İkinci Ergenekon davasının duruşma sayısı üç haneli rakamlara ulaştı. Ceza davalarında yılda ortalama 3-4 duruşma yapıldığı dikkate alınırsa yaklaşık 30 yıllık yargılamaya karşılık gelen bir süreç geride kaldı.
Önümüzde daha ne kadar yıl var?
Belli değil.
Bu yöntemle gidilirse; ki öyle görünüyor, kestirmek de olanaksız. Zira yeri geldikçe vurguladığımız gibi dava görüldükçe uzuyor. Önceki genel, yüzeysel bilgilerim bir yana; 2 yıldır Silivri’de tarihteki önemli davaların hemen hemen tümünü okudum. Silivri’deki gibi bir yargılama görmedim.
Silivri’deki davalar bilerek, planlanarak iki ana yöntemle uzatılıyor. Dosyanın kapsadığı sanık ve olay sayısını arttırarak, sanıklarla ilgili yeni soruşturma konuları üretilerek.
İkinci şıkka bir örnek vermek gerekirse; 25 Şubat’taki son duruşmada savcı, Ergenekon davasında yargılanan tüm sanıkların, kullanmaya başladıkları günden bu yana kredi kartları harcama dökümümü istedi.
Sanıkların tüm mali durumu incelendi, banka hesapları, mal varlıkları didik didik edildi. Bunların hiçbirinde varlığını iddia ettikleri ama, hâlâ kanıtlayamadıkları Ergenekon terör örgütünün “mali kaynağına” ilişkin bir şey bulunamadı.
Hiçbir kişisel endişem yok. Ancak merak ediyorum; herkesin kredi kartı harcamasını ayrıca inceleyerek neyi ortaya çıkaracaklar. Davada pek çok sanık için “kişisel verileri elde etmek” suçlaması var. Savcıların yaptığı ne?
***
En son 25 Şubat’taki aylık karar duruşması dahil tutukluluğuna devam kararı verilen tüm sanıklar için sürekli aynı gerekçe gösteriliyor.
Gerekçe aynen şöyle:
“Dosya kapsamı, her sanığa iddianamede ayrı ayrı isnat olunan suçlamalar ve bunlarla ilgili sevk maddeleri, delillerin tamamen toplanmamış olması ve dosyadaki belgeler ve raporlar, atılı suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığının devam etmekte olması ve bir kısım sanıkların halen savunmalarının alınmamış olması dikkate alınarak mevcut hallerin devamına…”
Tahliye kararı verilen sanıklarla ilgili gerekçe de aynı şekilde hiç değişmiyor.
O da şöyle:
“Dosya kapsamı, delil durumu, suç vasfının değişme ihtimali, tutuklulukta geçen süre dikkate alınarak tahliyesine…”
Yukarıdaki iki cümle eski deyimle arasına kopya kâğıdı konmuş gibi, yeni deyimle kes-yapıştır yöntemiyle tüm kararlarda yer alıyor.
Yasa şöyle diyor:
“Bir sanığı savunmasını aldıktan sonra tutuklu yargılamaya devam edeceksen mutlaka tutukluluğun niçin sürmesi gerektiğini açıkça yazmalısın.”
Bu emredici hüküm sanıkların ve avukatların sürekli dile getirmesine karşın uygulanmıyor.
***
Özel yetkili mahkemeler (ÖYM) ayrıcalıklarını çok acımasız ve hukuku hiçe sayar biçimde kullanıyor. Öteki mahkemelerden daha çabuk delil toplama olanağına sahip olduğu halde çok daha yavaş yürüyor.
Bu konuya da bir örnek verelim. ÖYM’lerin kuruluş yasasına göre bu mahkemeler herhangi bir kişi ya da kuruluştan bilgi-belge isterse her kim olursa olsun bu isteği 15 gün içinde yerine getirmek zorunda. Getirmezse hakkında işlem yapılabiliyor. Hal böyleyken, tutukluluğun devam nedenleri arasında delillerin toplanmamış olması var.
DGM’lerin yerini ÖYM’ler aldı.
ÖYM’ler tamamen siyasallaştı.
Doğal olarak çözüm de siyasallaşmış oluyor.
Belli değil.
Bu yöntemle gidilirse; ki öyle görünüyor, kestirmek de olanaksız. Zira yeri geldikçe vurguladığımız gibi dava görüldükçe uzuyor. Önceki genel, yüzeysel bilgilerim bir yana; 2 yıldır Silivri’de tarihteki önemli davaların hemen hemen tümünü okudum. Silivri’deki gibi bir yargılama görmedim.
Silivri’deki davalar bilerek, planlanarak iki ana yöntemle uzatılıyor. Dosyanın kapsadığı sanık ve olay sayısını arttırarak, sanıklarla ilgili yeni soruşturma konuları üretilerek.
İkinci şıkka bir örnek vermek gerekirse; 25 Şubat’taki son duruşmada savcı, Ergenekon davasında yargılanan tüm sanıkların, kullanmaya başladıkları günden bu yana kredi kartları harcama dökümümü istedi.
Sanıkların tüm mali durumu incelendi, banka hesapları, mal varlıkları didik didik edildi. Bunların hiçbirinde varlığını iddia ettikleri ama, hâlâ kanıtlayamadıkları Ergenekon terör örgütünün “mali kaynağına” ilişkin bir şey bulunamadı.
Hiçbir kişisel endişem yok. Ancak merak ediyorum; herkesin kredi kartı harcamasını ayrıca inceleyerek neyi ortaya çıkaracaklar. Davada pek çok sanık için “kişisel verileri elde etmek” suçlaması var. Savcıların yaptığı ne?
***
En son 25 Şubat’taki aylık karar duruşması dahil tutukluluğuna devam kararı verilen tüm sanıklar için sürekli aynı gerekçe gösteriliyor.
Gerekçe aynen şöyle:
“Dosya kapsamı, her sanığa iddianamede ayrı ayrı isnat olunan suçlamalar ve bunlarla ilgili sevk maddeleri, delillerin tamamen toplanmamış olması ve dosyadaki belgeler ve raporlar, atılı suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığının devam etmekte olması ve bir kısım sanıkların halen savunmalarının alınmamış olması dikkate alınarak mevcut hallerin devamına…”
Tahliye kararı verilen sanıklarla ilgili gerekçe de aynı şekilde hiç değişmiyor.
O da şöyle:
“Dosya kapsamı, delil durumu, suç vasfının değişme ihtimali, tutuklulukta geçen süre dikkate alınarak tahliyesine…”
Yukarıdaki iki cümle eski deyimle arasına kopya kâğıdı konmuş gibi, yeni deyimle kes-yapıştır yöntemiyle tüm kararlarda yer alıyor.
Yasa şöyle diyor:
“Bir sanığı savunmasını aldıktan sonra tutuklu yargılamaya devam edeceksen mutlaka tutukluluğun niçin sürmesi gerektiğini açıkça yazmalısın.”
Bu emredici hüküm sanıkların ve avukatların sürekli dile getirmesine karşın uygulanmıyor.
***
Özel yetkili mahkemeler (ÖYM) ayrıcalıklarını çok acımasız ve hukuku hiçe sayar biçimde kullanıyor. Öteki mahkemelerden daha çabuk delil toplama olanağına sahip olduğu halde çok daha yavaş yürüyor.
Bu konuya da bir örnek verelim. ÖYM’lerin kuruluş yasasına göre bu mahkemeler herhangi bir kişi ya da kuruluştan bilgi-belge isterse her kim olursa olsun bu isteği 15 gün içinde yerine getirmek zorunda. Getirmezse hakkında işlem yapılabiliyor. Hal böyleyken, tutukluluğun devam nedenleri arasında delillerin toplanmamış olması var.
DGM’lerin yerini ÖYM’ler aldı.
ÖYM’ler tamamen siyasallaştı.
Doğal olarak çözüm de siyasallaşmış oluyor.

0 yorum:
Yorum Gönder