Kâbus görmek tarifsiz bir gerilime sokar insanı. Sürekli kanı akmaktadır ama ölmez. Derin bir uçurumdan aşağı düşmektedir ama bir türlü uçurumun dibini bulamaz. Bütün sevdikleri ondan yardım istemektedir ama, bir türlü ulaşamaz.
Bitmek bilmez kâbus…
Bazen de çok kötü şeyler görür ama, bir türlü seçemez, her şey bulanıktır.
İnsan ne kadar süreyle kâbus gördüğünü de kestiremez. Geçmek bilmez zaman. Acıyla kıvranan biri için birkaç dakika bile, ay gibi gelir.
Birden uyanırsınız…
Ter içinde kalmışsınızdır. Silkinip elinizi başınıza götürürsünüz. Gözlerinizi ovuşturursunuz, derin bir ohh çekersiniz. Uyandığınız an, kâbus geride kalır. Belki etkisi bir süre devam eder, belki ertesi gün, çevrenize, sevdiğinize anlatırsınız.
***
Türkiye bir kâbus görüyor. Artık bundan uyanma vaktidir. Hiçbir kâbus, mutlak değildir. Elbet geçecektir. Ama bunun için uyanmak gerek.
İçinde bulunduğumuz durum iyimser olmayı güçleştirebilir. Ancak hiçbir kâbus sabaha dek sürmez.
Yapılacak şey belli; uyanmak, uyandırmak.
İktidar sahipleri; toplumsal uykunun olabildiğince uzun sürmesi için elinden gelen her şeyi yapıyor.
Türkiye artık kanun devleti bile değil. İktidar, kendi çıkardığı yasaların istediği sonucu vermediğini görünce hemen yasayı değiştirip yenisini çıkarıyor. Yani icraatı yasalara göre yapmıyor, yasaları kendi icraatına uyduruyor. Bu bağlamda hukuk, hükümete doğrudan bağlı icra kurumlarından biridir.
Türkiye artık yoksullukla mücadele eden bir sosyal hukuk devleti değil. Yoksulluğu istediği gibi yöneterek, toplumu kendisine muhtaç etmek gibi kabul edilemez bir strateji uygulayan hükümetimiz var. İnsanlar, her türlü propaganda yöntemi kullanarak, “Niçin yoksul durumdayız” sorusunu sormak yerine, “hükümetin yardımına şükreden” bir kaderci davranışa sürükleniyor.
Türkiye artık bir devlet modeliyle değil, hükümet modeliyle anılır ülke haline geldi. Kabile devletlerinin bile gelenekleri vardır, tartışmaların dışında tutulan temelleri vardır. Biz, kabile devletlerini aratmayan bir kabine devletine dönüşmekteyiz.
Türkiye artık iç barışını, devlet ciddiyeti içinde kurumlaştıran bir ülke olmaktan çok hükümetin dönemsel pazarlıklarıyla ve uzatmalarla sürdürmeye çalışmaktadır. Bazen sosyal faaliyetlere dayalı her şey terör sayılırken bazen terör örgütüyle pazarlık demokratik açılım olarak sunuluyor.
***
Verilebilecek onlarca örnekten birkaçını paylaştık.
Bu tabloda genel seçimlere gidiliyor.
Yapılacak ilk iş belli:
Toplumu uyandırmak.
Her şeyi, yukarıda aktardığımız bütün olumsuzlukları bir yana bırakalım; Türkiye’yi Arap ülkelerindeki çalkantılarla karşılaştıralım:
Kuzey Afrika’daki, Arap yarımadasındaki ülkelerin halkları çölde nasıl demokrasi yetişir arayışında, bizim iktidarın başı ise demokrasinin tüm olanaklarını kullanarak tek adam yönetiminin nasıl yerleştirileceği sorusuna yanıt aramakta. Üstelik bunu, ileri demokrasi ilerliyor, diye sunmakta.
Toplumu uyandırma vaktidir.
Bir kişiyi uyandırmak için 500 metreden bağırır mısınız, yanına gidip gerekeni yapar mısınız?
Yanıt ikinci şıksa…
Herkese düşen görev var.
Hiçbir şey yapamıyorsan, Rıfat Ilgaz’ın dediği gibi…
Aç kollarını iki yana.
Korkuluk ol…
Korkuya karşı!

0 yorum:
Yorum Gönder