BATI’NIN alışılmış ölçüleriyle bakarak Kaddafi Libya’sının demokratlığını ve sosyalistliğini ciddiye almayanlar hep olmuştur. Bu Kuzey Afrika ülkesine ilişkin olarak o kavramlardan söz edildiğinde Batılı çehrelerde oluşan “istihza” ifadesini sezmemek mümkün değildir. Oysa o kavramları yeşermelerine pek elverişli olmayan bir toprakta yeşertmeye çalışmak, hiç değilse biraz sempatiyle karşılanması gereken, herhalde ikiyüzlü olmayan ve safça bir çabadır.
Kuruluşundaki cafcaflı adıyla “Libya Sosyalist Arap Halk Cemahiriyesi”nin devlet kurumları, yerel halk meclisleri ve tepedeki organların yol gösterici yetkileriyle, elbet Avrupa demokrasilerinin organlarına benzemez; sosyalizmi de özellikle gençlerin elinden tutan cömertliğiyle, gelip geçmiş sosyalist yönetimlerin hepsinden farklıdır.
Bütün bunlar, anlayışla ve hoşgörüyle ele alınmazsa, kolayca eleştirilip küçümsendi. Nitekim, başlangıçta Batı’nın anlayışsız ve insafsız yaklaşımlarından bezen o rejim, 1978 Ecevit Türkiye’sinden, “Kaddafi’nin Yeşil Kitabı’nı sorunlara önyargısız bakarak içtenlikle eleştirecek birkaç sosyal bilimci” yollanmasını istemiş ve bu istek yerine getirilmişti.
Kaşarlanmış sömürgeciler ve petrol soyguncuları bu tür saflık sinyalleri veren deneyimsiz bir yönetimi şaşkına çevirmeden ve halk yığınlarındaki basit sızlanmaları gürültülü ayaklanmalara dönüştüren yöntemleri kullanmadan dururlar mı?
Libya’da olanlarda biraz böyle bir koku seziliyor.
Bu açıdan bakınca, Ankara’nın, ABD ve İngiltere’den farklı olarak, Libya’ya müdahale etme düşüncesinden uzak durması ve hele NATO’nun bu amaçla kullanılmasına karşı çıkması kesinlikle doğru bir tutum olmuştur.
Kaddafi, ülkesini ve devletini korumak için elbet direnme hakkını kendinde bulacaktır ve NATO herhalde birkaç büyük devletin çıkarlarını silahla korumak için kurulmamıştır. Türkiye NATO’daki ağırlığını sağduyudan ve haktan yana kullanmayıp da petrolün yine kan akıtmasına seyirci mi kalmalıydı?

0 yorum:
Yorum Gönder