ÇOĞULCU demokraside partiler ikiye ayrılır: İktidar-muhalefet. İktidar koalisyon biçiminde değilse, öbür partilerin hepsi, şöyle ya da böyle, muhalefet demektir; en büyüğüne de, Türkçemizin birleşik sözcük kolaylığıyla, “anamuhalefet” denir. Anamuhalefet, geleceğin iktidar partisi ya da olası bir koalisyonun büyük partisi demektir.
Bu niteliğin gerektirdiği sorumluluklarla.
Muhalefetin temel görevi, İngilizlerin ünlü deyimiyle, “muhalefet” etmektir ama, anamuhalefet için ek bir görev daha var: İktidar olursa neleri nasıl yapacağını açıkça ortaya koymak. Bunu öbür muhalefet partileri de bilsinler ve tutumlarını da ona göre ayarlasınlar diye.
Türkiye’deki anamuhalefetin bu asıl ve ek görevleri yeterince yerine getirdiği söylenebilir mi?
Daha doğrusu, bu iki tür görev, bir anamuhalefet partisine yakışırcasına en doğru ve tutumlu biçimde bir araya getirilebiliyor mu?
Sık tekrarlanan örnek şu: Haftada bir, iktidarın başı önce Meclis grubunda konuşacak, sonra sıra anamuhalefet liderine gelecek. Bu kalıp, çoğu zaman iktidarın seçtiği taktiğe uygun olarak, söylenenlere yanıt yetiştirme biçiminde nafile bir laf yarışını kabullenmeye yol açıyor. Nafile, çünkü bu yarış iktidar liderine, yetişme tarzıyla “antrenmanı” ve sosyal çevresi sayesinde, ister istemez üstünlük sağlamakta. Karşıdakinin oyununa kapılmak yerine kendi oyununu sergilemek, futbol maçında bile daha kazançlı bir taktik değil midir?
Böyle bir taktik, iktidarı kısaca eleştirdikten sonra kendi yapacaklarını anlatıp topluma mesaj vererek geleceği kazanmayı ve bir taşla iki kuş vurmayı sağlayacaktır.
Bu anlamıyla, gündemde şimdilik “aile sigortası” denen henüz tam somutlandırılmış ve halk yığınlarınca kolay anlaşılır üsluba sokulmamış bir tasarım var. Bunu, örneğin yükseköğrenime giriş koşulları, burslar, harçlar, yurtlar konusunda genç seçmen yığınlarına yönelik tasarımlarla tamamlamak gerekmez mi? Daha önemlisi, bu çeşit açılımlar anamuhalefetin öncülük görevini, yani dağınık muhalefeti toparlamayı da kolaylaştırmaz mı?

0 yorum:
Yorum Gönder