Türkiye’nin 3. Cumhurbaşkanı, 27 Mayıs’ta devrilen Celal Bayar 1950’lerde; “Türkiye küçük bir Amerika olacak” demişti.
Kehaneti 61 yıl sonra gerçekleşti!
Türkiye’nin Amerika’dan da büyük bir ülke olduğunu 2011 yılında; AKP iktidarının ucu açık, sonucu belirsiz Kürt açılımının senaristlerinden İçişleri Bakanı Beşir Atalay ilan etti.
“Türkiye, basın özgürlüğü açısından Amerika’dan daha çok basın özgürlüğünün olduğu bir ülkedir” dedi.
Evet! Gazetecileri hapishaneye atma özgürlüğünü elinde bulunduran AKP iktidarı; Amerika’nın asla erişemeyeceği bu alanda Türkiye’nin büyüklüğünü kanıtlamış bulunuyor.
Amerika’nın kıskanacağı öylesine basın özgürlüğü var ki Türkiye’de…
…bugün cezaevlerinde 61 gazeteci yatıyor.
Haklarında açılan davalarla bu rakam 80’leri buluyor.
Amerika’da cezaevlerinde tek bir gazeteci yok!
Kehanetin açıklanmasından 61 yıl sonra; AKP iktidarları, Türkiye’nin Amerika’dan 61 kez daha büyük olduğunu böylece kanıtlamış oluyor.
***
İçişleri Bakanı Atalay hızını alamıyor. Türkiye’de Amerika’dan daha çok basın özgürlüğü olduğunu ilan eden sözlerinin sınırını genişletiyor ve bu kez:
“…Türkiye ‘dünyanın’ diğer demokratik ülkelerinde olmadığı kadar basın özgürlüğünün olduğu ülkedir” diyor.
Böylece bu yılın veya yılların değil, 21. yüzyılın unutulmaz sözlerin sahibi siyaset adamlarından biri olmanın onurunu taşıyor İçişleri Bakanı Atalay!
Onura layık görüldüğünü ifade eden belgede şunlar yazılı olmalı:
Ergenekon davasıyla ilgili kitap yazanlar Ergenekon terör örgütüne üye olmakla suçlanarak gözaltına alınıyor.
Ergenekon savcısı gözaltına aldığı gazeteciye şu soruyu neden sorduğunu sorabiliyor.
Mustafa Balbay gibi ünlü bir gazeteci, hapishane yetkililerinin, “Sen Silivri Zulümhanesi diye kitap yazarsın ha! Gör şimdi Zulümhane neymiş” diyen, ne ki açıkçası intikam kokan sözleri ve zoruyla pislik içinde yüzen… daha önce AIDS hastalarının, veremlilerin kapatıldığı dar, tek pencereli, tuvaleti ile yatağı bitişik bir hücreye kapatılıyor.
Bir yazar, aynı zamanda bir partinin genel başkanı Tuncay Özkan, Balbay’la bir arada olmasın diye 1 No’lu Cezaevi’nin bir başka ucunda hücreye atılıyor.
***
Aklımızı yüreğimizi yadsınılmaz duyguların sardığı gün; herhalde biraz olsun neşelenmemize, gülmemize hizmet eder diye bir haber çıktı önümüze.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinin düşmesini soruşturan savcı; düşmediğini, düşürüldüğünü saptamış ve “şüphelileri” de bulmuş: NTV’nin başarılı çalışanı gazeteci Mirgün Cabas ile Mustafa Hoş!
Neymiş Mirgün’le Hoş’un suçu? Helikopteri düşürmüşler! Yanlış değil okuduğunuz. Evet! Yazıcıoğlu’nun helikopterini bu iki gazeteci düşürmüş!
Şimdi sıkı durun ama önce bu müthiş saptamayı yapan savcıyı olağanüstü, dünya mizahına konu olacak buluşundan dolayı kutlayın ve…
…sonra; Allah’ın kimi kullarına akıl ihsan etmesini dua ederek…
…iki gazetecinin helikopteri düşürmeyi nasıl becerdiğini savcıdan öğrenin:
Helikopter havadayken helikopterde bulunanları cep telefonu ile arayarak, (herhalde aracın elektronik göstergelerini bozarak) düşürmüşler helikopteri!
***
ABD’den sonra Avrupa Birliği’nden de gazetecilere yönelik baskıları kaygıyla izlediklerini bildiren açıklamalar geliyor.
Başta Çankaya’daki AKP’linin, Başbakan RTE’nin ve Türk basınının dünyada eşi görülmemiş özgürlük içinde görev yaptığını ilan eyleyen İçişleri Bakanı’nın son gözaltılara yorumu tornadan çıkmış gibi aynı: “Savcının işi bu. Bizi ilgilendirmez!”
Türkiye’de var olmayan basın özgürlüğü üzerine toz kondurmayanların patronu, lütfedip savcılara “Bu süreci süratle neticelendirin” diyen demeçler veren RTE’ye sormak abes ama; örneğin, “Ya’vu, huuu! İçeride medya, muhalefet ayağa kalkmış. Dünya keza. Basın özgürlüğünün ipini çektiğinizden söz ediyor. Bu konuda hiç ama hiç mi haklı değiller” denilse, desek…
…herhalde şöyle bir yanıt alırız: “Ananı da, karını da al git başka ülkelere!”
***
Olan biteni yorumlayan TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner demiş ki:
“Demokrasi, şeffaflık ve adaletin yerine gelmesi için daha ne kadar bekleyeceğiz?”
Sorunun yanıtı çok basit, çok yalın:
Neredeyse kin ölçeğindeki basın, gazeteci düşmanlığını 2002’de iktidara geldiğinden beri 8 yıldır aşama aşama sergileyip sertleştirerek bugünlere gelen…
…ve hâlâ Türkiye’de basın özgürlüğünden söz edebilen RTE ve partisinden kurtulduğumuz zaman!

0 yorum:
Yorum Gönder