6 Mart 2011 Pazar

YAZIYOOOR, YAZIYOOOOOR !…

 YAZIYOOOR, YAZIYOOOOOR !…
Belki belirli bir yaşın altında olanlar hatırlayamaz. Benim gençliğimde gazeteler, bayilerde değil, sokaklarda satılırdı.
Gazeteci çocuklar, boyunlarına bir askı ile geçirdikleri karton dosyanın içinden, bir gazeteyi ellerine alarak avaz, avaz bağırırlardı.

“Yazıyor, yazıyooor 6. Filo’nun İstanbul ziyaretini yazıyor!”

Veya “Coniler için genelevler beyaza boyandı…”
Ertesi gün bir başka haber… ” Gençlik 6. Filo’yu protesto etti.”
Şimdi düşünüyorum da gene gazeteler sokakta satılıyor olsaydı, gazete satıcıları her halde, ” YAZMIYOR, YAZAMIYOOOR” diye bağırırlardı..
Basının elinden haber yazma özgürlüğünün alınması, Cumhuriyet tarihinde böylesine zirve yapmamıştır. Artık kabul etmemiz gerekir ki Türkiye artık bir açık hava cezaevine dönüştürülmüştür. Tutuklananlar, tecrit hücrelerine kapatılanlar, çocuklarına hasret bırakılanlar sadece altmış gazeteci değildir.
Artık tüm Türkiye tutukludur ve tüm Türk milleti gözaltına alınmıştır. Bizden korkmamız, yılgınlaşmamız ve sinmemiz istenmektedir.
Mustafa Kemal’in rütbeleri sökülmüş, nişanları geri alınmıştır. Hatta Nemrut Kürt Mustafa Divanı tarafından “vatan hainliği(!)” ile suçlanarak idama mahkum edilmiştir. Ama Gazi Paşa hiç bir zaman korkmamış, vatan savunmasında cepheyi hiç bir zaman terk etmemiş veya adını taşıyan ve düşüncelerini savunduğunu iddia eden o meşhur demokratik kitle örgütü gibi TARAFSIZLIĞINI ilan etmemiştir.
O halde, vatan savunmasında biz de korkmadan, tarafımızı ilan ederek yolumuza devam edeceğiz.
Tarih 19 Ocak 1919.. İngiliz Yüksek Komiser Yardımcısı Richard Webb İngiltere Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılarından Sir Ronald Graham‘a bir özel mektup göndermiş ve Türkiye’nin durumunu şu satırlarla dile getirmiştir.
Görünürde Türkiye’yi işgal etmediğimiz halde, şimdi valilerini atıyor veya görevlerinden uzaklaştırıyoruz. Polislerini yönetiyor, basınlarını denetliyor, zindanlara girerek Rum ve Ermeni tutukluları işlemiş oldukları suçlara aldırmadan serbest bırakıyoruz. Demir yollarını sıkıca denetimde tutuyor ve istediğimiz her şeye el koyuyoruz. Politikamız süngünün keskin ucuna dayanıyor. Halife elimizin altında bulundukça İslam dünyası üzerinde ek bir denetim aracına sahibiz. Bildiğiniz gibi Padişah bizi buraya yerleştirmek istiyor.” ( Sinan Meydan Cumhuriyet Tarihi Yalanları sayfa-141)
Şimdi Richard Webb’in, Sir Ronald Graham‘a yazdığı mektubu güncelleştirerek bir kez daha okuyalım. Veya bir zamanların gazeteci çocukları gibi manşet haberleri sokaklarda seslendirelim.
“Yazıyor, yazıyor!… Cumhuriyet’in kuruluşunun 81. yıl dönümünde 29 Ekim 2004′de AB Anayasa’nı imzalayan Erdoğan ve Abdullah Gül, milletin egemenliğini Avrupa’ya devretti”
Yahut “İkiz İhanet Yasaları’nı yasalaştıran TBMM, bölücülüğün yolunu açtı”
“Yazıyor, yazıyooor… Dışişleri Bakanı Gül ABD’li Bakan Powel ile 9 maddelik gizli antlaşma imzaladı.” dedi.
” Gazete, gazete… Türk askerinin başına, 4 Temmuz 2003′te çuval geçirildi…”
” Yazıyor, yazıyooor. Erdoğan ne notası müzik notası mı?”
” Yazıyor, yazıyor… Önemli haber…5 Kasım 2007′de Erdoğan ve Bush Ergenekon’un yol haritasını çizdi. Fehmi Koru gerçeği açıkladı…”
Bu örnekleri çoğaltmamız mümkündür. Örneğin Türk ordusuna nasıl saldırıldığını, Öcalan’la iktidarın değil ama devletin (!) görüşmeler yaptığını, dünün postal yalayıcısı Barzani ve Talabani’nin Çankaya’da ağırlandığını;
Habur’da mobil mahkemeler kurulup, PKK’lı teröristlerin serbest bırakıldığını, Pervin Buldan’ın yerel seçimlerden sonra ” Kürdistan’ın haritasını çizdik.” dediğini, TRT 6′nın açılmasından sonra “Dilimizi tanıdılar, şimdi sıra topraklarımızın tanınmasına geldi.” söylemini;
27 Nisan E-Muhturası’nı, Dolmabahçe’de yapılan ve mezara gidecek gizli görüşmeleri, “Hocam” diye hitap edilen bir eski Genel Kurmay Başkanı’nı;
Üzeri örtülen Deniz Feneri Davası’nı;
Tutuklanan ve tecrit odalarına hapsedilen yurtseverleri, Malta-Silivri hattının kurbanlarını, intihar eden şerefli Türk askerlerini ve daha nicelerini tek, tek avazımız çıktığı kadar bağırarak, eski zamanların gazete satıcıları gibi dillendirirdik köşe başlarında…
Şimdi Richard Webb’in İngiliz Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılarından Sir Ronald Graham’a yazdığı mektuptaki söylemleri güncelleştirerek yeniden okuyalım. Eğer bu mektup zamanımızda yazılsaydı, sanırım aynen şu gerçekleri saptardı.
” Bu gün Türkiye bizim silahsız işgalimiz altında… Yönetilerek yöneten CFR’nin isim babası bir parti iktidardadır ve Türkiye’yi Türk budunu için değil, bizim çıkarlarımız doğrultusunda yönetmektedir. Polisi uzmanlarımız vasıtasıyla biz eğitiyoruz. Ajanlarımız ülkenin her yanında tozu, dumana katmaktadır. Sahte belgeler üretiyor, silah ve mühimmatları önceden çizdiğimiz krokilere göre gömüyor ve ve kolayca buluyoruz.
Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Hukuku’nun ne olduğunu unuttukları içindir ki, bizim ulus devleti yıkma projemize hizmet ediyor ve yurtseverleri bazen topluca, bazen de sabahın köründe yataklarından kaldırtıp, Silivri “Zulümhanesi”ne gönderiyorlar…
Wilson Prensipleri Cemiyeti’nin yerini bizimle yani ABD ile yapılan gizli anlaşmalar almıştır artık. İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Chatnam House adıyla İngiliz dostlarına, Büyük Britanya Krallığı‘nın vefalı evlatlarına onur ödülleri vermektedir.
“Çanakkale Olayı” adlı kitabın yazarı David Walder, 1.Paylaşım Savaşı’nın ardından kendileri ile işbirliği yapmak için çırpınanlar, hatta Vahdettin için şu tanımlamayı yapmıştır. ” Yenik Türkler o derece işbirlikçi idiler ki, bundan dolayı işgal güçleri güç durumda kalıyordu.”
Bu gün durum biz emperyalistler için daha kolay… Çünkü ” İleri Demokrasi- Çağdaşlık- İnsan ve Düşünce Özgürlüğü” çerçevesinde işbirlikçilerin sayısı gittikçe artmaktadır. Kimi cebine inen dolar ve avroların hatırına, kimi de aldatılmışlığın karanlık coğrafyasında “Sivil Örümcek”in ağlarında uykuya dalmakta.. Vatanı satmanın, bağımsızlığı yok etmenin gayya kuyusunda kendi sahte cennetlerini köleleşmiş beyinleri ile yaratmak sevdasını gütmektedirler..
Onlar bizim ülkelerini idare ettiğimizin farkında değiller.. Siyasetçiler, kendilerini büyük bir lider sanıp, bizim öngördüğümüz rolü oynamaktadırlar.
Ancak dünün bugüne benzeyen ve bizi dehşete düşüren bir tarafı ise Türkiye’de hala bağımsızlıkçıların varlığını sürdürmeleridir. Yeniden bir Bağımsızlık İhtilali ile Kemalist Devrimi inşa etmek isteyenlerin hala mücadeleye devam etmeleridir.
Atatürk ilke ve devrimleri ile donanmış bir Türkiye, korkarım ki emperyalizmi, onun işbirlikçilerini yeniden bir kez daha yenecektir.”
Ahval ve şerait ne olursa olsun biz emperyalizmi ve onun gayrı meşru çocuklarını bir kez daha yeneceğiz. Silivri Zulümhanesi’ni kapatacağız.
Yurtseverler serbest kalacak, işbirlikçiler Türk halkına hesap verecektir. Kazanacağız, çünkü haklıyız….
İşte o zaman gazetelerin sokak satıcıları gene avazları çıktığı kadar ellerindeki kırmızı- beyaz basılmış gazeteyi sallayarak bağıracaklar..
“Yazıyoor, yazıyooor! TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE’yi yazıyor.”
“Yazıyoor, yazıyor… Vatan hainlerinin ABD’ye kaçtığını yazıyor…”
” Yazıyor, yazıyooor, yurtseverlerin TBMM’de olduğunu yazıyor.”
” Yazıyor, yazıyor… Türkiye TEK YOL KEMALİST DEVRİM’DE birleşti.”

FİGEN ÖZEN
İLK KURŞUN

0 yorum:

Yorum Gönder