6 Mart 2011 Pazar

Fatura! -Cüneyt Arcayürek

 Fatura!

Saldırganlığı -şimdilik- bir yana bıraktı. Savunmaya geçti.
Savunmaya geçmek zorunda kaldı.
İsteyerek değil. Kuşkusuz geçici bir süre için.Ortalık duruluncaya kadar…
İç medyanın basın özgürlüğü konusundaki duyarlılığını dikkate almıyor.
Zira devletin türlü çeşit olanaklarını kullanarak, Türk medyasını susturmayı pekâlâ başardı…
Oysa son gözaltı olayları bardağı taşıran son damla oldu.
Şu veya bu nedenle bugünlere dek susan Batı dünyası da RTE’ye tavır sergilemeye başlayınca…
…Batı medyası ağız birliği edercesine AKP (RTE) iktidarındaki uygulamalar nedeniyle Türkiye’de basın özgürlüğünden söz edilemeyeceğini yazmaya…
…“yakın dostu” ABD’den, Avrupa Birliği’nden, Türkiye’de basına yönelik uygulamalardan kaygı duyduklarını içeren açıklamalar gelince… efendi hazretlerinde şafak attı!
Batı medyasına kilit vuramıyor. İçerideki astığı astık, kestiği kestik havası Edirne’den öteye mafiş!
Gazetecileri, poliste sorgulanırken Silivri yollarında görmeye alışkın RTE, gözlerine inanamadı… Aaaa Türk medyası da İstanbul’da, Ankara’da sokaklara dökülmüş, özgürlüğünü savunuyor.
***
“Bu bizim medyayı boş ver” diyecekti. Bir de baktı ki; düne kadar kendisi hakkında el bebek gül bebek yazıp çizen Batı medyasından… Türkiye’de basın özgürlüğünün yittiğini içeren yazılar, sorumlu kişilerden demeçler akıyor…
Bir fırsat yakaladı. Yargıya ve bağımsızlığına o denli önem verdiğini kanıtlamak için bir ara yurdun dört bir yanında Adalet Sarayları inşa ettiklerini öne süren RTE; İstanbul’da inşası tamamlanan yeni adliye binasının açılış töreninde iç medyaya değil; daha çok Batı medyasına ve yetkililerine iktidarını savunan bir konuşma yaptı.
Öyle bir konuşma ki tam tamına RTE’ye özgü; yaşanan gerçekleri değil, kendi gerçeğini içeren bir konuşma.
Var olduğunu iddia ettiği basın özgürlüğünü kanıtlayacak öğeler bulamayan bir konuşma.
Böyle konuşmak zorunda. Lakin sormazlar mı adama: Var ise Türkiye’de basın özgürlüğü; neden 61 gazeteci tutuklu? 2 bin gazeteci neden yargılanıyor? 4 bin gazeteciye neden soruşturma açıldı?
Bu rakamların hesabını veremiyor. Veremez de!
Silivri’de hücrelere kapatılan muhalif gazetecilere uygulanan işkence sözcüğünü anımsatan uygulamaların hesabını da veremez!
Gün gelir, bugün veremediği hesabı sorarlar.
Ama 12 Haziran’dan sonra… ama daha sonra… Bugün yazılan faturayı yarınlarda bir gün ödetirler insana!
***
Dış medyaya, AB’ye, ABD’ye saldıramayınca RTE, bilinen taktiğe başvurdu İstanbul Adliye Sarayı’nda.
Muhalefete ve “özellikle” medyaya yüklendi. 2002’de geçmişini nasıl yadsıdı ise yakın günlerde söylediğini de inkâr etti.
“Biz savcı da değiliz, hâkim de değiliz, birileri gibi avukat da değiliz” dedi.
Bu, kendini inkâr edebiyatına pes demek bile hafif kalıyor.
Bu sözlerin sahibi kim?
Ergenekon adında örgüt var mı yok mu, adı var ama varlığı belirsiz örgütle ilgili tartışmalar sırasında çıkıp ekranlara “Bu soruşturmanın savcısı benim” diyen RTE bu!
Ergenekon soruşturmasını başlatacak savcı arayan RTE bu!
Bir başbakan; bir soruşturmanın, bir davanın savcısı olduğunu söylerse… davanın baştan sona siyasal amaç içerdiğine inanan ana muhalefet lideri de (Deniz Baykal) elbette, “Ben de avukatıyım!” diyecekti.
RTE, Ergenekon savcısı olduğunu açıklayan sözlerini şimdi es geçiyor.
Son gözaltı olaylarını yargı hesabına yazıyor. Savcı da hâkim de değilim diye bir kez daha geçmişi inkâr içeren doğasını sergiliyor.
Ana muhalefeti yargıya düşen davaların avukatlığı ile suçlamakta beis görmüyor.
İşte RTE gerçeği bu!
***
28 Şubat’ı nasıl yorumladığına bakın; RTE’yi bir kez daha tanıyın.
28 Şubat 1997’deki MGK kararlarının yıldönümünde soruyorlar RTE’ye: “28 Şubat 1000 yıl sürdü mü?”
Yanıtlıyor: “Ne bin yılı” diyor. 28 Şubat’tan “eser mi kaldı?”
Kaldı RTE, kaldı:
Ne yazık ki, amacına erişemeyen 28 Şubat’ın eseri olarak siz kaldınız, siz!

0 yorum:

Yorum Gönder