17 Nisan 2011 Pazar

GÜÇBİRLİĞİ KARARSIZLAR, KÜSKÜNLER VE CHP’YE “KERHEN” GİDENLERLE BİRLİKTE TÜRKİYE’Yİ KURTARACAKTIR… -ALİ ERALP

 GÜÇBİRLİĞİ KARARSIZLAR, KÜSKÜNLER VE CHP’YE “KERHEN” GİDENLERLE BİRLİKTE TÜRKİYE’Yİ KURTARACAKTIR…
Atatürk, dil devrimini sanki boşuna yaptı. Artık eskisi gibi yazılarımızda, konuşmalarımızda Türkçe sözcük kullanmaya pek özen göstermiyoruz. Olayların gelişimi nedeniyle sık sık Arapça, Farsça sözcükler konuşmaya, yazmaya başladık.
Örneğin, Ergenekon ve Balyoz davalarında “sehven” sözcüğünü tanıdık. Arapça kökenli bir sözcük. Emniyet, tutuklu teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin cep telefonuna 139 Hizb-ut Tahrir üyesinin numarasını “sehven” yüklediğini kabul etti diye bir haber çıkmıştı gazetelerde. Araştırdık, baktık, “sehven” sözcüğünün “yanlışlıkla” anlamına geldiğini öğrendik. Meğer yetkililer Teğmenin telefonuna 139 numarayı yanlışlıkla yüklemişler…
“Balyoz Davası” iddianamesine de buna benzer “sehven” belgeler konduğu sonradan ortaya çıkmıştı.
Şimdi de ortalarda bir “kerhen” sözcüğü dolaşıyor. Bazı aydınlar, devrimciler CHP’ye “kerhen” oy vereceklerini söylüyorlar. Yani başka seçenek olmadığı için sandık başına “istemeye istemeye”, gönülsüz, gideceklerini belirtiyorlar.
Hani haksız da değiller. Eğer güçbirliği sağlanamazsa, yüzde 10 barajı nedeniyle, oyumun boşa gitmemesi için ben de CHP’ye “kerhen” oy vereceğim. Yani onu istemeye istemeye destekleyeceğim. Altı ok çizgisinden adım adım uzaklaşan, her geçen gün biraz daha AKP’lileşen bir partiye oy , “kerhen” verilmez de nasıl verilir?
Atatürk’ün partisinin uğraştığı şu konulara bir bakar mısınız?
“Siyasal İslamcı bir adamı Başbakanlık koltuğuna oturtmakla övünmek, türban özgürlüğünü gerçekleştirmeye çalışmak, (bölücüler de dâhil) genel af çıkarmak, şeriatçı cemaatlere saygılı olmak, ABD, AB, Kürt Açılımı yanlısı neoliberal aydınları yönetime getirmek ve son olarak da özel ordu kurma girişimi için halka söz vermek… Türk ordusunu tasfiye edebilmek uğruna AKP ile yarışa girip, BOP planı karşısında Türk ulusunu savunmasız bırakmak…”
CHP’nin izlediği bu neoliberal politikayı yazılarımda şöyle eleştirmiştim:
“…Yeni CHP, bu yeni politik çizgisi ile ABD’den, AB’den kocaman bir “aferin” bekliyor. Bu arada AB’ye, ABD’ye de göz kırparak, “İyi bak Türkiye’ye, orada bir tek AKP yok, CHP de var, üstelik o çağdışı, biz çağdaş bir partiyiz. Sosyal demokratız. Avrupa hayranıyız. Aradığınız tüm nitelikler bizde var. Biz size sorun falan da çıkarmayız. Çünkü biz İslamcı değil, modern bir partiyiz… Sakın göz ardı etmeyin CHP’yi …”
Bu yeni mandacı anlayış ve Yeni Kemalizm oluşumları karşısında “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Mustafa Kemal’in kemikleri sızlıyordur şimdi mezarında.
Şu gerçeği açık seçik ve hiç kıvırtmadan ortaya koyalım: Kemalizm’i Avrupa standartlarına uydurmakla hiçbir yere varamayız. Kemalizm altı okla, Mustafa Kemal Atatürk’le, İstiklal-i Tam’la, yani tam bağımsızlıkla vardır. Bunlar olmayınca CHP de olmaz, 1923 Cumhuriyet devrimi hiç olmaz. ‘Ben cemaatlere saygılıyım, insanlarımız manevi dünyalarında cemaatlere yakın olabilir’ demekle Recep Bey’in partisinden CHP’nin bir farkı kalmaz. Üstelik halk, aslı dururken taklidiyle niye yetinsin!
CHP’nin yapacağı ilk iş kendisini emperyalizmin neoliberal ideolojisinden ve söyleminden kurtarmasıdır. Neoliberal düşünceyle, dinci ödünlerle o asla devrimci bir parti olamaz. Bu türden girişimler de Kemalizm’le asla bağdaşmaz.
Neoliberal düşünce ABD emperyalizminin küreselleşme ideolojisidir. Küresel sömürgeciliğin ideolojisidir. Neoliberalizmden uzak duran, Atatürkçü düşünceye yakın olur. Yığınları kazanmak, iktidara oynamak istiyorsa eğer CHP, silkinip ayağa kalkarak, politikalarını anti-emperyalist bir temel üzerinde yeniden şekillendirip, mücadelesini bu doğrultuda yapmalıdır.
AKP’lileşen CHP ile yığınların umutlarını umutsuzluğa dönüştürmeye, heba etmeye, Türkiye’yi yeniden bir imamlar cumhuriyeti yapmaya, kimsenin ne hakkı, hukuku ne de yetkisi vardır…”(Ey muhalefet, adam gibi muhalefet yapacak mısın, yoksa ülkeyi yine imamlara mı teslim edeceksin? Ali Eralp)
21 Eylül 2010 tarihinde İlk Kurşun’da bunları yazmışım.
Aslında AKP’ye karşı “güçbirliği” yapma görevi, yani tüm partileri ulusalcı bir çatı altında toplama görevi CHP’nin olmalıydı. Ama o bu türden bir yapılanmayı her zaman reddetti. Seçimlere tek başına gireceğini söyledi. MHP de aynı yolu seçti.
O zaman bu görev geriye kalan ulusalcı partilere düşüyor. Onlar, hiç zaman yitirmeden bir araya gelip, güçbirliğini yaşama geçirmelidirler. Artık tek bir dakikanın bile değeri vardır. AKP’yi bir dönem daha işbaşında görmek istemeyen tüm yurtseverlerin önünde duran en yakıcı görev şimdi budur. ABD, AB karşıtı, ulusalcı sağ partileri de dışlamadan güçbirliğine gitmek gerekir.
Güçbirliğini önemsemeyen, küçümseyen ya da bu oluşumdan uzak durmaya çalışan partiler, örgütler, kişiler tarih önünde sorumlu olacaklardır. Ülkeyi faşizme, Cumhuriyet yıkıcılarına ve emperyalizme neden teslim ettiklerini gelecek kuşaklara anlatamayacaklar; çocuklarının, torunlarının yüzüne bakamayacaklardır.
Bu nedenle, 12 Haziran seçimi tarihsel değere sahip ve gelecekte tarih kitaplarının Türkiye’de bir dönüm noktası olarak vurgulayacağı bir seçimdir. Çünkü bu seçimde Anayasanın ilk üç maddesi oylanacaktır. Çünkü bu seçimde Türkiye’nin nasıl bir rejimle yönetileceği oylanacaktır. Çünkü bu seçim Türkiye’nin son şansıdır. Sevgili yurdumuzun bir an önce AKP’den, BOP projesinden, BOP eşbaşkanlarından kurtulması gerekir. Bu hedefe ulaşabilmek için de ne gerekiyorsa o yapılmalıdır.
Güçbirliği için ortam şu anda çok elverişlidir. Bugün ülkemizde yüzde 20 – 25 oranında bir “kararsızlar” kitlesi vardır. Ayrıca CHP’den, AKP’den, MHP’den umudunu kesen, umduğunu bulamayan bir küskünler grubu da vardır. Güçbirliği bütün bu oyları kazanacak, AKP’nin karşısına bir “seçenek”, gerçek bir güç olarak çıkacaktır.
Doktorlar, memurlar, öğrenciler, işçiler, köylüler ayaktadır. 1968’lerden bu yana ilk kez gençlik kitlesi, yani TGB, 20 bin kişiyle yürüyüş yaptı. Beyaz önlüklüler, yani doktorlar 10 binlerle meydanları doldurup hep bir ağızdan “Hayde” dediler… Kurtuluş savaşındaki öncü rollerini yeniden üstlendiler.
Türkiye’yi AKP’den “güçbirliği” kurtaracaktır.
Güçbirliği kararsızları, küskünleri kurtardığı gibi, CHP’ye “kerhen” gidenleri de kurtaracaktır…
ALİ ERALP
Hayde, hep bir ağızdan tek yürek olup doktorların türküsünü söyleyelim. Aydınlık, güneşli günlere “Hayde” diyelim… Hayde, “Motorları maviliklere sürelim…

0 yorum:

Yorum Gönder