetindedir.
KİMSE KONUŞMASIN HA!
Başbakan; kendi kafasındaki dünyaya aykırı hiçbir söz duymak istemiyor. Kimsenin de kendisine karşı çıkmasına tahammül edemiyor. Hükümeti yönettiğinden yola çıkarak artık öbür partileri bile kendisi yönlendirmeye uğraşıyor.
MHP’ye ve CHP’ye yönelttiği eleştirilere bakın; bunu görürsünüz.
Özellikle CHP’yi ağır biçimde eleştiriyor. ‘Böyle parti olmaz’ havalarında; ‘Parti değil yolgeçen hanı!’ diyor. Bu yorumlarıyla da CHP’nin AKP gibi olmamasını bir eksiklik, hatta suç unsuru sayıyor.
- – -
CHP Lideri Kılıçdaroğlu dururken onun bir yardımcısının konuşması, Başbakan Erdoğan için anlaşılır şey değil. Yani; Sayın Erdoğan önce kendisine ve partisine bakıyor; sonra da CHP’ye… Oradaki sistemin kendi tek adam sistemine benzemediğini görünce de verip veriştiriyor.
-Şu CHP’li niye konuşuyor, diye çatıyor.
Çatarken de,
-CHP’de kimin eli kimin cebinde belli değil, diyor.
Böylece, parti ilişkisini bir tür çıkar, hatta hortumlama ilişkisi gibi gördüğünü de istemeden bile olsa dışa vurmuş oluyor.
Baktı ki olmuyor; edepsizlikle suçluyor.
AKP’li vekillerin vahşi cinayetler işleyen Hizbullah’ın derneğine gittiğini söyleyen Kılıçdaroğlu’na ise
-’Densizlik, namertlik, terbiyesizlik’ gibi hakaret içeren kelimelerle cevap veriyor.
Yahut, hakaretin şeklini değiştiriyor:
-Üç keçiyi bile güdemezler diyerek çobanların dünyasından sesleniyor.
Ve bu sözleri alkışlatmak için de üç keçiyi başarıyla güdenleri, kiraladıkları minibüslerle miting meydanlarına indirtiyor.
Keçi çobanları da CHP’yi kendilerine kötü göstermeye uğraşan Başbakan’a basıyorlar alkışı…
-Kıskananlar çatlasın, diyerek…
- – -
Başbakan alınca alkışı, CHP’yi eşkıyalıkla suçluyor.
Her halde aklında Tunus var, Mısır var…
Sonra da ben ağzımı bozmam onlar gibi diyor.

- – -
Belli ki Başbakan Erdoğan bu CHP’den çok çekiniyor; hakaretler, korkunun eseri.
Herhalde TBMM’daki çoğunluğunu kullanarak ve Ahmet İyimaya’nın da desteğini alarak yeni bir yasa çıkartırlar.
Bu yasada; ‘Geleceğin başkanı olan Tayyip Erdoğan’ı kızdıran partinin yönetimi kayyuma devredilir’ diye tek madde bulunur.
Böylece CHP’nin yönetimine AKP’lilerden bir heyet getirilir.
Başbakanımız da AKP’lileştirilmiş o CHP sayesinde milleti kandırmayı rahat rahat sürdürür.
NE İYİ MAYA İMİŞ AMMA!
Ahmet İyimaya isimli zat-ı muhteremi Doğru Yol Partisi Amasya Milletvekili olarak tanımıştık.
Elbette ki, öbür sağcı siyasetçiler gibi bunlar için parti kavramı, kendi kişisel ikballeri ile sınırlı olduğundan; Sayın İyimaya kapağı hemen AKP’ye atmıştı.
‘Sonradan olmanın Müslümanlığına derman yetmez’ derler ya…
Öbür sonradan olma AKP’liler gibi bunun da AKP’liliğine derman yetmiyor.
Kendisi; Adalet Komisyonu Başkanı… Bu komisyonda muhalefeti susturacak kararları; kendi partisinin üyelerinin parmaklarını kaldırtarak aldırtıyor.
Yani yeni bir hukuk icat ediyor: Parmak Hukuku…
Bu Parmak Hukuku’nda kimin parmağı fazla ise o haklı çıkıyor.
Önce Parmak Demokrasisi, sonra Parmak Hukuku…
Parmak kaldırtarak:
- Yıkarız cumhuriyeti; kurarız sultanlığı!
- Kıskananlar çatlasın!

28 Ocak 2011 Cuma

Ucuz petrol yalanı- Rıza Zelyut


Bu hükümet… Bu hükümetin yandaş basını…
Koskoca milleti aptal yerine koyuyor…
1 liralık benzini 4 liraya dayıyorlar…
Millet nasıl olsa kuzu…
Ama birileri homurdanmaya başlayınca hemen karşı atağa geçiyorlar:
Gazetelerinde yalan bir manşet:
-Ucuz petrol geliyor…
Nereden geliyor imiş o ucuz petrol?
Taaa Venezuela’dan…
Bizim müteahhitler orada ev yapacakmış.
Karşılığında onlar bize petrol verecekmiş…
Hem de o petrolü bizim taraf çıkartacakmış…
- – -
Nasrettin Hoca da borcunu böyle ödemeyi planlamıştı; acaba o fıkrayı biliyor musunuz?
Hani alacaklıya demiş ya:
-Bekle komşu; yakında bir koyun alacağım; o koyunu gütmeye götüreceğim. Giderken tüyleri dikenlere takılacak. Ben o kılları toplayıp eğirecek ip yapacağım. O ipten halı dokuyacağım. Halıyı satıp borcumu hemen ödeyeceğim.
Adam başlamış gülmeye.
Hoca memnun; demiş ki:
-Gülersin tabii kerata, nasıl olsa gördün çil çil liraları, gülersin…
Siz de sevinin ey Türk milleti…
Gördünüz gelen ucuz petrolü…
- – -
Bir de hesabın gerçek yüzü var:
Adamlara ev yap; petrolü çıkart, buraya kadar taşı…
Dünyanın masrafı…
Venezüela bedava verse bile bizim petrolden daha pahalıya gelecek…
Türkiye kullandığı petrolün yüzde 10′undan fazlasını kendi üretiyor.
Peki bu kendi malımız petrol diğerlerinden 1 kuruş bile ucuz mu?
1 LİRA OLDU 4 LİRA
Arkadaş; 1 litre benzinin rafineriden çıkış fiyatı 1 lira…
Taşıma, imalat, rafineri karı tümü 1 lira…
Sana bunun üç katı vergi bindiriyor bu hükümet…
Ediyor 4 lira…
Aslında yüzde 25 kar koysa; sen benzini bayi karı da dahil en fazla 1,5 liraya alabileceksin.
Seçmen nasıl olsa köle olmuş hükümete ya, o da çakıyor vergiyi…
- – -
Bekleyin; ucuz petrolü bulursunuz…
Sadece öbür dünyada; Sırat’ın altında; tutuşmuş olarak…
HORMONLU BÜYÜME BUDUR
Kimyasal ilaçlarla meyveleri ediyorlar futbol topu kadar…
Bunlara da hormonlu diyoruz.
Yarım metrelik maydanozlar, kol kadar patlıcanlar…
Hormonlu mu hormonlu…
Ekonomi de aynı durumda…
Bu hükümetin rakamları bile öyle diyor.
- – -
CHP’nin yayımladığı Ekonomi bülteninin Aralık sayısında diyor ki:
’2002′de toplam yurt içi üretim değerinin yüzde 12,2′sini tarım sektörü; yüzde 25,1′ini sanayi; yüzde 62,7′sini de hizmetler sektörü oluşturuyordu.
2009′da ise toplam üretimin yüzde 8,2′sini tarım, yüzde 19′unu sanayi, yüzde 72,8′ini de hizmetler sektörü oluşturuyor.’
Bu rakamlar Devlet Planlama ile Maliye Bakanlığı belgelerinden alınmış.
Diyeceksiniz ki ne var burada?
Benim yıllardır tekrarladığım bir iddiam var:
‘Elin parası ile elin malını kullanıyoruz.’
Bunun sonucunda da üretim geriliyor; işsizlik yayılıyor; dış ticarete dayalı hizmet sektörü büyüyor.
Veya: Fabrikalarımız kapanıyor; dışarıdan mal getirip onu satıyoruz.
- – -
Gelişmiş ülkelerde toplam üretim içinde sanayiin payı giderek artar.
AKP iktidarları bunun tersini yapmışlar.
Ekonomide sanayi payı yüzde 25,1 iken bunların döneminde yüzde 19′a gerilemiş.
Gayet açık: Fabrikalar kapanmış…
Ne kadarı biliyor musunuz?
Her 100 fabrikadan 24′ü…
Ben demiyorum; yukarıda bulunan bu hükümetin ekonomi rakamları söylüyor.
Hem de iyice terbiye edilmiş olan rakamlar bunu gösteriyor.
İşte bu yüzden işsizlik azalmıyor…
İşte bu yüzden üniversiteliler boş geziyor.
Al ucuz doları; getir Çin’den malı…
Sat tüketime alıştırılmış şu millete..
Dön köşeyi…
Yaz borcu milletin sırtına…
- – -
Kişi başına gelirimiz 12 bin doları bulmuşmuş…
Ya bir de kişi başına borcumuzu hesaplayın bakalım…
Sizi gizi yalancı ekonomistler sizi…

26 Ocak 2011 Çarşamba

AKP iktidar yapılmak için anketler şişiriliyor


İktidara yaranmak kulvarında koşan gazetelere bakın.
Yaptırdıkları anketlerde AKP hep yüzde 45′in üstünde gösteriliyor.
Eğer bu rakamın altı olursa AKP tek başına iktidar olamayacak.
Bu yüzden de ‘AKP tek başına iktidar oluyor!’ mesajı imal ediliyor.
Bu mesaj okuyucunun bilinç altına pompalanıyor.

Vatandaş da, ‘AKP yine iktidar olacağına göre ben de oyumu oraya vereyim; onlardan görüneyim; bir işim düştüğünde belki hallettirebilirim.’ diye düşünmeye başlıyor.
Böylece; anketler aracılığı ile, özellikle de kararsız seçmen AKP’ye yapıştırılıyor.
MHPYE VURARAK
Anketlerdeki ikinci oyun da MHP oylarını olduğundan daha düşük göstermek…
AKP; MHP oylarını aşağı düşüremezse iktidar olamayacak.
Bunun için de anketler üzerinden ülkücü camiada umutsuzluk yaratılıyor.
Oradaki bazıları da, ‘Madem MHP’de umut yok; o zaman AKP’ye yanaşalım!’ diye düşünebiliyor.
AKP; ayrıca, ülkücü olarak tanınan bazı isimlere de el altından çıkar sağlıyor.
Böylece MHP’nin tabanında çatlak oluşturuyor…
Anketler de bu kandırmacada çok etkili biçimde kullanılıyor.
Öyle ki MHP’yi baraj altına bile indiren anketler imal ediliyor.
MHP’liler artık bu sahte anket oyununa tepki göstermeye başladılar.
Önümüzdeki seçimde MHP oyları yüzde kaç olur derseniz?…
Bu oy; AKP anketlerinde gösterilen rakamı ikiye katlarsa kimse şaşırmasın…
AKP MİLLİYETÇİLİĞE SOYUNDU
Kürt açılımı ve Habur rezaleti AKP seçmeninin ruhunda da yaralar açtı. Şimdi bunu tamir etmenin derdindeler.
Bunun için Başbakan Erdoğan, ‘Tek vatan, tek devlet, tek bayrak, tek millet!’ sloganını yine devreye soktu.
Bu slogan 2007 genel seçimlerinde de Batı illerinde afiş olarak asılmıştı ama Güneydoğu’ya 1 tanesi bile yapıştırılmamıştı.
Sonrasında; tek vatanı, tek milleti, tek bayrakı, tek devleti ikiye bölecek açılım projesini başlattı AKP…
Hele 2011 genel seçimleri bitsin…
AKP eğer iktidar olursa bu kez o açılımın daha beteri gelecek. Ne tek vatan kalacak ne tek bayrak…
Gerçek bu iken… AKP Lideri, MHP’lileri kandıracağını sanıyor.
Tek millet diyor ama yine açığı var:
-Türk, diyemiyor.
AKP; MHP tabanından oy alamazsa, MHP’nin çıkaracağı milletvekili sayısını yüzün altına düşüremezse iktidar olamaz.
TSK-AKP EL ELE
2007 genel seçimlerini AKP’nin kazanması için, o dönemdeki Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile Tayyip Erdoğan gizli bir anlaşma yapmışlardı. Bu anlaşmaya göre; Büyükanıt konuşacak; hükümet de ona fırça atacaktı… Böylece askerle mücadele eden kahraman başbakan imajı yaratılacaktı.
Plan, 27 Nisan gece yarısı muhtırası ile tam böyle işletildi.
İşin içine Kutlu Doğum Haftası’nı da bilerek sokan Büyükanıt; muhafazakar kesimi de AKP tarafında saf tutmaya mecbur etti.
Yüzde 30′lardaki AKP oyu fırladı yüzde 47′ye…
Sonrasında da AKP hükümeti Büyükanıt’a üstün hizmet madalyası vererek teşekkür etti.
Ama bunların daha öncesinde AKP; Büyükanıt’ın önüne 60 milyon dolarlık bir ihale rüşveti iddiasını koymuştu…
Buna bir de Mehmet Ağar ile Erkan Mumcu üzerinden yapılan seçim operasyonunu da ekleyin; eder size yüzde 47.
DARBE BELGELERİ NEDİR?
Bugün de Genelkurmay ile AKP işbirliği sürüyor…
ABD emrinde bir NATO kolordusu durumuna indirgenen Türk ordusunu yönetenler; AKP iktidarda kalsın diye her türlü yardımı yapıyorlar.
Çuval çuval darbe belgesi imal edip bunu yandaş basına sızdıranların TSK içindeki birileri olduğunu kuvvetle tahmin ediyorum.
Bu birileri de başkomutanların bilgisi dahilinde hareket ediyorlar…
Ve verilen bu yapay belgeler; AKP’ye karşı TSK’nın darbe yapmak istediğini gösterir biçimde düzenleniyor.
Böylece olmayan bir darbenin mağduru haline getiriliyor iktidar partisi…
Daha önce de yazdığım gibi seçime kadar başka darbe belgeleri piyasaya sürülecek ve AKP mağdur durumda gösterilecek…
AKP ile TSK el ele, yeni bir iktidara…
Dur bakalım halk bu oyunu ne zaman görecek?

Rıza zelyut

8 Ocak 2011 Cumartesi

Saray’ın gerçek haremi

MUHTEŞEM YÜZYIL

Muhteşem Süleyman dizisi üzerinden koparılan fırtına anlamsız, çünkü dizi Osmanlı’yı kötülemiyor, aksine aklıyor…Show Tv’yi kutluyorum. Muhteşem Yüzyıl dizisi; dizilerle dolu piyasayı sarsmakla kalmadı, kendisini milliyetçi-mukaddesatçı sananların da Osmanlı uygarlığını hiç bilmediklerini ortaya çıkardı. Kendilerini Osmanlı’nın devamı sanan bu tipler; dizideki harem sahnelerine bakıp kükremişler.
-Vay bizim Osmanlı atalarımız nasıl böyle ahlaka mugayir işler yaparlar!
Bir dönem dünyaya hükmeden Osmanlı; elbette ki Arap cahiliyesine uygun yaşamadı. Osmanlı yaşam tarzını bugün Arabist Vehhabi inanç sistemi gibi göstermek isteyenler elbette kızacaklar. Ama Osmanlı sistemi; şeriattan çok örfe dayandığı için; padişahlar ve yönetici kesim; sivil biçimde yaşamayı seçmişlerdir.
Bu gerçeği Osmanlı sarayında çalışan nakkaşların yaptığı resimler (minyatürler) gayet açık biçimde göstermektedir. Bu yüzden işin içine RTÜK’ü sokarak diziyi yasaklatmaya kalkışan, ‘Bu dizi tarihe hakarettir.’ diyen Sayın Bülent Arınç Osmanlı yaşam tarzını hiç bilmemektedir.
Muhteşem Yüzyıl; Osmanlı’yı gündeme getirerek yeni ve önemli bir kültürel hamle başlatıyor.
Dizide Osmanlı’ya asla saygısızlık yok; tam aksine aklama, güzelleştirme var. Yapımcılar çekindiklerinden olacak, dizide harem hayatının cinsel boyutu tam yansıtalamamıştı

YÜZLERCE CARİYE
Harem dairesi, Topkapı Sarayı’nın göbeğinde bulunur. Daha Fatih Sultan Mehmet döneminden başlayarak; padişah eşleri genellikle dışarıdan esir olarak getirilen cariyeler arasından seçilmiştir. Bunlar aslında kadın köledir. Eğitildikten sonra cariyelerin güzelleri has odalık odalık olarak seçilirlerdi. Bunlara peyk veya gözde de denilirdi. Padişahın cariyeler arasından seçtiği eşe kadın efendi veya Haseki denilirdi. Bunların çocuk doğuranı Haseki Sultan adını alırdı. Çocuğu olmayana ise İkbal denilirdi. Her padişahın bu yolla onlarca karısı olmuş; kimi zaman harem beşikten geçilemez hale gelmiştir.
Haremin yönetimi, buradaki işlerin görülmesi de cariyeler eliyle yürütülürdü. Yeni Saray’da (Topkapı) eğitilen bu kızlardan saz heyeti ile rakkaseler de yetiştirilirdi. Aynı zamanda şehzadeler de sultanlar gibi cariye kullanırlardı. Kanuni Sultan Süleyman da dahil olmak üzere bütün padişahlar sarayda eğlenceler düzenlemişlerdir. Bu durumu, o dönemleri yansıtan minyatürlerde bol bol görmekteyiz.
- – -
Sarayda sadece genç ve güzel kızlar değil, yakışıklı, genç oğlanlar da istihdam edilmiştir. Cariyeler ve köleler, 300 odalı Esir Hanı’nda pazarlanıp satılırlardı. Kölelerden acemi oğlanlar eğitilip devletin yöneticisi yapılmıştır. Yani; Osmanlı Devleti’ni genellikle işte bu dönme denilen oğlanlar yönetmiştir. Yeniçeri Ordusu da başlangıçta bu Hıristiyan çocuklarından oluşturulmuştur.

KABUSNAME’Yİ OKUYUN

Saray hayatını anlamak için Sultan 2. Murat döneminde Farsça’dan Türkçe’ye çevrilen Kabusname isimli teşrifat kitabı da okunmalı. Bu kitapta; devlet adamlarına; ‘Yazın kadın kullanın, kışın oğlan kullanın!’ öğüdü dahi verilmektedir. Ne yapalım; tarihin bu yüzünü yırtıp atalım mı?
Şaraba gelince… Osman Bey; alkollü bir içecek olan kımız içilerek bey ilan edilmiştir. Daha Edirne sarayında iken Osmanlı sultanının şarabdar adı altında şarap işlerini yürüten bir görevli kullandığını biliyoruz. (Bak: Neşri; Cihannüma, 2. Cilt, s.647, aslı 187 b)
Şarabı yasaklayıp bu yüzden binlerce insanın başını kestiren 4. Murat bile ziyafet sofraları kurdurup şarap içiyordu. Saraydaki saki de işte o şarabı sunan görevlinin adıdır.
Topkapı Sarayı’ndaki lüks hayat; aynı zamanda devlet adamlarının saray ve köşklerinde de devam ettirilmiştir. Siz 4 kol çengi oynatmak nedir bilir misiniz?
EKSİKLİK DE VAR
Muhteşem Yüzyıl dizisinde tarihçi Erhan Afyoncu danışmanlık yapmış. Uzmanı olmayanlar anlamaz ama dizide teşrifat ve kılık kıyafet işinde hatalar var. Muhteşem Yüzyıl’ın daha gerçekçi olması açısından bunlardan bazılarını aktarayım:
- Sarayda kimse asla başı açık dolaşmamıştır. Bu, örfe aykırıdır. Hele sokakta kim başı açık gezebilirdi ki…
‘Kadınların saçları hep örülü olup arkaya atılmıştır. Saçlar kimi zaman da başa giyilen hotuzun altına alınır.
- Harem ağasının yaşlı olması şarttır. Hele tarihte olduğu gibi zenci bir oyuncu olsaydı çok ilgi çekerdi. Diziye zenci şart…
- Sultan Süleyman; cariye ne kadar güzel olursa olsun; ona hayran hayran bakmaz.
- Sultan’ın kılıç kuşanması (resmen padişah olması) Eyüp Sultan’da olur; öyle bir sahne gerekliydi…
- Taht, üçlü kanepe gibi değil, tek kişiliktir; mücevherlerle göz kamaştırır.
- Padişah’ın üstünde genellikle kolsuz kürklü kaftan bulunur…
- Osmanlı kadın ve erkeklerinin elbiseleri genellikle ipekli, atlas, diba ve çuha gibi kumaşlardan yapılmıştır.
- Avda şehzadeler tazılar da bulundururlar.
- Padişah beyaz sarık ve kırmızı kavuktan oluşan; diğer vüzera ve ulamanınkinden farklı bir başlık giyer; buna kartal tüyünden arma süs olarak yerleştirilir.
- Osmanlının devlet arması üç hilal değil, ay ve güneştir. (Bunu öğrenmek isteyenler; Türk Kimliği isimli kitabımdaki fotoğraf ve açıklamalara bakabilirler)
- O yerküreyi kim düşündü Allah aşkına? (Soru: Osmanlı donanması neden karalara baka baka yol alırdı?)
Erhan Afyoncu hoca; resim günahtır diye Osmanlı atalarımızın minyatürlerine bakmamış olsa gerek. Yoksa; dizideki böyle eksiklikleri bilir ve düzelttirirdi.
Show yönetimi, piyasadaki maksatlı ve cahilce eleştirilere bakıp diziye sakın mani olmasın. Dizilerden nefret etmeme karşın, Muhteşem Yüzyıl’ı ben de izleyeceğim…
(Minyatürler, Prof. Metin And’ın Minyatür adlı çalışmasından alınmıştır.)
Minyatürlerde saray eğlenceleri
Osmanlı Sarayı’ndaki eğlence hayatı o dönemin minyatür sanatına da yansımıştır. Tarihi gerçeklere ışık tutan bu minyatürlerde padişahın huzurunda gerçekleştirilen eğlenceleri, haremden çıkan saz heyetlerini görmek mümkündür.

Rıza Zelyut