Birkaç gün önce mail adresime aynı başlıkla gelen bir mesaj bize ard arda bazı iftiraları hatırlattı ve gerçekleri sizlere duyurmanın görevimiz olduğu düşüncesiyle bu yazıyı hazırladık.
Böylece belki halkın cehaletinden faydalanıp sahte haberler üreterek kişisel veya örgütsel menfaat sağlamayı adet edinmiş olan siyasi sahtekârlara da bir cevap vermiş oluruz.
DEMOKRAT Parti 1946'da kurulduktan hemen sonra İsmet İnönü ve CHP için bütün Anadolu'da şu iftirayı yaymaya başladı:
«Kâfir İsmet Paşa camilere kilit vurdu. Etrafına asker dikti. Namaz kılmak için içeriye kimseyi sokturmadı. Camileri devamlı teftiş etti. Nöbetçilere «İçeriye kimseyi sokmuyorsunuz değil mi» diye sordu.»Bu iftira 1950 yılında Demokrat Parti iktidara geldikten sonra da devam etti. Demokrat Parti'den sonra iktidara gelen bütün sağcı partiler de İsmet Paşa ve CHP için aynı iftirayı yaymayı aralıksız sürdürdüler. Bugün aynı çirkin ve aslı astarı olmayan iddiayı AKP de kullanıyor.
Bu iftiranın kaynağı nereden kaynaklanıyor? Olayın gerçek yüzü nedir? Bu çirkin iftiranın iç yüzünü yıllarca CHP'de görev almış, İnönü'nün yakınında bulunmuş olan Necati Karakaya açıklıyor.
Şimdi Necati Karakaya'nın gönderdiği mektubu birlikte okuyalım:
«28 Şubat 2008, Büyük Millet Meclisi'nde CHP'li bir milletvekili konuşma yapıyor. Mehmet Ali Şahin Bakan koltuğundan bağırıyor.»
«Haydi, Haydi! Biz sizin nerelere kilit vurduğunuzu çok iyi biliriz.» Bununla «siz camilere kilit vurdunuz» demek istiyor...
1950 yılından itibaren Anadolu'nun dolaştığım her köşesinde bu iftirayı duydum.
Gerçek şudur:
1942 yılında İkinci Dünya Savaşı'nın en alevli günlerinde Hitler'in orduları sınırımıza dayandı. Türkiye'ye girip girmemekte kararsızlardı. İsmet Paşa Trakya'da Çakmak hattını kurmasına rağmen İstanbul'un bombalanacağını tahmin ediyor bu nedenle de savunmayı Ankara'nın dışında yapmayı düşünüyordu. İstanbul'daki saraylarda ve müzelerde bulunan tarihi eşyaları, zarar görmemeleri için Alman uçaklarının menzil dışında kalan bölgelerdeki camilere koymayı düşündü.
İsmet Paşa düşmanın camileri bombalamayacağını biliyordu. O nedenle bütün saray eşyalarını, padişahların tahtlarını, mücevherleri, kutsal emanetleri, Hazreti Muhammed'in sancağını, kılıcını, Hırkai Saadeti, Hazreti Osman'ın kanlı Kuran'ı Kerimi'ni, Atatürk'ün Samsun'da çıktığı tahta iskeleyi, müzelerde ne varsa tümünü tam 48 vagona yerleştirerek Niğde'ye gönderdi.
Bu değerli eşyaları korumak için Topkapı Sarayı İkinci Müdürü Lütfü Turanbek başkanlığında 30 görevli, aileleri ve çocuklarıyla birlikte Niğde'ye gitti. Eşyalar ve görevliler, tehlike tamamen geçene kadar Niğde'de kaldılar.
Bu değerli eşyalar Niğde'de 3 camiye yerleştirildi. Camilerin etrafına nöbetçi askerler yerleştirildi. 28 Ocak 1943 günü İnönü Adana'da Churchill ile buluşmak üzere Ankara'dan trenle yola çıktı. Tren Niğde'de durdu ve uzun süre bekledi. İsmet Paşa tarihi eşyaları görmek üzere 3 camiyi de teftiş etti. Özellikle Atatürk'ün Samsun'a çıktığı tahta iskeleyi görmek istiyordu. Saruhan Camii'ne gitti ve Tunabek'e sordu:
«Asker nöbetini aksatmıyor, camilere kimseyi almıyor değil mi? Gözüm arkada kalmasın» dedi.'İşte o çirkin iftiranın gerçek yüzü böyle.
Aradan 70 yıla yakın zaman geçmesine rağmen AKP hâlâ bu yalanı kullanıyor.
Başbakan Erdoğan bununla da kalmıyor Kurtuluş Savaşı kahramanı, Cumhuriyetin kurucusu, İkinci cumhurbaşkanı İsmet Paşa'yı Hitler'e benzetiyor.
***
Ermeni soykırım iddiaları ile ilgili yabancı yazarların veya yabancılar tarafından özel olarak yetiştirilmiş Türk yazarların Atatürk ile ilgili bir iftiraları var ki yabancılar üzerinde bayağı etkili oluyor. Bu iddiayı Almanyada bu konuda yetişmiş, soykırım lehinde yazdığı kitaplarla ünlenmiş Tamer Akçam bir kitabında şöyle dile getiriyor:
«M.Kemal, özellikle 1915-17 Kırım'ı nedeniyle... Özellikle Batılı ülke temsilcileri ile görüşürken, Kırım konusunda son derece hassas ve eleştirel bir tutum takınır. Örneğin, General Harbord ile görüşürken 800.000 Ermeni'nin öldürülmüş olduğunu kabul eder...» (1)
Bu sözlerin sahibinden ziyade onun yanında yetiştiği Tessa Hofmann'ı sizlere tanıtmak isteriz. Çünkü Tessa Hofman Tamer Akçam'a araştırmaları ile ışık tuttuğu gibi, ona sponsorluk da yapmıştır. Tessa Hofman bize Rahip Lepsius'u hatırlatacaktır. Ermeni Yazarlar Birliği'nin onur üyesidir ve «Ermeni kıyımının 20. Yüzyılın ilk ve sistemli jenositi» olarak Nazilerin Yahudi soykırımı için örnek oluşturduğunu, daha da ileri giderek gaz odalarının da ilk kez Türkler tarafından kurulduğunu iddia etmektedir. (2)
Biz Akçam'ın ve arkadaşları'nın Türklerle ilgili İddialarına Mustafa Kemal'in, 1 Mart 1921 günü Mecliste yaptığı konuşmadan kısa bir bölümle cevap vermekle yetinmek istiyoruz.
«Efendiler:
Hatırlatmak isterim ki kararlılık ve inancımızı sarsmak için, içte meydana gelen üzücü olaylar henüz sürerken, düşmanlarımız da dıştan baskı ve acımasız kışkırtmalara bir an bile ara vermiyorlardı. Batıda Yunanlılar ve güneyde Fransızlarla onların silahsızlandırdığı ve bize karşı kışkırttığı Ermeniler ve doğuda Ermenistan Ermenileri memleketimizin ele geçirdikleri yörelerinde ve işgal edilen sınır ve cepheler çevresinde, Müslüman halka çeşitli zulümler uyguluyor ve katliam yapıyorlardı...» (3)
«...Geçen yılın bize getirdikleri en büyük yıkım ve uğursuzluk Sevres Antlaşması idi. Efendiler, Düşmanların bütün bir yıllık çabalarına karşılık sonuçta, bugün Sevres Antlaşması hükümleri fiilen ve hükmen yoktur (sürekli ve şiddetli alkışlar)
...Efendiler, bu sonuca, 1918 ateşkes antlaşmalarını yenik olarak imzalamış olanlar arasında uyguladığı politikanın ileri görüşlülüğü ve silahlarının kuvveti sayesinde, ancak Türkiye ulaşabilmiştir.
...Düşmanlarımız, işgal ettikleri ülkemizde her çeşit savunma araçlarından arındırılmış olan vatandaşlarımıza karşı bugüne kadar aralıksız yıkma, yağma, öldürme, sürgüne gönderme gibi zulüm ve haksızlıklarını sürdürmeye devam ettikleri halde, Büyük Millet Meclisi Hükümetimizin bölgesi içinde kalan bütün Müslüman olmayan unsurlar, kanunlarımızın ve silahlarımızın koruması altında, korkusuzca, güven içinde yaşamaktadırlar.» (4)
***
Öte yandan, Mustafa Kemal'in dindarlığı hakkında ileri geri konuşan meczupların, iftiralarına cevap olacak nitelikte bir olayı burada sırası gelmişken hatırlatmak isteriz. «Tarihin Yıkılmaz Kalesi Çanakkale» adlı eserde zaferden sonra, savaşın gidişatını değiştirerek Çanakkale'yi «geçilmez» hale getiren Mehmetçik ve onun komutanı Mustafa Kemal'e hediye edilen iki seccadeden bahsediliyor ki, son derece önemli bir olaydır.
Çanakkale Savaşları, Mustafa Kemal'in ve Türk varlığının milli şuurunun ortaya çıkmasına vesile olmuş kahramanlık destanlarıdır. Bu kahramanlığın hatırası olarak ve o zor fakat başarılı günleri hatırlatmak amacıyla, Mustafa Kemal Atatürk'e, Elazığ Valisi Sabit Bey tarafından hediye edilen iki seccadenin üzerlerine Çanakkale Zaferi'ni hatırlatması için, Çanakkale haritaları işlenmişti... Bu incelik ve kadirşinaslık Gazi Paşa'yı son derece memnun etmişti...
Mustafa Kemal, seccadelerden birini Latife Hanım'a verir, yatak odasında namazını kılması için, bir tanesini de çalışma odasındaki soyunma dolabına koydurur.
Ve kimsenin olmadığı saatlerde seccadeyi serer üzerine diz çöker, derin tefekküre dalar, kendi parasıyla Elmalı Hamdi Yazır'a yaptırdığı «Kuran Meali» tercümesini dikkatle okur. Bu ibadet sahnelerine araç olarak da o hediye edilen Çanakkale Haritalı seccade eşlik ederdi...
Aslında Elazığ Valisi Sabit Bey, Gazi Paşa için Çanakkale Zaferi hatırası olması
için Sanayi Mektebi'ne üç seccade hazırlanması talimatını verir... Vali, Gazi Paşa için ısmarlanan üç seccadeden biten bir seccadeyi, Enver Paşa'ya, «Allah sana çok önemli, şerefli ve büyük bir zafer ihsan buyursun» ayeti yazılı bir levha ile birlikte hediye olarak gönderir...
Geriye kalan iki seccade bittikten sonra Gazi Paşa'ya ulaştırılır.
Gazi Paşanın samimi ve içten bir Müslüman olarak, Tanrı'ya yapacağı ibadetin neden gizli olması gerektiği konusuna gelince;
Gazi Paşa, kimsenin yaptığı ibadetten dolayı etkilenip «din ticareti» yapmaması için ibadetini gizli yapmıştır. Sıradan bir vatandaşın ibadetini açıktan yapması ayrı şey, liderinki ayrı şeydi... İstismara meydan vermemek için, din istismarcıları için kötü örnek olmamak için... O hiçbir zaman Dini kullanarak milleti aldatmamıştır.. ( Prof. Dr. R. Demir'den) Hilafetin kaldırılması konusu tartışılırken kendisini ziyarete gelen bir gurup din adamı Hilafetin kaldırılmamasını ve onun halife olmasını teklif ettikleri zaman iyice rahatsızlık duymuş ve bu teklifi yapanlara «hocam, galiba siz meseleyi anlayamamışsınız» cevabını vermişti.
***
Günümüz siyasi kadrolarında ve İslam Dünyasında Atatürk'ün İslamın kutsal yerleri ile hiç ilgilenmediği konusunda yaygın bir inanış vardır. Özellikle Radikal dinci kesimler onu İslamiyet düşmanı gibi göstermekten büyük keyif alırlar. Bu iddiaya Aslı Ankara'da Milli Arşiv'de 030 10 266 793 25 numaralı dosyada saklı tutulan bir belgeyle cevap vermek istiyoruz.
Bazı çevrelerin Atatürk'le ilgili iddialarına son verecek olan bu belge, İçişleri Bakanlığı Matbuat Umum Müdürlüğü antetini ve 20 Ağustos 1937 tarihini taşıyor. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Cumhurbaşkanlığı'na hitaben yazdığı ön sunuş yazısında «Bombay Chronicle gazetesinin 27.8.1937 tarihli nüshasında «Filistin'e el sürülemez, Kemal Paşa Avrupa'ya ihtar ediyor» başlığı altında bir yazı intişar etmiştir. Bu yazının Türkçe örneği ilişik olarak sunulmuştur. Bu vesile ile saygılarımı tekrarlarım» diyor. Belgeden anlaşıldığına göre Mustafa Kemal Atatürk'ün, Meclis'te yaptığı bu konuşmayı, önce, Ankara'da Türkçe yayınlanan Hâkimiyeti Milliye gazetesi yayınlamış. Hindistan'da yayınlanan Bombay Chronicle gazetesi de bu açıklamayı Hâkimiyeti Milliye gazetesinden almış. Bu belgeye göre, Mustafa Kemal Atatürk'ün Kutsal Topraklarla ilgili olarak Meclis'te yaptığı bu konuşmanın tam metni şöyledir:
«Arapların Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip bu sözde istiklal kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayanı teessüftür. Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa birkaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet'in mukaddes yerlerinin Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki; buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet'e lakayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen peygamberin son arzusunu yani, mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız. Cetlerimizin, Selahaddin'in idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri topraklarda yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında (altında) bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, Allahın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslam âleminin ayaklanıp icraata geçeceğine şüphemiz yoktur.»
Bu sözler bize iddiaların tam aksi yönünü göstermektedir. Demek ki Ortadoğu ve İslam ülkeleri ve hatta Orta Asya ve Kafkaslardaki, balkanlardaki Türk ve Müslüman Halklarla ilgilenme konusunda istek toplumumuzda daima mevcuttu ve hiç kaybolmadı. Ama önemli olan Ulusal politikaların milli Güç unsurları ile orantılı olarak yürütülmesi değimlidir?
DEMOKRAT Parti 1946'da kurulduktan hemen sonra İsmet İnönü ve CHP için bütün Anadolu'da şu iftirayı yaymaya başladı:
«Kâfir İsmet Paşa camilere kilit vurdu. Etrafına asker dikti. Namaz kılmak için içeriye kimseyi sokturmadı. Camileri devamlı teftiş etti. Nöbetçilere «İçeriye kimseyi sokmuyorsunuz değil mi» diye sordu.»Bu iftira 1950 yılında Demokrat Parti iktidara geldikten sonra da devam etti. Demokrat Parti'den sonra iktidara gelen bütün sağcı partiler de İsmet Paşa ve CHP için aynı iftirayı yaymayı aralıksız sürdürdüler. Bugün aynı çirkin ve aslı astarı olmayan iddiayı AKP de kullanıyor.
Bu iftiranın kaynağı nereden kaynaklanıyor? Olayın gerçek yüzü nedir? Bu çirkin iftiranın iç yüzünü yıllarca CHP'de görev almış, İnönü'nün yakınında bulunmuş olan Necati Karakaya açıklıyor.
Şimdi Necati Karakaya'nın gönderdiği mektubu birlikte okuyalım:
«28 Şubat 2008, Büyük Millet Meclisi'nde CHP'li bir milletvekili konuşma yapıyor. Mehmet Ali Şahin Bakan koltuğundan bağırıyor.»
«Haydi, Haydi! Biz sizin nerelere kilit vurduğunuzu çok iyi biliriz.» Bununla «siz camilere kilit vurdunuz» demek istiyor...
1950 yılından itibaren Anadolu'nun dolaştığım her köşesinde bu iftirayı duydum.
Gerçek şudur:
1942 yılında İkinci Dünya Savaşı'nın en alevli günlerinde Hitler'in orduları sınırımıza dayandı. Türkiye'ye girip girmemekte kararsızlardı. İsmet Paşa Trakya'da Çakmak hattını kurmasına rağmen İstanbul'un bombalanacağını tahmin ediyor bu nedenle de savunmayı Ankara'nın dışında yapmayı düşünüyordu. İstanbul'daki saraylarda ve müzelerde bulunan tarihi eşyaları, zarar görmemeleri için Alman uçaklarının menzil dışında kalan bölgelerdeki camilere koymayı düşündü.
İsmet Paşa düşmanın camileri bombalamayacağını biliyordu. O nedenle bütün saray eşyalarını, padişahların tahtlarını, mücevherleri, kutsal emanetleri, Hazreti Muhammed'in sancağını, kılıcını, Hırkai Saadeti, Hazreti Osman'ın kanlı Kuran'ı Kerimi'ni, Atatürk'ün Samsun'da çıktığı tahta iskeleyi, müzelerde ne varsa tümünü tam 48 vagona yerleştirerek Niğde'ye gönderdi.
Bu değerli eşyaları korumak için Topkapı Sarayı İkinci Müdürü Lütfü Turanbek başkanlığında 30 görevli, aileleri ve çocuklarıyla birlikte Niğde'ye gitti. Eşyalar ve görevliler, tehlike tamamen geçene kadar Niğde'de kaldılar.
Bu değerli eşyalar Niğde'de 3 camiye yerleştirildi. Camilerin etrafına nöbetçi askerler yerleştirildi. 28 Ocak 1943 günü İnönü Adana'da Churchill ile buluşmak üzere Ankara'dan trenle yola çıktı. Tren Niğde'de durdu ve uzun süre bekledi. İsmet Paşa tarihi eşyaları görmek üzere 3 camiyi de teftiş etti. Özellikle Atatürk'ün Samsun'a çıktığı tahta iskeleyi görmek istiyordu. Saruhan Camii'ne gitti ve Tunabek'e sordu:
«Asker nöbetini aksatmıyor, camilere kimseyi almıyor değil mi? Gözüm arkada kalmasın» dedi.'İşte o çirkin iftiranın gerçek yüzü böyle.
Aradan 70 yıla yakın zaman geçmesine rağmen AKP hâlâ bu yalanı kullanıyor.
Başbakan Erdoğan bununla da kalmıyor Kurtuluş Savaşı kahramanı, Cumhuriyetin kurucusu, İkinci cumhurbaşkanı İsmet Paşa'yı Hitler'e benzetiyor.
***
Ermeni soykırım iddiaları ile ilgili yabancı yazarların veya yabancılar tarafından özel olarak yetiştirilmiş Türk yazarların Atatürk ile ilgili bir iftiraları var ki yabancılar üzerinde bayağı etkili oluyor. Bu iddiayı Almanyada bu konuda yetişmiş, soykırım lehinde yazdığı kitaplarla ünlenmiş Tamer Akçam bir kitabında şöyle dile getiriyor:
«M.Kemal, özellikle 1915-17 Kırım'ı nedeniyle... Özellikle Batılı ülke temsilcileri ile görüşürken, Kırım konusunda son derece hassas ve eleştirel bir tutum takınır. Örneğin, General Harbord ile görüşürken 800.000 Ermeni'nin öldürülmüş olduğunu kabul eder...» (1)
Bu sözlerin sahibinden ziyade onun yanında yetiştiği Tessa Hofmann'ı sizlere tanıtmak isteriz. Çünkü Tessa Hofman Tamer Akçam'a araştırmaları ile ışık tuttuğu gibi, ona sponsorluk da yapmıştır. Tessa Hofman bize Rahip Lepsius'u hatırlatacaktır. Ermeni Yazarlar Birliği'nin onur üyesidir ve «Ermeni kıyımının 20. Yüzyılın ilk ve sistemli jenositi» olarak Nazilerin Yahudi soykırımı için örnek oluşturduğunu, daha da ileri giderek gaz odalarının da ilk kez Türkler tarafından kurulduğunu iddia etmektedir. (2)
Biz Akçam'ın ve arkadaşları'nın Türklerle ilgili İddialarına Mustafa Kemal'in, 1 Mart 1921 günü Mecliste yaptığı konuşmadan kısa bir bölümle cevap vermekle yetinmek istiyoruz.
«Efendiler:
Hatırlatmak isterim ki kararlılık ve inancımızı sarsmak için, içte meydana gelen üzücü olaylar henüz sürerken, düşmanlarımız da dıştan baskı ve acımasız kışkırtmalara bir an bile ara vermiyorlardı. Batıda Yunanlılar ve güneyde Fransızlarla onların silahsızlandırdığı ve bize karşı kışkırttığı Ermeniler ve doğuda Ermenistan Ermenileri memleketimizin ele geçirdikleri yörelerinde ve işgal edilen sınır ve cepheler çevresinde, Müslüman halka çeşitli zulümler uyguluyor ve katliam yapıyorlardı...» (3)
«...Geçen yılın bize getirdikleri en büyük yıkım ve uğursuzluk Sevres Antlaşması idi. Efendiler, Düşmanların bütün bir yıllık çabalarına karşılık sonuçta, bugün Sevres Antlaşması hükümleri fiilen ve hükmen yoktur (sürekli ve şiddetli alkışlar)
...Efendiler, bu sonuca, 1918 ateşkes antlaşmalarını yenik olarak imzalamış olanlar arasında uyguladığı politikanın ileri görüşlülüğü ve silahlarının kuvveti sayesinde, ancak Türkiye ulaşabilmiştir.
...Düşmanlarımız, işgal ettikleri ülkemizde her çeşit savunma araçlarından arındırılmış olan vatandaşlarımıza karşı bugüne kadar aralıksız yıkma, yağma, öldürme, sürgüne gönderme gibi zulüm ve haksızlıklarını sürdürmeye devam ettikleri halde, Büyük Millet Meclisi Hükümetimizin bölgesi içinde kalan bütün Müslüman olmayan unsurlar, kanunlarımızın ve silahlarımızın koruması altında, korkusuzca, güven içinde yaşamaktadırlar.» (4)
***
Öte yandan, Mustafa Kemal'in dindarlığı hakkında ileri geri konuşan meczupların, iftiralarına cevap olacak nitelikte bir olayı burada sırası gelmişken hatırlatmak isteriz. «Tarihin Yıkılmaz Kalesi Çanakkale» adlı eserde zaferden sonra, savaşın gidişatını değiştirerek Çanakkale'yi «geçilmez» hale getiren Mehmetçik ve onun komutanı Mustafa Kemal'e hediye edilen iki seccadeden bahsediliyor ki, son derece önemli bir olaydır.
Çanakkale Savaşları, Mustafa Kemal'in ve Türk varlığının milli şuurunun ortaya çıkmasına vesile olmuş kahramanlık destanlarıdır. Bu kahramanlığın hatırası olarak ve o zor fakat başarılı günleri hatırlatmak amacıyla, Mustafa Kemal Atatürk'e, Elazığ Valisi Sabit Bey tarafından hediye edilen iki seccadenin üzerlerine Çanakkale Zaferi'ni hatırlatması için, Çanakkale haritaları işlenmişti... Bu incelik ve kadirşinaslık Gazi Paşa'yı son derece memnun etmişti...
Mustafa Kemal, seccadelerden birini Latife Hanım'a verir, yatak odasında namazını kılması için, bir tanesini de çalışma odasındaki soyunma dolabına koydurur.
Ve kimsenin olmadığı saatlerde seccadeyi serer üzerine diz çöker, derin tefekküre dalar, kendi parasıyla Elmalı Hamdi Yazır'a yaptırdığı «Kuran Meali» tercümesini dikkatle okur. Bu ibadet sahnelerine araç olarak da o hediye edilen Çanakkale Haritalı seccade eşlik ederdi...
Aslında Elazığ Valisi Sabit Bey, Gazi Paşa için Çanakkale Zaferi hatırası olması
için Sanayi Mektebi'ne üç seccade hazırlanması talimatını verir... Vali, Gazi Paşa için ısmarlanan üç seccadeden biten bir seccadeyi, Enver Paşa'ya, «Allah sana çok önemli, şerefli ve büyük bir zafer ihsan buyursun» ayeti yazılı bir levha ile birlikte hediye olarak gönderir...
Geriye kalan iki seccade bittikten sonra Gazi Paşa'ya ulaştırılır.
Gazi Paşanın samimi ve içten bir Müslüman olarak, Tanrı'ya yapacağı ibadetin neden gizli olması gerektiği konusuna gelince;
Gazi Paşa, kimsenin yaptığı ibadetten dolayı etkilenip «din ticareti» yapmaması için ibadetini gizli yapmıştır. Sıradan bir vatandaşın ibadetini açıktan yapması ayrı şey, liderinki ayrı şeydi... İstismara meydan vermemek için, din istismarcıları için kötü örnek olmamak için... O hiçbir zaman Dini kullanarak milleti aldatmamıştır.. ( Prof. Dr. R. Demir'den) Hilafetin kaldırılması konusu tartışılırken kendisini ziyarete gelen bir gurup din adamı Hilafetin kaldırılmamasını ve onun halife olmasını teklif ettikleri zaman iyice rahatsızlık duymuş ve bu teklifi yapanlara «hocam, galiba siz meseleyi anlayamamışsınız» cevabını vermişti.
***
Günümüz siyasi kadrolarında ve İslam Dünyasında Atatürk'ün İslamın kutsal yerleri ile hiç ilgilenmediği konusunda yaygın bir inanış vardır. Özellikle Radikal dinci kesimler onu İslamiyet düşmanı gibi göstermekten büyük keyif alırlar. Bu iddiaya Aslı Ankara'da Milli Arşiv'de 030 10 266 793 25 numaralı dosyada saklı tutulan bir belgeyle cevap vermek istiyoruz.
Bazı çevrelerin Atatürk'le ilgili iddialarına son verecek olan bu belge, İçişleri Bakanlığı Matbuat Umum Müdürlüğü antetini ve 20 Ağustos 1937 tarihini taşıyor. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Cumhurbaşkanlığı'na hitaben yazdığı ön sunuş yazısında «Bombay Chronicle gazetesinin 27.8.1937 tarihli nüshasında «Filistin'e el sürülemez, Kemal Paşa Avrupa'ya ihtar ediyor» başlığı altında bir yazı intişar etmiştir. Bu yazının Türkçe örneği ilişik olarak sunulmuştur. Bu vesile ile saygılarımı tekrarlarım» diyor. Belgeden anlaşıldığına göre Mustafa Kemal Atatürk'ün, Meclis'te yaptığı bu konuşmayı, önce, Ankara'da Türkçe yayınlanan Hâkimiyeti Milliye gazetesi yayınlamış. Hindistan'da yayınlanan Bombay Chronicle gazetesi de bu açıklamayı Hâkimiyeti Milliye gazetesinden almış. Bu belgeye göre, Mustafa Kemal Atatürk'ün Kutsal Topraklarla ilgili olarak Meclis'te yaptığı bu konuşmanın tam metni şöyledir:
«Arapların Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip bu sözde istiklal kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayanı teessüftür. Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa birkaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet'in mukaddes yerlerinin Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki; buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet'e lakayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen peygamberin son arzusunu yani, mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız. Cetlerimizin, Selahaddin'in idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri topraklarda yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında (altında) bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, Allahın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslam âleminin ayaklanıp icraata geçeceğine şüphemiz yoktur.»
Bu sözler bize iddiaların tam aksi yönünü göstermektedir. Demek ki Ortadoğu ve İslam ülkeleri ve hatta Orta Asya ve Kafkaslardaki, balkanlardaki Türk ve Müslüman Halklarla ilgilenme konusunda istek toplumumuzda daima mevcuttu ve hiç kaybolmadı. Ama önemli olan Ulusal politikaların milli Güç unsurları ile orantılı olarak yürütülmesi değimlidir?
DİPNOTLAR :
(1) Tessa Hofmann, Amenier and Armenien, Heumont und Exil, Rowohlt Hamburg, S.28 (Hamburg-1994)
(2) Taner Akçam: İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu, İttihat ve Terakki'den Kurtuluş Savaşı'na, S. ) S.544 (İmge Kitabevi, 2. Baskı, İstanbul –2002)
(3) Atatürk'ün TBMM'yi Açış Konuşmaları, S.53-61: ASD C.1, S:175-183: İsmet Görgülü, Atatürk'ten Ermeni Sorunu, Belgelerle, S.252 (Bilgi Yayınevi, Ankara –2002)
(4) Aynı Eser, S. 252- 254
Dr. M. Galip BAYSAN
0 yorum:
Yorum Gönder