3 Kasım 2010 Çarşamba

HOŞ GELİŞLER OLA…

“Mehter Müziği” ni çoğumuz severiz. “Mehter Takımı” bizlere, Osmanlı İmparatorluğu’nun fetihlerini, savaşlarını ve utkularını anımsatır. İki adım yürüyüp durmak ve bir sağa, bir sola baş döndürerek yürümek de “düm teke düm teke” inleyen davul sesleri arasında “ceddim baba, ceddim dede” diye marşlar söylemek, bizleri Fatihler’in, Yavuzlar’ın, Kanuniler’in günlerine götürür.
Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’ni; tarih içinde gerileyen, yozlaşan, çöken ve sonunda emperyalizme teslim olan Osmanlı Hanedanı’nı, emperyalist orduları ve “Kuvay-ı İnzibatiye” adı verilen padişahçı ihanet ordularını yenerek kurmuştur.
Bu yüzden ulusumuzun en büyük utkularından biri olan 30 Ağustos’un, Osmanlı İmparatorluğu’nun geçmişini anımsatan “mehter takımları” yerine, bugünkü törenlerde yer verildiği gibi, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı simgeleyen yürüyüşlerle anılması çok anlamlı olmuştur.
Çünkü Ulusal Kurtuluş Savaşı, Türk Ulusu’nun yeniden doğuşu demektir. Ancak ne acıdır ki, bu yeniden doğuşun görkemli, kıvanç dolu sayfaları ile genç kuşaklara benimsetildiğini söylemek olanaksızdır. Ulusal Kurtuluş Savaşımız gibi, Atatürk, Atatürkçü düşünce ve “devrimcilik” ile “milliyetçiliği” aynı yörüngeye çakıştıran “Kemalist Devrimler”, gerçek nitelikleri, boyutları ve anlamları ile genç kuşaklara öğretilmiş ve benimsetilmiş değildir.
Kurtuluş Savaşı gibi, yakın geçmişimizin özveri, erdem ve ulusal bilinç taşıyan tarih sayfaları yerine, çok gerilerde kalmış “fetihleri” ile övünmek ve mehter davulu ile geçmişlere sığınmak, bir çeşit milliyetçilik, bir çeşit “tarihe ve atalara saygı” sayılmıştır.
Elbette, her ulusun, tarih içinde dayandığı kökler ve elbette bu tarihsel geçmiş içinde övüneceğimiz, kıvançla anacağımız sayfalar vardır. Ve elbette bu tarihsel olaylar da gereği gibi anılacaktır. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan değerleri ve ulusumuzun büyük utkularını, “mehter marşı” eşliğinde anımsamanın anlamı yoktur. Mehter davulu ile Kurtuluş Savaşı anılmaz, Kurtuluş Savaşı, ancak “Kuvay-ı Milliye” ile ve Atatürk Orduları ile anılır.
30 Ağustos törenlerinde, sırtında mermi yaşıyan kadını, kağnı süren yaşlı köylüsü, Sakarya’da, Dumlupınar’da, İnönü’de dövüşen Mehmetçiği, Mehmetçikleri yöneten subayları ile Mustafa Kemal ordularının anımsaması, “Kuvay-ı Milliye Ruhu” nun yeniden canlandırılması çok anlamlı olmuştur.
Bu anlamlı gösterinin, anlık ve günlük anımsatma ve törenle sınırlı bir çağrışım olmaması için Ulusal Kurtuluş tarihimizin genç kuşaklara benimsetilmesi gerekir. “Gerekir” diyoruz, çünkü bu “gerek”, bu “Ulusal görev” yıllarca savsaklanmış ve bu yüzden Ulusal Kurtuluş savaşımıza yabancı yetişmiştir.
Yalan mı, yanlış mı?..
Bu büyük utkunun yıldönümünde “Biz bu hakkımızı mahfuz bulundurmak, İstiklalimizi emin bulundurabilmek için heyet-i umumiyemizce, heyet-i milletimizce biz mahvetmek isteyen emperyalizme ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyet-i milliyece mücahedeyi caiz gören bir mesleği takip eden insanlarız” diyen büyük Atatürk başta olmak üzere, İsmet, Fevzi ve Kazım Paşa’ları, Özalplar’ı, Altaylar’ı Belenler’i, Cebesoylar’ı, kan döken Mehmetçikleri, subayları ve yedisinden yetmişine Türk Halkı’nı saygıyla rahmetle ve minnetle anarız.

UGUR MUMCU

0 yorum:

Yorum Gönder