lozan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lozan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Lozan Antlaşması’nın 89. Yıldönümü’nde Türkiye’nin Durumu - Tülay Hergünlü

Lozan Barış Antlaşması, 24 Temmuz 1923 tarihinde, İsviçrenin Lozan şehrinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi hükûmeti ile Britanya İmparatorluğu (İngiltere), Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan ve Romanya hükûmetlerinin temsilcileri arasında imzalanmıştır.
Bu antlaşma ile Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması ve paylaşımı üzerine inşa edilen ve dayatılan, aynı zamanda da tarihin en büyük utanç belgelerinden birisi olan Sevr Antlaşması, işgalci devletlerin suratına fırlatılmış, yeni Türk Devleti’nin bağımsızlığı ve sınırları, emperyalist ülkeler tarafından resmen tanınmıştır.
Lozan’da, Misak-ı Millî sınırlarının tamamına yakını güvence altına alınmış, bir tek Musul sorunu halledilememiştir. Bunun yanı sıra, Irak sınırı tam olarak çizilememiş, konferansa sadece gözlemci (!) olarak katılan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından da, sınırlarımız tanınmamıştır... Bugün hâlâ başımızı ağrıtmaya devam eden Ermeni, Kürt ve azınlıklar sorunu ise Lozan Antlaşması ile tamamen çözüme kavuşturulmuştur. Ermenistan’ın toprak talebi kabul edilmemiş, bağımsız bir Kürt devletinden ise hiç bahsedilmemiştir… Azınlıklar ise Türkiye’de yaşayan, Müslüman olmayan halklar olarak tarif edilmiştir.
Ne yazık ki Lozan Barışı’nın 89. Yılını kutladığımız bu günlerde, ülkeyi yönetenlerin hatalı ve aciz dış politikaları nedeniyle sınırlarımız tehdit altındadır. Bugün İngiltere’nin yerini alan ve dünyanın enerji kaynaklarının jandarmalığına soyunan ABD, yürürlüğe koyduğu Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (BOP) ve sözde Arap Baharı (!) operasyonları ile bölge ülkelerinin sınırlarını değiştirmektedir.
Günümüzün iktidarı ise, komşularımızın içişlerine karışmakta, ABD’ nin savaş davullarına öncülük etmektedir. Kendisini ABD’ nin Ortadoğu’daki eş başkanı olarak ilan eden başbakan, komşumuz Suriye’ye tehditler savurmakta, yakın zamana kadar kanka olduğu Beşşar Esad ve yönetimine “git!” demektedir… İktidarın, yaklaşık 45 bin Suriye asisini, hangi akla hizmetle ülkemizde beslediğini anlamakta zorluk çekiyoruz. Bu asilerin ne zaman ABD’ nin planının bir parçası olarak harekete geçeceğini ise kestiremiyoruz.
Burada en üzücü olan ise, Türkiye’nin Suriye’deki muhaliflere silah ve maddi destek sağlamakla suçlanmasıdır. İşte bu durum ağrımıza gitmektedir. Tıpkı askerimizin başına geçirilen çuval olayı, Mavi Marmara baskınında İsrail askerlerinin katlettiği dokuz vatandaşımız ile Suriye’nin düşürdüğünü iddia ettiği uçağımızın ve iki şehidimizin karşısında “suskun” kalan bir iktidar tarafından yönetilmekte olduğumuz gerçeğinde olduğu gibi…
ABD, Lozan’da tanımadığı sınırlarımızı, 1948 yılında kendi hesaplarına göre oluşturduğu bir harita üzerinde yayınladı. Türkiye’yi bu sözde harita ile Sevr’e yeniden mahkûm etti ve “parçaladı”. O gün bu gündür, Türkiye’yi parçalama çalışmalarına, BOP planı çerçevesinde hız kesmeden devam ediyor. Önce sağ-sol dedi olmadı, şimdi Türk-Kürt, türbanlı-türbansız diyerek, kardeşi kardeşe düşman etmeye çalışıyor.
ABD, Ortadoğu ve Afrika’da 22 ülkenin sınırları yeniden çizilecek dedi. Irak ve Suriye’de, sözde Kürdistan bölgelerini oluşturdu. Türkiye’nin doğusunda ilan edilmesi planlanan sözde özerk Kürdistan bölgesi için, içeriden verilen destekçiler sayesinde hayli aşama kat etti. Sırada İran var. İran’dan kopartılacak olan sözde Kürdistan bölgesi ile ABD’ nin ikinci İsrail’i olacak olan sözde büyük Kürdistan devleti inşa edilecek. Böylece Türkiye’nin Lozan’da elde ettiği sınırları ile Ortadoğu’nun sınırları yeniden çizilecek.
Stratejik ortaklık ve eş başkanlık hayalleri ile Ortadoğu’daki pastadan pay kapma hevesi ile ellerini oluşturan büyüklerimiz ve gökten zembille TBMM’ ne inen Davutoğlu, Kürecik’te inşa edilen füze kalkanının bir gün bir şekilde Türkiye’ye döndüğünü görünce ne yapacaklar merak etmekteyiz…
***
Bugün içeride sergilenen siyaset dinciliği, yeni Osmanlıcılık, ya da Osmanlı dönemine ve halifeliğe duyulan hasret ile atılan cahilce adımlar, Ortadoğu pastasından ABD yanında pay kapma hayalleri, dış politikamızı iflasın eşiğine getirmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi göz ardı edilmiş, komşularımızın tamamıyla aramız açılmış, Suriye ile savaşın eşiğine gelmiş bulunmaktayız. (Dış bakanımız hızını alamadı, Rusya’ya da ince ayar çekiyor…)
Mustafa Kemal Atatürk’ün,
"Bu antlaşma, Türk milleti aleyhine, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın çöküşünü bildirir bir belgedir. Osmanlı Devri'ne ait tarihte benzeri görülmemiş bir siyasi zafer eseridir!"
dediği Lozan Barış Antlaşması ile dünya önünde tescil edilen sınırlarımız, bugün tehdit altındadır. İngiltere’nin Lozan ile suya düşen Ortadoğu ve Türkiye plânları, günümüzde ABD’ ile hayat bulmak üzeredir…
Ey Türk Milleti!
Kan uykundan uyan! Uyan ve oynanan oyunu gör artık!
Ne Osmanlı, ne siyaset ve sadaka dinciliği, ne etnik milliyetçilik, ne eşbaşkanlık, ne de stratejik ortaklık aldatmacaları seni kurtaramaz!
Dünyaya bir Mustafa Kemal’ daha gelmez!
Aklını başına al!
Uyan ve oynanan oyunu gör artık!
Bu gidiş iyi bir gidiş değil; “Dur!” demek ise geçmişte olduğu gibi yine senin elinde!
*
24 Temmuz tarihinin bir başka önemi daha var; Basın Bayramı…
II. Meşrutiyet döneminde çıkan gazetelerin, sansür memuruna gösterilmeden yayınlandığı gün olan 24 Temmuz, her yıl Basın Bayramı olarak kutlanıyor. Türk basını, üzerinde yaratılan korku ve yandaşlık prangası altında, kendi bayramını özgürce kutlayabilecek mi bilemem ama bendeniz tüm basınımızın bayramını en içten dileklerimle kutluyorum. Tamamen özgür bir basında buluşmak dileğiyle…
Tülay Hergünlü
24 Temmuz 2012
Çanakkale, Geyikli

Lozan Barış Antlaşması 89 Yaşında

Ancak günümüzde cumhuriyeti ve Atatürk devrimlerini içine sindirememiş bazı eski dönem kalıntıları Lozan Antlaşması’nı eleştirmeyi sürdürmektedir. Lozan Antlaşması TBMM hükümetinden Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ulaşmanın yolunu açmıştır. Lozan Antlaşması’nın kabulü ile uluslararası varlığı kabul edilmiş ve ulusal sınırları belirlenmiş olan Türkiye, 29 Ekim 1923’te cumhuriyeti ilan edecektir.

Cumhuriyet tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biri Lozan Barış Antlaşması’dır. 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde imzalanan bu antlaşma ile bütün dünya, İstiklal Savaşı’nı zaferle sonuçlandıran Türkiye’yi tam bağımsız bir ülke olarak tanıdığını kabul ve ilan etmiştir.

Mudanya Ateşkes Antlaşması (3 Ekim-11 Ekim 1922) ile sonuçlanan İstiklal Savaşı’ndan sonra İtilaf Devletleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetini Lozan’da toplanacak olan barış konferansına davet etmek zorunda kalmıştı. Ancak bu davet, aynı zamanda İstanbul hükümetine de yapılmıştı. Böyle bir davet TBMM hükümeti ile İstanbul hükümeti arasında bir sürtüşmeye yol açmak ve Türkiye’yi barış masasında zayıflatmak amacına yönelik bir komploydu.

TBMM, Mustafa Kemal’in öncülüğünde 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırmak suretiyle İtilaf Devletleri’nin bu tuzağından kendini kurtarmış ve yeni Türkiye’nin tek temsilcisinin TBMM ve onun hükümeti olduğunu bir defa daha bütün dünyaya göstermiştir.

Konferansa katılmadan önce karşılaşılan bir diğer sorun da delegasyona kimin başkanlık edeceği sorunuydu. Kongre başkanlığını o tarihte başbakan olan Rauf (Orbay) Bey yapmak istiyordu. Çünkü Rauf Bey, Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması’nda (30 Ekim 1918) Osmanlı Devleti’ni, Bahriye Nazırı olarak temsil etmişti. Bu anlaşma ile Misakımilli’de kabul edilecek olan ulusal sınırların belirlenmesi gibi olumlu bir sonuç alınmışsa da, askeri yönden stratejik noktaların düşman kuvvetleriyle işgali, ordunun terhisi, silahların toplanması ve İtilaf Devletleri’nin gerekli gördükleri zaman istedikleri bölgeyi işgal edebilecekleri gibi ödünlerin verilmesi Mudanya Mütarekesi’nin daha sonradan şiddetle eleştirilmesine neden olmuş hatta “vatana ihanet” olarak nitelendirilmişti. Rauf Bey, Lozan’a gitmeyi ismi etrafında yoğunlaşan etkiden kurtulmak için istiyordu. Ancak Mustafa Kemal, Mudanya Ateşkes görüşmelerini başarıyla yürüten İsmet (İnönü) Paşa’nın gitmesini uygun görmüştü ve onu Dışişleri Bakanlığı’na atamıştı. Bu atama Rauf Bey ve yandaşlarında kırgınlığa neden olmuş, heyet yola çıkmadan önce başarısız olacağı propagandası ortalığa yayılmıştı. Bu olumsuz propagandaya rağmen Lozan’a İsmet (İnönü) Bey’in başkanlığında Dr. Rıza (Nur) ve Hasan (Saka) Bey’den oluşan bir heyet gönderilmiş, heyete danışman, çevirmen ve sekreteryadan oluşan otuzdan fazla teknik eleman eşlik etmiştir. Lozan Konferansı, taraflar arasındaki tartışmaların çok çetin geçmesi nedeniyle bir ara kesintiye uğramıştır. 20 Kasım 1922 – 4 Şubat 1923 yılları “birinci dönemi”, 23 Nisan – 24 Temmuz 1923 yılları da “ikinci dönemi” oluşturur. Birinci dönem toplantılarında İngiliz heyeti başkanı Lord Curzon kendini beğenmiş ve sert bir üslup içinde İsmet Paşa’nın her isteğine karşı çıkmış, ancak sonunda İsmet Paşa’nın direnci karşısında yenilgiyi kabul etmiş ve konferansın ikinci dönemine katılmamıştır.

24 Temmuz’da imzalanan Lozan Ant-laşması ile komşularımızla olan bugünkü sınırlar (Hatay hariç) belirlenmiş, kapitülasyonlar tamamen kaldırılmış, azınlık hakları güvence altına alınmış, Boğazlar silahsızlandırılmış (kendi ordumuz da dahil), Ege adaları Yunanistan’a bırakılmış, Batı Trakya’daki Türklerle İstanbul’daki Rumlar dışında, Anadolu ve Doğu Trakya’daki Rumlar ile Yunanistan’daki Türklerin mübadelesine karar verilmiş, Patrikhane ve yabancı okulların İstanbul’da kalması kabul edilmiştir.

Dönemin uluslararası koşulları ve en önemlisi varını yoğunu Kurtuluş Savaşı’nda tüketen, savaştan bıkmış ve yoksul Anadolu halkının durumu dikkate alındığı zaman ülke bütünlüğü ve güvenliği yönünden alınan bu sonuçlar nedeniyle Lozan Antlaşması’nın bir diplomatik zafer olduğu anlaşılır.

Ancak günümüzde Cumhuriyeti ve Atatürk devrimlerini içine sindirememiş bazı eski dönem kalıntıları Lozan Antlaşması’nı eleştirmeyi sürdürmektedir. Onlara göre başta İsmet İnönü olmak üzere Lozan’a giden heyetimiz cahil ve tecrübesiz kimselerden oluşmuş ve on iki adayı Yunanistan’a bırakmak, Yunanistan’dan savaş tazminatı almamak, Musul’u İngilizlere bırakmak ve Hatay’ı almamak gibi “vatan hainliği” sayılacak hatalar işlemişlerdir. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin imzaladığı Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920), bir antlaşma olmayıp sadece bir teklif olduğu için, onu Lozan Antlaşması ile karşılaştırmanın anlamsız olacağı gibi yalana dayalı bir savunma ile Sevr’i imzalayan Osmanlı hükümetini aklamaya ve Lozan’ı imzalayan TBMM hükümetini karalamaya yönelmişlerdir.

Lozan Antlaşması TBMM hükümetinden Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ulaşmanın yolunu açmıştır. Lozan Ant-laşması’nın kabulü ile uluslararası varlığı kabul edilmiş ve ulusal sınırları belirlenmiş olan Türkiye, 29 Ekim 1923’te cumhuriyeti ilan edecektir.

Lozan Antlaşması’nın seksen dokuzuncu yılını kutlarken, görüşmeleri Ankara’dan yönlendiren Mustafa Kemal’i ve bize bu diplomatik zaferi kazandıran heyetimizin üyelerini başta İsmet İnönü olmak üzere, minnet ve saygıyla anıyoruz.

Prof. Dr. Vural F. SAVAŞ Mustafa Kemal Derneği Genel Başkanı

Lozan Antlaşması Ve Türk Delegasyonu (Kurulu ) - Gündüz Akgül

Kurtuluş savaşının, 09 Eylül 1922 tarihinde düşmanın İzmir’de denize dökülmesi utkusuyla kazanılmasından sonra sıra kuruluş aşamasına gelmişti.
Bu aşamada, genç Türkiye Cumhuriyetinin tapu senedi olarak kabul edilen Lozan Antlaşması çok önemli köşe taşlarından birini oluşturmaktadır.
Bilindiği gibi Lozan Antlaşması, 24 Temmuz1923tarihinde İsviçre’nin Lozanşehrinde, Türkiye Büyük Millet Meclisitemsilcileriyle Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, SSCBve Yugoslavyatemsilcileri tarafından, Lozan Üniversitesisalonunda imzalanmış barış antlaşmasıdır.
Bu Antlaşma ile Osmanlı İmparatorluğunu parçalanması ve emperyalist ülkeler tarafından bölüşülmesini sağlayan 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Anlaşması, çöp sepetine atılmış ve Lozan Antlaşması ile Türkiye’nin tapusu tekrar gerçek sahiplerine yani Türkler geri verilmiştir.
Bu kısa girişten sonra Lozan müzakereleri sırasında Türk Delegasyonunun (Kurulunun), ülkesinin bağımsızlığı için kurtuluş savaşının utkusundan, TBMM’nden ve büyük önder Mustafa Kemal’den aldığı güçle emperyalist devletler karşında nasıl devleştiğini anlatmaya çalışacağım.
Türk Kurulununbaşkanı, Mustafa Kemal’in kader birliği yaptığı silah arkadaşı İnönü zaferlerinin kahraman komutanı İsmet İnönü’dür ve diplomasi deneyimi yok denecek kadar azdır.
20 Kasım’da başlayan görüşmeler, müttefik (bağlaşık) devletler adına Fransızlar tarafından idare edilmektedir. Alınan karar gereğince İsviçre Cumhurbaşkanı’nın açış konuşmasından sonra heyetten biri teşekkür konuşması yapacaktır. Bu program Türk delegasyonuna bildirilince, İnönü “Eğer heyetten biri konuşursa bende behemehâl söz alırım konuşurum” der. Fransız’lar bunu duyunca İnönü ile temas kurarak konuşmamasını rica ederler. İnönü konuşacağı konusunda diretince, İsviçre Cumhurbaşkanı’ndan sonra kimsenin konuşmayacağı kararlaştırılır ve görüşmeler başlar.
Ancak karar uygulanmaz ve Cumhurbaşkanı’nın konuşmasından sonra, İngiliz Dış işleri Bakanı Lord Curzon kürsüye çıkarak konuşur. Lord Curzon kürsüden iner inmez İnönü kürsüye çıkar “Reis efendi” diye başlayan önemli bir konuşma yapar. Konuşmadan sonra ortalık karışır ve İsmet İnönü’nün yanına gelen delegelerden Mösyö Bompart  “Anlaşılıyor, çekeceğimiz var” demekten kendini alamaz.
Konferansta İngilizce ve Fransızca konuşulacağı, hangi dil konuşulursa öteki dile tercüme edileceği kararı da, İnönü tarafından kabul edilmez ve Türkçe konuşacağında ısrar eder ve bunu da kabul edilerek çalışmalara başlanır.
Kurtuluş savaşından henüz çıkmış, ekonomik açıdan çok zayıf olan bir devletin kararlı devlet adamı İsmet Paşa’nın gösterdiği bu direnç sayesinde, Lozan da istenilenlerin çoğu müttefik (bağlaşık) devletlere kabul ettirilmiştir.
İstediklerini kabul ettiremeyen Lord Curzon İsmet Paşaya şöyle der. “Memnun değiliz Lozan muahedesinin müzakeresinden hiç bir dediğimizi yaptıramadık. Reddettiklerinizin hepsini cebimize atıyoruz. Harap bir memleket alıyorsunuz, bunu kalkındırmak için mutlaka paraya ihtiyacınız var. Bu parayı almak için gelip diz çökeceksiniz. Cebime attıklarımın hepsini çıkaracağım siz vereceğim.”
Kazanılan bu değerleri bu günde koruduğumuzu söylemek ne yazık ki olası değildir.
Kan pahasına geri aldığımız yurt topraklarını bu gün para ile yok pahasına yabancılara peşkeş çekiyoruz.
Bu güzel ülkeyi bizlere bırakan, başta Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve aziz şehitlerimizin anıları önünde saygı ile eğiliyorum. Ruhları şad olsun.
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Lozan'ın Değerini Bilmek - Ertuğrul Kazancı

Lozan Antlaşması’nın kazandırdığı tam bağımsızlık bilinci, emperyalist destekli ‘Sevr’ yandaşı karşıdevrimcilere yabancıdır. Lozan’da hukuksal temeli atılan ilerici ve toplumcu Cumhuriyet, saldırı hedefleridir. Ama onurlu Lozan ruhuyla çetin süreçler yine aşılacaktır.
Tarihte Lozan Antlaşması’nın taşıdığı değer kadar önemli uluslararası bir sözleşme enderdir. Hitit ve Mısırlılar arasında barış amacıyla yapılan “Kadeş” Antlaşması’ndan sonraki en geçerli ve uzun ömürlü devletler arası yazılı uzlaşma Lozan’dır. Ama Lozan Antlaşması; sadece iki ülke arasında değil, bir ulusun; “yedi düvele” karşı can pahasına kazandığı utkunun sonundaki evrensel nitelikli hukuk belgesidir. Lozan; mazlum halklarınzulme karşı duruşuna öncülük eden direnç sayfası ve Sevr” alçalışının 87 yıldır içine sindiremediği bir yükseliş gururudur.
24 Temmuz 1923 günü imzalanan Lozan Antlaşması, kimi çevrelerce tartışılmak istenilen tarihsel odaktır. 1923-1950 yılları arasını kapsayan Cumhuriyet dönemini “ret ve inkâr” edenlerin siyasal kazançlar elde ettiği bu ülkede işi temelinden baltalamak, şaşmaz gündemdir. Oysaki gerçekte Lozan Antlaşması, örneğin; Nâzım Hikmetin Kuvayı Milliye destanında anlatımını bulan olağanüstü bir kalkışma, emperyalist basın diliyle; Ateşler içinden yeni bir devlet doğuyorkaygı ve saptaması yapılan bir diriliş ve dünya savaş tarihinde ayrıntılarıyla yer eden bir ihtilal başarısıdır.
Ama önce Kurtuluş Savaşı’nı yadsıyıp sonra da Lozan’a dönerek; Olmayan utkularla dolu birkaç cephe çatışmasının ardındaki ant-laşma niteliğindedirşeklindeki yaklaşım, karşıdevrim cephesinin söylemi olarak sürmektedir. Bu gerçek dışı saptırma; resmi tarihi ele almak ve demokrasiyi yerleştirmek için eleştirel bakışsavıyla ve kasıtlı bir bilenmişlikle öne sürülmektedir.
İrdeleme:
Bu ülke Lozan’da yaşamsallık bulan devrimci ulusal anlayışın ürünüdür. “Tam bağımsızlığı” ilke edinerek; kapitülasyonları, emperyal sarkmaları ve içerideki hıyanetleri silkip atan antlaşmanın adı; Lozan’dır. Lozan; yönetsel ve ekonomik vesayet altında yaşamayı kökünden kesen ve Atatürkün deyişiyle “Tarihte misli görülmemiş bir hesaplaşmanın” ucundaki başarıdır. Lozan’dan sonra kurulan devrimci Cumhuriyet; kula kulluk yapan geleneği, boyun eğicilik ve yaranıcılığı kaldırmıştır. Lozan’dan sonra, siyasal erkte tam bağımsızlık, ekonomide kamuya yararlı atılımlar, sosyal ölçekte uygarlaşma ve kültürel anlamda kendi ulusal değerlerini özümsemek vardır.
Kurtuluş ve kuruluşun hangi koşullarda olduğunu bilmeyen veya anlamak istemeyenler, Lozan’dan yakınmaktadırlar. Çünkü bu ant-laşmadaki tam bağımsızlıkçı ruh, “Sevr” yandaşlarına yabancıdır. Lozan’dan sonra getirilen ve ülkemiz anayasalarında korunan devrim yasalarını çekiştirmek, tartışmaya açmak ve hatta tasfiye etmek, amaçlarıdır. Lozan’da maddi temelleri atılan Cumhuriyetle karşıdevrimin didişmesi bu yüzdendir.
Farklı siyasal düşüncelere demokratik hak ve olanak tanıyan, öncülük eden rejimin adı; Kemalizmdir. 1925 ve 1930’lu yıllarda. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasıile Serbest Fırkademokratik bir ortamdan yararlanarak çalışmalar yapmışlardır. Ama Cumhuriyet ve devrim ilkelerini yadsıyan tutumlarına karşın rejim elbette yasal önlemler almıştır. 1945 yılında yeniden ivme kazanan muhalefet eylemselliklerinin de rejim tarafından tanınan çok partili tabloda yer alması dikkat çekicidir.
Kemalist sistem, demokratik yaşamı yasal açıdan hiç yasaklamamış, aksine ardında durmuştur. Çünkü Lozan’a vaktiyle şanlı Anadolu İhtilali’nin direncinden kuvvet alarak giden gücün kaynağı, en görkemli demokratik öğe bulunan ulusal iradenin özgürlük inancından esinlenmiştir. Ama iç ayaklanma, irtica ödünleri ve çağdışılıktan nemalanan gelişmelere de isabetle karşı konulmuştur.
Lozan’ın 87. yıldönümünde görünen odur ki; Cumhuriyet’in toplumsal dokusu bozularak, sosyal devletedayalı ekonomik yapı, liberal keşmekeşe terk edilmiştir. Kültürel kazanımlar çiğnenmiştir. Siyasal arenanın aldatıcı ve kandırıcı koşullarında; dışa bağımlı, emperyalizme tutsak ve ulusal coşkuları köreltilmiş kitleler yaratılmıştır.
Ama öbür yandan Lozan esaslarına bağlı devrimci Cumhuriyet yurttaşlarının ilkesel kararlılıkları, geleceğe ilişkin güvence değerini asla yitirmemiştir. “Kemalist Aydınlanma” sisteminin derin kökleri, ülke ve ulusun temellerinde yer eden yaşamsallığını sürdürmektedir.
Demokratik aydınlanmanın da adı olan Kemalizm, Lozan’da yaktığı meşaleyi dosta ve düşmana karşı elinde tutmaktadır. Lozan düşmanları, Cumhuriyet ve devrim olgusunun karşıtlarıdır. Onlar, Türkün makûs talihinin yenildiğiİnönü meydan savaşlarıyla Sakaryave Dumlupınarutkularını yok sayanlardır. Onlar, halk önderliğindekivar oluşu önemsemeyen, emperyalizmin sömürgen yandaşlarıdır. Onlar, çağcıllık ve toplumculuk kavramlarını içlerine sığdıramayanlardır. Onlar, safsata ve hurafelerleyoğrularak, yüzyıllarca süregelen hanedanlık özlemine kamu zararına biat ederek iç ve dış oligarşiye yanaşan, ülke ve ulus kötücülleridir.
Sonuç:
Lozan’ın yıldönümünde, Atatürk’ün deyişiyle “Büyük işlerin yetenekli yapıcısıİsmet İnönüyü saygıyla anıyor, Sevr’e karşı Lozan olgusunu koruyup kollamanın sorumluluğunu ulusça bir kez daha anımsıyoruz.
Ertuğrul Kazancı-Eğitimci/Hukukçu /24-Temmuz-2010

Kaynak:http://haberguncel.blogspot.com/2012/07/lozanin-degerini-bilmek-ertugrul-kazanci.html

24 Temmuz 2011 Pazar

Lozan'ın 84.yıldönümü

İnönü'nün 50. yılda yaptığı konuşma...
1973
Lozan Barış Antlaşması görüşmelerinde Türk heyetinin başkanı İsmet İnönü, Cumhuriyet'in ve Lozan Barış Antlaşması'nın 50. yıldönümü dolayısıyla Türk Tarih Kurumu'nca 23 Ekim 1973'de düzenlenen konferansa katılmış ve "İstiklal Savaşı ve Lozan" başlıklı bir konuşma yapmıştı.
İnönü'nün bu konuşmasını Lozan Antlaşması'nın 80. Yıldönümü dolayısıyla yayınlıyoruz...

Sevr Alçalışı, Lozan Onuru...

Türkiye, ulusal değer ve kazanımların kıyasıya törpülenmek istendiği bir süreçten geçiyor. Karamsar olunması, geleceğe ilişkin ülkesel kaygıların duyulması için her türlü neden var. Ama yurttaş olmanın bilincini taşıyan idealistler, “Kemalist” devrim yolundaki dirençlerini sürdürüyorlar.

Lozan’ın 88. yıldönümünde görünen odur ki, siyasal arenanın aldatıcı koşullarında; dışa bağımlı, emperyalizme tutsak ve yurttaşlık coşkuları zedelenmiş yığınsallık yaratılmıştır. Cumhuriyetin toplumsal dokusunda bulunan “sosyal devlete” dayalı ekonomik yapı liberal vahşetin insafsızlığına bırakılarak aydınlanmanın kültürel aşamalarından da geri dönülmüştür.

Kurtuluş Savaşı’nı yadsıyıp sonra da Lozan’a bakarak, “hezimetten” konu açan karşıdevrimcilerle “üniter devlet” yapısına karşıt ayırımcı cephe beraberce ortadadır. Bunlarca Sevr, yenilenmek istenilen bir amaçtır. Lozan ve Cumhuriyet düşmanları bu noktada, “Resmi tarihi irdelemek ve demokrasiyi yerleştirmek için eleştirel bakış” savıyla kasıtlı bir bilenmişlik içindedirler.

Evrensel ant
Türkiye, Lozan’da hukuken tanınan evrensel bir “ant” çerçevesinde kurulmuştur. “Tam bağımsızlık” ilkesiyle; sömürgeciliği, kapitülasyonları, devletlerarası eşitsizliği ve içteki hıyanetleri silkip atan antlaşmanın adı; Lozan’dır. Lozan, yönetsel ve ekonomik vesayet altında olmayı kesen ve Atatürk’ün tanımlamasıyla, “Tarihte misli görülmemiş bir hesaplaşmanın” görkemli sonucudur.

24 Temmuz 1923 günü imzalanan Lozan Antlaşması, kimilerince tartışılmak istenilen konudur. 1923-1950 yılları arasını kapsayan Cumhuriyet dönemini alabildiğine eleştirenlerin, siyasal ganimetler elde ettiği bu ülkede Lozan temelini baltalamak, şaşmaz uğraştır. Oysa ki, Nâzım Hikmet’in “Kuvayı Milliye” destanında: “Bir müthiş ve kutsal macerada/ön safta, en ön sırada /şahlanıp ölesi geliyor insanın..” dizelerinde anlatımını bulan olağanüstü bir kalkışma, dış basın diliyle, “ateşler içinden yeni bir devlet doğuyor” saptaması yapılan bir diriliş ve dünya devrim tarihinde yer eden bir ihtilalin ucundaki diplomatik başarı, Lozan’da amacına erişmiştir.

Lozan, Hitit ve Mısırlılar arasında barış için yapılan “Kadeş” Antlaşması’nı izleyen en geçerli ve uzun ömürlü yazılı barış uzlaşmasıdır. Lozan Ant-laşması, bir ulusun “yedi düvele” karşı can pahasına kazandığı bir mücadelenin evrensel nitelikli hukuk belgesidir. Lozan, “mazlum halkların” zulme kafa tutuşuna öncülük eden direnç sayfası ve “Sevr” alçalışının sindiremediği yükseliş gururudur.

Kurtuluşumuzun koşullarını bilmek ve anlamak istemeyenlerin, Lozan’a nesnel yaklaşımları da olanaksızdır. Lozan sonrası ülkemiz anayasalarında korunan devrim öğelerini çekiştirmek, sarsmak ve dışlamak amaçlarıdır. Lozan’da maddi temelleri atılan Cumhuriyetle, karşıdevrimci ve bölücülerin didişmesi bu yüzdendir. Lozan karşıtları, olayları kendisine özgü koşullarda görmeyenlerdir. İnönü meydan savaşlarıyla, “Sakarya” ve “Dumlupınar’ı” hiçe sayanlardır. İlerici ve toplumcu kavramları bir kenara bırakarak, hanedanlık özlemini andıran oligarşiye “biat” edenlerdir.

Lozan’dan sonra kurulan devrimci Cumhuriyet; kula kulluk yapan gelenekleri kaldırmıştır. Yine Lozan’dan sonra, siyasal erkte özgürlük, ekonomide kamuya yararlı atılımlar, sosyal ölçekte uygarlaşma ve kültürel anlamda ulusal değerleri özümsemek vardır.

Siyasal düşüncelere demokratik hak ve olanak tanıyan öncü sistemin adı Kemalizmdir. Esasında Lozan’a Anadolu ihtilalinden kudret alarak giden güç, en demokratik ölçüt olan ulusal iradeden esinlenmiştir. Diğer taraftan Kemalist anlayış, çok partili yaşamı da asla yasaklamamıştır. 1925 ve 1930’lu yıllarda “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası” ile “Serbest Fırka” demok-ratik ortamdan yararlanmışlardır. Ama Cumhuriyet ve devrim ilkelerini yadsıyan tutumlarına karşın rejim yasal önlemlerini de almıştır. Karşıdevrimci ve bölücülerin kısa süreli bir durgunluktan sonra 1945 yılında yine rejim tarafından özendirilen demokraside takındıkları içtensiz ve kötücül işlev sonuçlarını bugünlerle birlikte değerlendirmek gerekmektedir.

Sonuç

Tüm olumsuzluklara karşın, Lozan’dan alınan güçle kurulan halkçı-devrimci Cumhuriyete inananlar; emperyalist sarkmalara ve ülke bütünlüğünü parçalamak isteyenlere karşı yine dimdikler.

Lozan Antlaşması’nın yıldönümünde Atatürk’ün deyişiyle “Ulusun ters dönmüş alın yazısını yenen” İsmet İnönü’yü saygıyla anıyor, Sevr’e karşı Lozan’ı koruyup kollamanın yurttaşlık sorumluluğu olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.

Ertuğrul Kazancı