16 Aralık 2010 Perşembe

İlkel Dünya Üzerinde Din...


Batı dünyasıyla İslam arasında gittikçe derinleşen bir “uygarlık savaşı” mı var?..

Haçlı Seferleri’nden bu yana, iki dinsel dünyanın pek barışık olmadığı biliniyor. Türklerin dışında bü­tün İslam ümmeti, vaktiyle Hıristiyanların sömürgeleştirdiği toplumlardan oluşur. Uzak Asya’dan Afri­ka’nın Batı ucuna değin uçsuz bucaksız bir coğraf­yanın tüm yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömüren Hıristiyanlar, kapitalizmin sanayi uygarlığına ulaştı­lar.

Ne var ki bu işi özellikle “İslama düşmanlık olsun” diye yapmadılar.

Yeryüzünde hiçbir ırk, soy, ulus, halk, din kapi­talizmin sömürüsünden kurtulamadı; emperyalizm­inin buyurganlığına başkaldıramadı.

Eskimo, Kızılderili, karaderili, Müslüman, Hindu, Budist yeryüzünde kim varsa, Batılının üstünlüğü­ne karşı direnemedi; kapitalizmin evrenselliği, 21’inci yüzyıla girerken, ‘Yeni Dünya Düzeni’ adı altında yer yuvarlağının tüm enlem ve boylamlarında tek ya­şama biçimi olarak dayatılıyor.

Bu durumda temel çelişkiyi İslam ile Hıristiyanlık arasında aramak yanıltıcı olur.

*

Peki, bu dünyada Türklerin durumu ne?..

Çok ilginç...

Tarih sahnesine geç çıkıyor Türkler, İsa’dan üç yüzyıl önce Orta Asya’da boy gösteriyorlar. Üstelik bu tarihte göçebedirler. Oysa tarım, İsa’dan 8-9 bin yıl önce başlamış, toplumlar yerleşik düzene geçme olanaklarına kavuşmuşlar. İsa’dan önce 6250 yılında Anadolu’da ilk kent kuruluyor. Türkler tarih sahnesine çıktıktan 1000 yılı aşkın bir süre sonra İslamlaşmaya başlıyorlar. 1071’de Malazgirt savaşıy­la Anadolu’ya göç başlıyor. Ancak Türklerin ilginç yetileri var. Bu nitelikleri olmasaydı, Anadolu ve Rumeli’deki Hıristiyan halkları nasıl egemenlikleri altına alıp Viyana’ya dek Avrupa’yı yüzlerce yıl yönetebilirlerdi?.. Osmanlı İmparatorluğu’nun yalnız kı­lıç zoruyla yürüdüğünü söylemek yanılgıdır; her askeri gücün arkasında incelenmesi gereken gerçek­ler yatar.

*

Türkler 1453’te İstanbul’u fethettiler.

Tarihçilere göre İsa’dan sonra 476 ile 1453 arası, ‘Ortaçağ’dır. 1453 ile 1789 arası ‘Yeniçağ’ diye adl­andırılıyor. Çünkü fetihle birlikte Avrupa’ya kaçan Bizanslı sanatçılar ve bilim adamları Rönesans’ın itici gücünü Batı’da oluşturdular. ‘Yeniçağ’da Röne­sans’la birlikte ‘Reform’ ve ‘Aydınlanma Devrimi’ Batı uygarlığını yarattı.

Ne var ki Avrupa 1453’ten beri İstanbul’u unutamadı. Yunanistan için Konstantinopol ‘Megali İdea’nın gereğidir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı, fır­satı yakalamıştı. Osmanlı İmparatorluğu’nun İslam coğrafyasındaki tüm ‘mülk’ünüpaylaşırken Türk­leri Avrupa’dan kovacak, İstanbul’u Müslümanların buyruğundan kurtaracaktı.

Avrupa, İstanbul’u 16 Mart 1920’de işgal etti.

6 Ekim 1923’te İstanbul kurtarıldı.

İstanbul’un işgal altında kaldığı yaklaşık 3 yıl, han­gi iki çağın arasındaki parantezdir?..

İstanbul Türklerin eline düştü diye ‘Yeniçağ’ açı­lıyorsa, üzerinde düşünmek gerekir: Atatürk’ün İs­tanbul’u 1923’te yeniden Hıristiyanların elinden kurtarması da yeni bir çağın başlangıcı mıydı?..

Bu soruya yanıt ararken güncel bir olayı da yaşı­yoruz. Ortadoğu’da dinler açısından iki büyük kut­sal kent var:

Biri İstanbul...

Öteki Kudüs!..

Dünya Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın altına tünel kazılıyor diye hop oturup hop kalkıyor...

İnsanlık ilkel mi ilkel...

0 yorum:

Yorum Gönder