6 Mart 2011 Pazar

Asıl Hedef -Işık Kansu

 Asıl Hedef

Geçmişte Trablus’ta da görev yapmış olan emekli diplomat Daver Darende, BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı yaptırım kararının Libya’daki durumu daha da ağırlaştıracağı kanısında:
“Libya’daki son gelişmeler, ABD’nin Libya halkına yardım etmek için hazır olduğunu açıklaması, küresel güçlerin görev başında olduğunu göstermektedir. Bu, bir küresel dönüşüm projesidir. İç savaşı durdurma, demokrasiyi yerleştirme gerekçesi ile ABD, Avrupa Birliği ile birlikte Libya’ya müdahale için fırsat kollamaktadır.”
Darende’ye göre hedef belli: Bu kez Libya petrolleri…
Karargâh
CHP’li Atilla Kart’a, “Ana muhalefet partisinin genel başkanından milletvekiline herkes dinleniyor. Ama soruşturma açan yok. Niye?” diye sorduk. Devletin içinde bir AKP devleti inşa edildiğinden söz etti:
“AKP devleti yapısı içinde görev yapanlar artık devletin memuru, kamunun görevlisi değil; partinin ya da cemaatin, cemaatlerin memuru. Böyle bir yapıda devlet mekanizmalarının, soruşturmaların vs. çalışması mümkün değil. Çünkü, telefon dinlemelerini organize eden, himaye eden, o iklimi yaratan siyasi iktidarın ta kendisi. Usulsüzlüğün, yolsuzluğun, hukuksuzluğun içinde olanların, denetim yapmalarını bekleyemezsiniz.”
Bu söylediklerinin işin bürokratik, hiyerarşik boyutu olduğunu dile getiren Atilla Kart, aynı uygulamaların adli yapıya da sıçradığına değindi:
“Hiyerarşideki kanunsuz yapılar bir yana, savcılık makamları da resen yapmaları gereken soruşturmaları yapamaz hale geliyor. Çünkü, o soruşturmalar, doğrudan AKP kadrolarına yönelik ise bu mekanizmaların çalıştırılmadığını görüyoruz. İzinsiz dinlemeler, yasadışı dinlemeler 3 bin kişi ile sınırlı değil. 5-6 yıldır anlatıyoruz. Sayıları 11-18 arasında olan, Ankara ve İstanbul’u tarayan yasadışı ortam dinlemesi yapan araçlar var. Bu araçlar kimin sorumluluğunda? Kimin zimmetinde bu araçlar? Bunun cevabını vermiyorlar. Birkaç bürokrat çıkıyor, ‘Böyle araçlar var, ama bizde değil’ diyorlar. Kime ait olduklarını bir türlü öğrenemiyoruz. Ama biliyoruz ki, bulgular gösteriyor ki, bu araçlar, Başbakan’ın fiili kullanımında. Yavuz Donat, Sabah gazetesinde 11 Temmuz 2003’te ‘Erdoğan’ın özel timi’ başlıklı bir haber yazmıştı. Artık Donat’ın ta o günlerde diye getirdiği bu yapı, Başbakanlık, İçişleri ve Adalet Bakanlığı odaklı bir yasadışı karargâha dönüştü. Bu yasadışı karargâhtan darbe girişimi planları vs. servis ediliyor.”
Danışman
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun okuması dileğiyle bir danışmanının parasal öyküsünü anlatmıştık:
Danışman, CHP heyetinin gideceği bir ülkedeki hayırsever işadamını arayarak yapılacak harcamaları karşılaması için para istemiş ve o paranın kardeşinin hesabına yatırılmasını önermişti.
İşadamı, bunun üzerine CHP yetkililerini aramış, parti heyetinin harcamalarına ilişkin programın zaten hazır olduğunu ve kendisinin yapacağı katkıya gerek duyulmadığını öğrenmişti.
Edindiğimiz bilgiye göre, adını vermediğimiz danışman, orada burada “Bu para, CHP heyeti ile yurtdışına gidecek gazeteciler için harcanacaktı” diyormuş.
İşadamı, danışmanın kardeşine para yatıracak, danışman kardeşi de gazetecilerin harcamalarını karşılayacak! Gerçekten çok inandırıcı bir gerekçe!
Danışmana danışılmaya devam edildiğine göre, bu gerekçe en azından parti yetkililerini de inandırmış olmalı.
Örtünün Anlattıkları
Necmettin Erbakan’ın cenazesi yaşadığımız süreci anlatan bir laboratuvardı adeta. Bugüne değin, Başbakanlık yapmış devlet adamları son yolculuklarına Türk bayrağına sarılarak çıkarlardı. Erbakan’ın cenazesi “ayetli yeşil örtü” ile kaldırıldı. Çünkü, onun yaşamı boyunca temsil ettiği düşünceye göre, bayrak bir “kavmin” simgesiydi.
Ve kavmiyetçilik dönemi kapanmıştı, Müslüman kardeşliğine geçmiştik…
Erbakan’ın tabutunu Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan birlikte omuzladı. Çünkü, her üçü de Erbakan’ın yetiştirmeleriydi.
Ve onların sayesinde irtica tehlike olmaktan çıkmıştı…
Paşalar da oradaydı. Çünkü, onlara göre, “Türkiye’de ılımlı İslamı gerçekleştirmek isteyenler amaçlarına ulaşmışlar, Türkiye, Müslüman ülkeler için ‘bir model’ olarak görülmeye başlanmıştı. Bu eğilimi ve ‘İslami Demokrasi’ bağlamında kazanılmış olan ivmeyi, halen gelmiş olduğu noktadan çevirmenin son derece zor olduğu açıktı.”
Ve 1923’te kurulmuş bulunan Cumhuriyet, yerini ılımlı İslam cumhuriyetine bırakmıştı.
Kolluk
Partinin yetkili organlarına danışmadan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı çekincesiz kabul edeceklerini açıklayan CHP’lilere:
Kabulünüzün, örneğin Diyarbakır Belediyesi’nin “polis gücü kurması” anlamına da gelebileceğinin ayrımında mısınız?
Hücre
Gelecekte yaşadığımız dönemi anlatacaklar için:
Özgürlüğün anlamı tek kişilik hücreydi. İlerlemek gözaltındaydı, demokrasi tutuklu. Hak, insanlıktan sıyrılmıştı. Baskı, zifiri karanlıkta uçsuz bucaksızdı.

0 yorum:

Yorum Gönder